Kaza borcu ve nafile namaz

Çok kaza namazı olanlar mesela 9-10 sene kaza namazı borcu olanlar beş vakit namazla birlikte sünnet yerine kaza namazları mı kılmalı?

S. Yel

Bu mesele "kaza borcu olanın nafile namaz kılması" mevzuudur; yani kaza borcunun azlığı veya çokluğu bir şey değiştirmez. Kaza borcunu sıfırlayıncaya kadar bu hüküm geçerlidir.

Mevzu, içtihadi bir mevzu olduğundan hakkında farklı görüşler var. Yani konuyla ilgili net bir bilgi içeren hadisler olduğunu duymadım. Ayrıca uzun süre namazın terkinden dolayı kaza borcu meselesi Resulullah (s.a.s.) zamanında değil sonraki dönemlerde ortaya çıkmıştır. Resulullah (s.a.s.) namazın sadece üç sebepten kazaya kalabileceğini bunun dışında herhangi bir sebepten kazaya bırakılamayacağını bildirmiştir. Bu üç sebep de: Bayılmak, kasıtlı bir ihmal olmaksızın uyuyup kalmak ve unutmaktır. Bu üç sebepten herhangi birinden dolayı nnamazı terk etmiş olanın da geciktirmeden namazını kılması gerekir. Örneğin unutan kişi hatırladığında, uyuyup kalan uyandığında, bayılan ayılıp kendine geldiğinde namazını kılmak zorundadır. Yolculuk, iş yoğunluğu ve hastalık namazın terkine mazeret değildir. Ama yolculuk, yağmur ve benzeri zaruretlerden dolayı cem' ve kasr ile yani dört rekatlı namazları iki rek'at (kasr); öğle ve ikindiyi bir arada, akşam ile yatsıyı bir arada (cem') kılmak mümkündür. Hastalık halinde oturarak veya yatarak kılmak mümkündür. Yatarak kılabilmek için en azından kafasını hareket ettirebilecek kadar takatinin olması gerekir. Bu kadar takati olmayan kimsenin üzerinden namaz sâkıt olur (düşer). Bu gibi bir hasta bayılmış biriyle aynı hükümdedir. Eğer bu hastalık hali beş vakit namazdan daha kısa sürerse iyileştiğinde geçen namazlarını kılması gerekir. Beş vakit namaz süresinden fazla sürerse, artık geçen namazları tamamen üzerinden sâkıt olur ve geçen namazlarını kaza etmesi gerekmez.

Ne yazık ki yaşadığımız çağda namazın ehemmiyeti konusunda insanlar cahil bırakıldığından ihmal sebebiyle terk edenler çok olmakta ve bu şekilde terk edilen namazların kazayla yerine getirilmesinin mümkün olabileceği, kaza kılmanın bir borç ödeme kolaylığı türünden Müslümana tanınan kolaylık olduğu sanılmaktadır. Oysa yukarıda zikrettiğimiz sebeplerin dışında herhangi bir sebepten dolayı namazını terk etmiş kişi aynı zamanda büyük günâh işlemektedir. Bu sebeple sadece kaza ile onun vebalinden kurtulmuş olmaz. Hem kaza etmesi, hem işlediği günâhtan dolayı tevbe etmesi ve bir daha aynı hatayı işlememeye azmetmesi gerekir. Çünkü tevbenin şartı aynı hatayı işlememeye azmetmektir.

Kaza borcu olanın nafile namaz kılması mevzuuna gelince:

Dediğimiz gibi bu mevzu içtihadî olduğundan farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bazılarına göre tüm nafileler yerine kaza kılması ve kaza borcunu tamamlayıncaya kadar böyle devam etmesi gerekir. Bazılarına göre ise farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınan (revâtib sünnetler), bir mescide girince kılınması gereken tahiyyetu'l-mescid namazı gibi müekked sünnetleri, teravih namazı, husuf ve küsûf namazı (güneş ve ay tutulması münâsebetiyle kılınan namazlar), bayram namazı (bazı mezheplerde sünnettir) gibi özel vakitlerde ve özel hallerde kılınan nafileleri kılabilir. Bunların dışındaki nafilelerin yerine kaza kılması ve tüm kaza borcunu üzerinden atıncaya kadar böyle devam etmesi gerekir. En isabetli görüş de bu görüştür.