Emîre İtaat ve Fâsık İmamın Arkasında Namaz

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Emîriniz, fâzıl veya fâcir her nasıl olursa olsun (onun emri altında) cihad etmeniz size farzdır. Keza, namazı da fâzıl veya fâcir ve hatta kebâir işlemiş bile olsa her Müslümanı, arkasında kılması bütün Müslümanlara farzdır." [Ebu Dâvud, Cihâd 35, (2533)] Tafsilatlı bi şekilde bilgilendirirseniz sevinirim. Bu hadisi daha farklı yerlerden veya kaynaklardan bulabilir miyiz? Ayrıca Fi Zilal ve Tefhim'den Bakara sûresinin 124. âyetinde geçen Hz. İbrahim ile ilgili "zürriyetimden olanlar" ve "zâlim olmamak şartı ile" tefsirine baktım. Fi Zilal'de konunun Müslüman olduklarını iddia edenlerle ve bunda samimi olmayıp iddiadan öteye gidemeyenlerle ilgili olduğu belirtiliyor. Tefhim'de ise İsrailoğullarından söz ediliyor. Bu âyetin yukarıdaki hadisle bir ilgisi var mı?

Yakup Baran

Hadiste şöyle deniyor:

"İster berr (iyilik sahibi) ister fâcir (günahkâr) olsun, her emirle birlikte cihad sizin üzerinize farzdır. İster berr, ister fâcir olsun, hatta büyük günâhları işlemiş bile olsa her Müslümanın arkasında namaz sizin üzerinize farzdır. İster berr ister fâcir olsun, hatta büyük günâhları işlemiş bile olsa namaz her Müslümanın üzerine farzdır."

Bu hadisin bir başka kaynakta rivâyetine rastlamadım. Yine Ebu Davud'un Sünen'inde Kitabu's-Salat kısmının 63. babında 594 nolu hadis olarak aynı ravilerle naklediliyor. Fakat buradaki rivayette sadece namazla ilgili kısmı var, cihadla ilgili kısmı yok. Ayrıca Buhari'nin Kitâbu'l-Cihad bölümünün 44. babının başlığı "Berr ve fâcirin arkasında cihada çıkılır" ifadesi kullanılıyor. Fakat babın içindeki hadisler genel anlamda cihadla ilgili, bu konuyla ilgili değil. Bununla birlikte Buhari'nin bab başlıklarının bazıları rivayet silsilesi nakledilmeyen hadislerdir. Böyle olmasa bile bâb başlıklarında kullandığı ifadeler onun fıkhî görüşünü ortaya koyar. (Fıkhu'l-Buhârî fi terâcimih: Buharî'nin fıkhî görüşleri bâb başlıklarındadır) Dolayısıyla böyle bir ifadenin kullanılmış olması onun fıkhî görüşünün bu yönde olduğunu, böyle bir görüş beyân etmekle de hadise dayanmış olması ihtimalinin kuvvetli olduğunu gösterir. Çünkü Buharî'nin fıkhî görüşleri hadis kaynaklıdır.

Hadisin sıhhat derecesini tespit edebilmem için rivayet silsilesinde geçen ravileri tek tek incelemem lâzım. Bu da biraz zaman alır. Fakat konuya açıklık getirecek bir açıklama yapmamız mümkündür.

Namaz konusunda bu konuya açıklık getiren ve meseleyi gayet iyi izah eden bir hadis Buhari'nin Sahih'inin Kitâbu'l-Ezân bölümünde 56. babda nakledilmiştir. Oradaki hadiste bildirildiğine göre Ubeydullah ibnu Udey, Hz. Osman (r.a.)'a: "Sen bütün halkın imamısın ve başına bu gördüğün durum geldi. Bize de fitne öncüsü (bu işlerin başını çeken kişi) namaz kıldırıyor. Ancak onun arkasında namaz kılmakta zorlanıyoruz" dedi. Osman (r.a.): "Namaz insanların yaptıklarının en güzelidir. İnsanlar güzel bir şey yaptıklarında sen de onlarla birlikte güzel şey yap. Onlar kötülük yaptıklarında sen onlarla birlikte kötülük yapmaktan çekin" dedi."

Dikkat edilirse bu olayda Hz. Osman (r.a.) kendisine karşı isyan çıkaranların başını çekenlerin arkasında bile namaz kılınmasına izin vermiş, fakat bunun onunla birlikte her işi yapmaya izin olarak algılanmaması gerektiğini özellikle hatırlatmıştır. İmamlıkta efdaliyet yani öncelik hakkıyla imkâniyeti birbirinden ayırmak gerekir. İmamlığı mümkün olan herkesin arkasında namaz kılınır. Cemaatin korunması için bu gereklidir. Âlimlerimiz berr ve fâcir imamın arkasında namaz kılınabileceğini söylemişlerdir. Fakat fâcirliğin sınırı iman dairesinin dışına çıkmamaktır. İnsanı bu dairenin dışına çıkaran anlayış içindeki bir kimse imamlık ederse onun arkasında elbette namaz kılınmaz. Örneğin Allah'ın ahkâm-ı şer'iyesini veya bunlardan herhangi birini inkâr eden, aşağılayan kimsenin fâcirliği iman dairesinin dışına çıkaran bir fâcirliktir. Dolayısıyla böyle birinin imamlığı caiz olmaz. Zaten hadiste de "her Müslümanın arkasında…" denerek Müslüman kimliği özellikle vurgulanıyor.

Cihadda da berr ve fâcir her komutanın arkasında savaşılması savaş disiplininin korunması açısından zarurettir. Ancak bunun da sınırı var. Bu sınır da Yüce Allah'ın koyduğu ölçülerle belirlenmiştir. Yaratıcıya isyan olan bir amelde yaratılana itaat olmaz. Yani eğer ki komutan iman ehlindense fâcir de olsa askeri disiplinin korunması için kendine itaat edilmesi gerekir. Ama burada şahsındaki kusuru görmezlikten gelmek mümkün olsa da emirlerindeki kusurları görmezlikten gelmek zorunda değilsiniz. Hz. Osman (r.a.)'ın dikkat çektiği husus da budur. İyi işlerde berr veya fâcir birinin emrinde olabilirsiniz. Ama bu, kötülüklerde de itaat etmeniz gerektiği anlamına gelmez.

Sorduğunuz âyete gelince:

Bu âyette Yüce Allah meâlen şöyle buyurmaktadır:

"Hani, Rabbi İbrahim'i bazı sözlerle imtihan etmişti de o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabbi ona: "Ben seni insanlara önder kılacağım" dedi. O: "Soyumdan da!" dedi. Rabbi de: "Benim ahdim (sözüm) zalimlere erişmez" dedi."

Burada Hz. İbrâhim (a.s.)'ın talebine Yüce Allah, kendisinin ilahî lütfundan zâlimlerin müstesna tutulacağını hatırlatarak karşılık veriyor. Burada kendilerine imamlık verileceklerle kastedilenler Allah'ın ilâhî lütfuyla seçilip halklara önder ve yönetici yapılanlardır. Ama bunun yanı sıra zorbalıkla bu gibi makamlara gelenler de olabilmektedir ki onlar Allah'ın ilahî lütfuna lâyık olanlar değildir.

Yukarıdaki hadisle doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Çünkü burada Allah'ın seçerek imam yaptığı kimselerde aranan vasıflara işaret ediliyor. Ama dolaylı irtibat kurulabilir. Dolaylı irtibatı ise şöyle bir soruyla kurmak mümkündür: "Madem ki zâlimler Allah'ın seçerek imam yaptığı kimseler değiller, o halde onlara neden itaat gerekli olsun?"

İşte burada yapılan yorumlarda hata edilmektedir. Şöyle ki zâlime zulmünde itaat etmekle, şerri emretmediği sürece bir fâcire itaat farklıdır. Zâlime zulmünde itaat gerekmez. Tam aksine karşı çıkmak gerekir. Sahabilerin Hz. Ömer (r.a.)'e: "Seni kılıçlarımızla düzeltiriz" sözlerinde olduğu gibi. Ama bir kimse kendi nefsinde günâh işlediğinden dolayı fâcir ise ve cihad önderliğine yahut belli bir nizamın korunmasında etkili olacağı göreve getirilmişse Allah'ın emrine ters bir şey istemediği sürece ona itaat edilmelidir. Yani burada kişi kendisi fâcirdir ama zulmü ve haksızlığı emretmemektedir. İşte ona fâcir olmasından dolayı isyan edip de disiplini bozmak caiz olmaz. Bununla birlikte onun fâcirliğinin onaylanması da gerekmez. Onaylanan, Allah'ın emrine ters düşmeyen emridir. Onun kendi fâcirliği böyle bir emrine karşı çıkılmasının gerekçesi olamaz. İşte Hz. Osman (r.a.)'ın: "İnsanlar güzel bir şey yaptıklarında sen de onlarla birlikte güzel şey yap. Onlar kötülük yaptıklarında sen onlarla birlikte kötülük yapmaktan çekin" sözü bunu en güzel şekilde izah ediyor. Bu da gösteriyor ki zâlime zulmünde yardımcı olunmaz ve itaat edilmez.