İşgalciler Ne Kadar Sivil?

25 Mayıs 2002 Cumartesi

 
 
 
 
 

Filistinliler kendi öz yurtlarında bağımsızlık ve hak mücadelesi verirken, başvurdukları direniş metotlarında çeşitli tenkitlere maruz kalıyorlar. Bu tenkitlerden biri de sivillerin öldürüldüğü iddiasına dayanmaktadır. Biz de bu yazımızda bu konuyu ele almaya çalışacağız.

Filistin meselesiyle ilgili olarak öncelikle ve özellikle bilinmesi gereken bir husus var: İşgal gerçeği. Filistinliler bir yönetim değişikliği için uğraşmıyor. Bir sistem ve rejim mücadelesi içinde değiller. Başkalarının topraklarına girmiş değiller. Başkalarının dinleriyle ve inançlarıyla uğraşıyor değiller. Başkaları onların topraklarına girmiş, işgal ve gasp gerçekleştirmişler. Filistinliler de onların ellerinden vatanlarını kurtarabilmek, gasp edilen haklarını geri alabilmek için mücadele ediyorlar. Geçmişte sömürgeci ülkelerin gerçekleştirdiği işgallerle Filistin'de gerçekleştirilen işgal arasında önemli bir fark var: Sömürgeci ülkeler, başka ülkeleri işgal ederken oraları sömürge haline getirmek ve oraların üzerinde bir hakimiyet oluşturmak amacıyla bunu yapıyorlardı. Dolayısıyla oralara askeri mekanizmalarıyla ve bunların yardımcı unsurlarıyla giriyorlardı. Bu yüzden de yurtlarını onların işgallerinden kurtarmak isteyenler askeri mekanizmalara karşı savaş veriyorlardı. Filistin'i işgal eden siyonistlerin amacı ise dünyanın değişik yörelerinde yaşayan yahudileri bu topraklara toplayıp iskan etmek, onlara yer açabilmek için de Filistin topraklarının asıl sahiplerini icbar ve zulüm yoluyla göçe zorlamaktır. Bu uygulamada askerlerle siviller ortak hareket etmektedirler. Eğer ki "sivil" olarak nitelendirilenler gasp yoluyla alınan topraklara gelip yerleşmezlerse, oraların sahiplerini çıkmaya zorlama amacına yönelik tehdit ve zorlama uygulamalarına yardımcı olmazlarsa bu politikanın yürütülmesi mümkün değildir. Durumun böyle olduğunu oralara iskan edilen sözde siviller de gayet iyi biliyorlar. Hatta çoğu zaman onlar gelip yerleştikten sonra kendilerinden sonra geleceklere yer açabilmek için gasp ve göçe zorlama politikasına fiilen destek olmaktadırlar. Dolayısıyla "sivil" olarak nitelendirilenler, burada Filistinlilere karşı başvurulan zulüm uygulamalarının ve işgal politikasının dışında değildir. Filistinlilerin eylemlerinin amacı da zaten, insan öldürmek, can almak değil, işte bu uygulamanın, Filistin topraklarına göçün önüne geçmek, daha önce göç etmiş olanları da çıkmaya zorlamaktır. Burada bir hak mücadelesi söz konusudur. Haksız olduklarını görüp veya kendilerinin orada güven içinde yaşayamayacaklarını düşünüp de Filistin topraklarını terk edenler için herhangi bir risk söz konusu değildir. Ama orada kalmakta ısrar ederek işgalin devam etmesine yardımcı olanlar, suça ortak olmaya da devam etmektedirler. Dolayısıyla vatanı işgalden kurtarma mücadelesinin hedefi olmayı hak etmektedirler. Yüce Allah da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür." (Bakara, 2/191) Siyonistlerin, işgal ve Filistinlileri göçe zorlama politikası bir fitnedir. Bu fitne yüzünden bugün beş milyon civarında Filistinli evini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Onların büyük bir çoğunluğu gittikleri yerlerde mülteci kamplarına yerleştirilerek tam anlamıyla sefalete mahkum edilmişlerdir. Çocuklarına bir gelecek hazırlama imkanlarından mahrum durumdadırlar. Kendi öz yurtlarında kalmakta ısrar edenler de kendilerini sürekli tehdit ve tehlike ile karşı karşıya hissetmektedirler. Bu ise siyonistlerin işgal, gasp, Filistinlileri göçe zorlama ve yahudileri Filistin topraklarına iskan politikalarıyla olmaktadır. Bu politikalara destek veren yahudiler, dolaylı şekilde değil doğrudan suça ortak olmaktadırlar.

HAMAS'ın Siyasi Birim eski başkanı ve halen de bu biriminin üyesi olan Dr. Musa Ebu Merzuk, istişhadi eylemlerin, İsrail'in işgal ve gasp politikasını engellemedeki rolüne temas ederken şunları söylemişti: "Şüphesiz istişhadi eylemler, İsrail'in dünyanın değişik yörelerindeki yahudileri Filistin topraklarına çekmek için ürettiği güvenlik teorilerini öldüren en önemli etken olmuştur. İsrail'in iddialarının aksine yahudiler dünyanın her tarafında güven içinde yaşayabilirken sadece Filistin'de bu güvenden yoksun kalmaktadırlar." Filistin'de bu güvenden yoksun kalmalarının sebebi ise orada işgalci ve gasıp olmalarıdır. Eylemlerde hedef alınmalarının sebebi de budur. Yoksa yahudi olmaları yani dini kimlikleri değildir.

Aksa İntifadası sürecinde bir milyon civarında göçmen yahudinin Filistin topraklarını terk etme ihtiyacı duyması, ayrıca Beyrut kasabı Şaron'un Filistin topraklarına bir milyon yeni yahudi yerleştireceğini vaad etmesine rağmen bir tek kişiyi bile yerleştirmeyi başaramaması söz konusu eylemlerin ve mücadele tarzının siyonist devletin işgal ve gasp politikasını engellemedeki rolünü ortaya koyması açısından dikkat çekicidir. Burada Yüce Allah'ın yukarıda mealini verdiğimiz ayetinde vurguladığı: "Fitne öldürmekten daha kötüdür" hükmünün hikmeti de ortaya çıkıyor.

Filistin'deki direniş, vatanı işgalden kurtarma ve işgalin devamına imkan sağlayan etkenleri devre dışı bırakma mücadelesi olduğundan birtakım stratejik boyutları da bulunmaktadır. Filistin topraklarına yahudi yerleşimini önleme mücadelesinin de stratejik boyutları vardır. Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi göçmenler kendilerini güven ve istikrar içinde hissettikleri zaman yenileri de gelmeye cesaret etmektedirler. Göçün devamı ise yeni işgalleri, yeni gaspları beraberinde getiriyor. Bu gelişme de yurtlarından uzaklaştırılan, mülteci durumuna sokulan ve sefalet hayatına mahkum edilen Filistinlilerin daha da artmasına sebep oluyor. Hiçbir toplumdan ve halktan kendilerini sefalete mahkum ederek, öz yurtlarında başkalarının keyif çatmalarına razı olmaları, "medya organları bizi hedef almasın" diye canlarından daha kıymetli bildikleri vatanlarının, kendilerine düşmanlıkta en ileri gidenlerin çiftlikleri, eğlence haneleri haline getirilmesini kabullenmeleri beklenemez. O insanlar, vatanlarına yönelen tehdit ve tehlikeyi bertaraf edebilmek, işgalin genişlemesini önleyebilmek için mücadelenin stratejik cihetini de göz önünde bulundurma gereği duyacaklardır.

Mücadelenin stratejik boyutuyla ilgili bir husus da güç dengesizliğidir. İşgal devletinin elinde her türlü maddi imkan olduğu gibi dışarıdan da sürekli destek alıyor. Bu durum karşısında onun üzerinde caydırıcı etki yapacak mücadele verilmesi gerekiyor. İstişhadi eylemler yahudi göçmenleri tersine göçe zorladığından bu, işgal devletinin üzerinde son derece olumsuz etki yapıyor. Dolayısıyla işgal devleti bu eylemlerin sonuçlarından korkmaktadır.

Buraya kadar vurguladığımız hususlarda Filistin topraklarına yerleştirilen yahudi göçmenlerin, silahlı saldırılarda fiilen yer almamaları varsayımı esas alınmıştır. Yani "siviller" olarak nitelendirilen göçmenler, saldırılara fiilen iştirak etmemeleri durumunda bile, üzerine iskan edildikleri arazilerin gaspen alındığını ve asıl sahiplerinin göçe zorlanarak sefalete mahkum edildiğini bildikleri halde o topraklara haksız bir şekilde yerleştiklerinden, gayri meşru bir işgale insan gücü sağladıklarından, İsrail'in genişleme ve işgal politikalarına güç kattıklarından, dünyanın değişik yörelerindeki yahudilerin işgal edilen Filistin topraklarına nakledilmesi işlemine destek sağladıklarından, henüz göç etmemiş olanlara cesaret verdiklerinden ve benzeri sebeplerden dolayı suça ortak olmaktadırlar. Filistinliler açısından da, yahudi göçmenlerin Filistin topraklarında güvenlik problemiyle karşılaşmaları siyonist devletin işgal ve gasp politikalarını olumsuz yönden etkilemekte, dolayısıyla bu mücadele onlar için bir stratejik mücadele mahiyeti taşımaktadır. Fakat stratejik bir mücadelenin başarılı olabilmesi için suçsuz ve masum insanların hedef alındığı söylenemez. Çünkü birinci husus böyle bir iddianın haklılık payını ortadan kaldırmaktadır.

Hal böyleyken, İsrail işgal devletinin "siviller" diye nitelendirdiği göçmenlerin büyük bir çoğunluğu Filistinlilere yönelik saldırıların, işkencelerin, eziyetlerin fiilen içindedir. "Siviller"in çocuk yaşın üstünde olanlarının tamamına yakını silahlıdır. Ayrıca "siviller" belli bir yaşa kadar "yedek asker" kabul edilmektedir ve ihtiyaç duyulduğunda, saldırılar için istihdam edilmektedirler. Nitekim son Cenin katliamının gerçekleştirilmesi öncesindeki muhasara ve baskının ilk günlerinde kullanılan silahlı güçlerin büyük bir çoğunluğunu yedekler oluşturuyordu. Başta el-Halil katliamı olmak üzere birçok katliam ve cinayet "siviller" olarak nitelendirilenler tarafından gerçekleştirilmiştir. Pek çok baskın asker-sivil işbirliğiyle yapılmıştır. Özellikle Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin tahliyesi amacıyla gerçekleştirilen ev baskınları ve gasplarda genellikle siviller kullanılmaktadır. Biz bu konuda "İsrail'in Sivilleri" başlığını taşıyan bir araştırma yayınladık ve bu araştırmada sivillerin saldırıları hakkında ayrıntılı bilgiler verdik.

Hal böyle olmakla birlikte Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) şimdiye kadar birkaç kez, karşılıklı olarak sivillere saldırmama yönünde tekliflerde bulunduğu halde İsrail işgal devleti kabul etmedi. İşgal devletinin saldırılarına maruz kalanların yüzde doksanını silahsız sivil insanlar oluşturmaktadır. Aslında İsrail işgal devleti Filistinli sivillere saldırmama yönünde bir taahhütte bulunsa ve bu taahhüdünü yerine getirebilse HAMAS ve diğer direniş grupları da İsrail'in sivillerine saldırmama taahhütlerini yerine getirmeye hazırdır. Bu durumda: "Daha önce üzerinde durulan ve yahudi göçünü önleme, göç edenleri de Filistin topraklarını terke zorlama amacına yönelik stratejik mücadele ne olacak?" sorusu akla gelebilir. Buna cevap olarak şunu söyleyebiliriz: İşgal devleti askeri yönden abartıldığı gibi güçlü değildir. İşgal devletinin saldırılarının en olumsuz tesiri, Filistinlilere yönelik olarak karadan ve havadan toplu imha silahlarının kullanılmasından ve ev yıkımlarından ileri gelmektedir. Eğer İsrail bu tür saldırılar gerçekleştirmeme yönünde taahhütte bulunur ve bu taahhüdüne bağlı kalırsa, Filistin tarafı sivil halkını emniyette hissedecek ve askeri teçhizat karşısında Güney Lübnan'daki gibi bir gerilla savaşı verecektir. Gerilla savaşı Güney Lübnan'da nasıl İsrail'i yıprattı ve işgale son vermeye zorladıysa Filistin'de de aynı şekilde zaman içinde işgalcileri yıpratacak ve kademeleri bir çekilme söz konusu olabilecektir. Bunu İsrail işgal devleti de tahmin ettiğinden, Filistinli sivilleri hedef alan saldırılarını sürdürme ve toplu katliamlar gerçekleştirme konusunda ısrarlı davranmaktadır. Fakat ne kadar ilginçtir ki muhtelif medya organları Filistinli sivillere yönelik vahşi saldırıları ve katliamları pek gündeme getirmek istemezken Filistinlilerin eylemlerinde öldürülen "siviller"i sürekli gündemde tutmaya ve bu yolla Filistin direnişini yıpratmaya çalışmaktadır.

Siviller meselesinin asıl önemli boyutunu çocuklar konusu oluşturmaktadır. Bu konuda Filistin Direnişi ve Çocuklarbaşlıklı yazımızı okuyunuz.