Hizbu't-Tahrir, el-Kaide, Irak'ta sivilleri hedef alan eylemler

Hizbu't-Tahrir nedir? el-Kaide naıl bir harekettir? Bu örgüt gerçekten bu kadar güçlü mü yoksa kullanılıyor mu? Yani nasıl oluyor da dağlardan ölüm korkusuyla çıkamayan bir adam aynı anda İngiltere'de saldırı düzenliyor ve Irak'ta direniş gösteriyor. Dünyayı tehdit ediyor. Nasıl silah temin ediyor? Irak'ta halka yapılan saldırıların dinen bir mantığı var mı? Yani yapılan işgale sesini çıkarmayan halk suçlu mudur? Suçluysa bu şekilde mi tepki gösterilmeli?

Murat Kılıç

Hizbu't-Tahrir

Bu hareketin kurucusu aslen Filistinli olan Takiyyuddin en-Nebhani'dir. Ağırlıklı olarak hilafet konusu üzerinde durmakta ve hilafetin yeniden tesisinin Müslümanların öncelikli meseleleri olması gerektiğini düşünoyarlar. Mevcut sistemlerin çatısı altında siyasi faaliyetlere karşı çıkıyor ve bunun meşru olmadığı kanaatini taşıyorlar. Örgütsel faaliyetleri genellikle resmileşmemiş niteliktedir. Bununla birlikte birtakım derneklerin çatıları altında veya yayın çalışmalarıyla resmen onaylanmış kurumlarla çalıştıkları da oluyor. Bir zamanlar buna da karşı çıkıyorlardı. Ancak böyle her şeyi yerin altına çekerek faaliyet yürütmenin bir çıkmaz sokağa girmek olduğunu tahmin ediyorum yavaş yavaş anlamaya başladılar. Faaliyetlerinde genellikle şiddet metotlarından uzak durmaya çalışıyorlar. Ancak hâkim sistemlerin onlara karşı şiddet politikalarına başvurduğu bilinmektedir. Bu sıralarda en yoğun faaliyetlerde bulundukları ülkeler Ürdün, Tunus ve Özbekistan'dır. Özbekistan'da son zamanlarda etkili olmaya başladılar. Türkiye'de bir dönem atakta bulunmuşlardı. Ancak o dönem bu atağa ilgi gösterenlerin daha sonra ayrılmaları sebebiyle başarılı olamadılar. Fakat son yıllarda yeni bir atağa geçtiler ve bu kez maya tutturdukları söylenebilir.

Bu hareket etrafında son zamanlarda geliştirilen komplo teorilerini haklı ve isabetli bulmuyorum. Çünkü bu insanları yıllardan beridir tanıyorum. Birtakım görüşlerini ve faaliyet metotlarını benimsemesem de İslâmî duyarlılık taşıdıklarını, söz konusu komplo teorilerinde iddia edildiği gibi belli amaçlar için maşa olmayı kabul edeceklerini kesinlikle düşünmüyorum. Maalesef İslâmî camianın Mahir Kaynak'ın komplo teorilerine çok fazla itibar etmesi, bu şekilde kendilerinden bile şüphelenir hale gelmelerine sebep oldu. Bizim mü'min kardeşlerimize bakış tarzımızı bu gibi komplocular belirlemesin. Biz yaklaşımlarımızı ve bakışlarımızı kendimiz belirleyelim. Ölçülerimiz de en başta Allah'ın kitabından ve Resululullah (s.a.s.)'ın sünnetinden kaynağını alsın.

el-Kaide

el-Kaide meselesi de yukarıda zikrettiğimiz gibi komplo teorilerinin yönlendirmeleriyle, bizim bakış tarzımızı belirleme konusunda çektiğimiz sıkıntılar arasında sıkışmış bir meseledir. Ne yazık ki İslâmî camianın mensupları son dönemde uluslar arası platformdaki psikolojik yönlendirmeden çok fazla etkilendiklerinden, kabullenmekte zorlandıkları kişileri veya oluşumları komplo teorilerine malzeme yapmakta, "bunlar olsa olsa birileri tarafından sistemli bir şekilde kullanılan kuklalar olabilir" damgalamasını yapmaktadırlar.

Ben şahsen el-Kaide'nin tutum ve metodunu benimsemiyorum. Örneğin Madrid ve Londra'da gerçekleştirdiği eylemler, Avrupa'daki Müslümanlara birçok yönden zarar vermiştir. İslâmî anlayışımız açısından da onaylanmasını mümkün görmüyorum. Ancak böyle olması söz konusu örgüt hakkında geliştirilen komplo teorilerinde iddia edildiği gibi birilerinin hesabına çalışıyor olmalarından değil, metot ve anlayıştaki hatalarından ileri gelmektedir.

Örgütün liderinin dağlarda bir yerlere sığınmak zorunda bırakılmış olması, elemanlarının Londra'da veya bir başka yerde eylem gerçekleştirmesine engel değildir. Çünkü bu örgüt çok fazla düzenli bir iç disipline sahip değildir. Örgütün elemanları daha çok kendilerine kazandırılan anlayış ve eylem tarzına göre hareket etmekte, herhangi bir yerde gerçekleştirecekleri eylem için en üst kademedeki liderleriyle irtibata geçme ihtiyacı duymamaktadırlar ki buna zaten her zaman imkân da olmaz.

Irak'ta el-Kaide çizgisindeki Zerkavi ağırlıklı olarak bu ülkeye dışarıdan gelen direnişçileri organize etmektedir. Irak'ın içinden çıkan direnişçilerin ayrı örgütsel yapıları var. Irak'taki direnişe destek amacıyla dışarıdan giden direnişçilerin de genelini daha önce el-Kaide bünyesinde muhtelif örgütsel faaliyetlere katılmış olanlar oluşturmaktadır.

el-Kaide, tasavvufi ekollerde veya muhtelif cemaatlerde olduğu gibi bir iç disipline sahip değildir. Bu hareketin çekirdeğini, daha önce Afganistan'a cihada katılmak için giden ancak sonra ülkelerine dönmelerine fırsat verilmeyen ve kendilerine "Arap mücahitler" denilen gençler oluşturmuştur. Arap dünyasındaki diktatör yöneticiler o gençlerin ülkelerine dönmeleri durumunda, Afganistan'da kazandıkları gerilla savaşı tecrübelerini kendilerine karşı uygulayabileceklerinden korktu bu yüzden de gidenlerin tümünü zindana attılar. Bu hapse atma uygulaması duyulunca gitmemiş olanlar da ya Afganistan'da kalmayı veya fiili mücadelenin olduğu cephelere taşınmayı yahut muhtelif ülkelerde bu tür cephelere gönderilecek elemanlar kazanma amaçlı faaliyetler yürütmeyi tercih ettiler. Aralarında da bir koordinasyon oluştu. Aktif mücadelenin olduğu cephelere gitmek isteyenler de en sağlam köprü olarak onların koordinasyonlarını gördüler. İşte el-Kaide dedikleri bu yapılanmadır.

Amerikan emperyalizmi saldırgan politikasına gerekçe oluşturmak için her zaman terör ve şiddet olgusunu kullanmıştır. Çünkü kendisi global bir terör politikası uygulamaktadır. Bunu haklı göstermek için de terör ve şiddet olgusundan yararlanmaya çalışmaktadır. Bu amaçla her dönemde kendisine gerekçe ve dayanak olarak gösterebileceği bazı örgütsel yapılanmaları öne çıkarıp onları kendi saldırgan politikasının dayanağı olarak kullanmaya çalışmaktadır. Özellikle belli bir örgütsel yapılanmanın üzerinde yoğunlaşılması, psikolojik ve sosyal yönlendirmenin daha kolay olmasına imkân sağlamaktadır. Çünkü ABD'nin "terör" listesinde onlarca örgüt var. Toplumların bunların isimlerini ezberlemesi bile mümkün değildir. Dolayısıyla çok sayıda isim üzerinde durulursa zihinlerde bir dağınıklık oluşur ve ilgilerin odaklanması mümkün olmaz. Bu durumda kitleler ABD'nin global terörüne gerekçe olarak kullanılacak belli bir şiddetin üzerinde yoğunlaşamaz. İşte bu sebeple Amerikan emperyalizmi her dönemde, şiddeti metot olarak tercih eden belli bir örgütü öne çıkarır. Ama bu o örgütün ABD'nin kurduğu ve kullandığı bir örgüt olduğunu göstermez. Çünkü her dönemde emperyalizme karşı şiddeti metot olarak tercih etmiş örgütler mutlaka ortaya çıkmıştır.

Bu sebeple o örgütler etrafında geliştirilen komplo teorilerine göre düşüncelerimizi belirlemek yerine taşların hepsini yerli yerine oturtarak bakışlarımızı doğrultmamız daha isabetli olur.

Sonuç itibariyle el-Kaide yanlış bir metoda başvuruyor olsa da ABD emperyalizminin kullandığı bir örgüt değildir.

Cevabınızı aldım konu hakkında beni bilgilendirdiğiniz için sağolun; ancak halen şunu merak ediyorum: Hastaya yapılan iyi niyetli teşhis kötü sonuçlar doğursa da bunların dinen hükmü nedir? Bunları sahiplenmemezi gerektirir mi? Hz. Hüseyin ,sonucunu bile bile gerçekten ailesini ve hatta kendisini riske soktu ve o zaman bir çok kişi bundan zarar gördü. Keza Filistin de yapılan istişhadi eylemler Filistin halkını zora sokmuyor mu? Bu yüzden canlar, aileler yok olup- harap oluyor. Sahiplenmemek mi lazım? Aynı şeyi el-Kaide için de söyleyebilir miyiz?

Murat Kılıç

Cihad zaten mana itibariyle cehd, zorlanma kökünden türemedir. Dolayısıyla bu çerçevede yapılan fiillerden dolayı tabii ki birtakım zorluklar doğacak. Ama stratejinin doğru tespit edilmesi için azami gayretin gösterilmesi gerekir.

Madrid ve Londra'daki eylemler Filistin'deki eylemlere kıyaslanamaz. Çünkü Filistin'deki siyonistlerin tümü işgalcidir. Filistin toprakları üzerindeki siyonist varlığın tamamı işgaldir. Dünya kamuoyu bu gerçekten habersiz bırakıldığı için Filistin'deki direnişi İsrail'e karşı rejim karşıtı mücadele gibi zannediyor. Bu durumda "asker - sivil" tartışması devreye giriyor. Oysa savaş hukukuna göre düşman İslâm toprağına girdikten sonra, onların tümü savaşçıdır. Kıyafetlerinin sivil ya da asker olması bir şeyi değiştirmez. Ama İslâm ordusu düşman toprağına girdiğinde savaşla ilgisi olmayanlara kesinlikle saldırılamaz. Çünkü bu şekildeki cihadın amacı davetin önündeki engelleri kaldırmaktır. Yani hedef İslâm davetiyle halklar arasında engel oluşturan küfür hâkimiyetleridir. Bu engel kaldırıldığında artık daha önce küfür hâkimiyetinde yaşayan tüm insanlar İslâm hâkimiyetinin güvencesi altında yaşarlar. İslâm'ı kabul etseler de etmeseler de onların canlarını, mallarını ve özgürlüklerini güvence altına almak İslâm hâkimiyetinin sorumluluğudur.

Filistin cihadında, savaşla ilgili ahkâm-ı şer'iyye gözetilmektedir. Biz bu konuyu araştırma dosyalarımızda da ortaya koyduk. Bu konuda Web sitemizdeki "Filistin Cihadının Fıkhî ve Stratejik Yönü" başlıklı dosyamızı incelemenizi tavsiye ederiz.

Ayrıca Filistin'de siyonist işgale son verilmesi için cihad farzdır. İşgal altındaki beldelerde buna güç yetirenlerin tümü için gücü nispetinde bu cihada katkıda bulunmak farzı ayndır. Diğer beldelerden onlara destek verilmesi de farz-ı kifayedir. Bu durumda cihaddan doğacak sonuçlar, Müslümanları birtakım zorluklara sürüklese de o farz terk edilemez. O farz sadece, böyle bir şeye güç yetirilememesi yahut bazı özel hükümlere binaen terk edilebilir. Ayrıca Filistin'deki cihaddan dolayı bazı zorluklar yaşansa da önemli faydalar da elde edilmektedir. İşgalcilerin Gazze'den çıkarılması bu cihadın zaferidir. Bu cihad olmasaydı, siyonistlerin bugüne kadar Kudüs'teki tüm Müslümanları oradan çıkarmaları ve Mescidi Aksa'nın yıkılması, işgal altındaki toprakların alanının genişletilmesi mümkün olacaktı. Ayrıca Filistin'deki cihad oradaki Müslüman toplum içinde İslâmî bilinç ve duyarlılığın oldukça güçlenmesine ve yaygınlaşmasına vesile olmuştur. Bunun gibi daha birçok faydalı netice zikretmek mümkündür. Her şeye rağmen işgalcilerin oradan çıkarılamamasının sebebi ise ümmetin bu konuda üstüne düşeni yapmamasından ve bütün yükü Filistin'deki Müslümanların üzerine yüklemesinden ileri gelmektedir. Kaldı ki saydığımız faydaların hiçbiri olmasa bile oradaki cihadın farziyetine dair hükümler bu cihadın meşru ve haklı görülmesi için yeterlidir.

el-Kaide'nin durumuna gelince: Bakın birçokları bunların ABD tarafından kullanıldığını ileri sürüyor. Bu konuda muhtelif komplo teorileri üretiyorlar. Ben bunların doğru olmadığını ve haksız ithamlar içerdiğini ifade ettim. Bunların Çeçenistan, Afganistan ve Irak'taki cihada katkıları da tartışma konumuz değil. Burada tartıştığımız husus Londra ve Madrid'deki eylemleri gibi işgal edilmiş beldelerin dışında kalan ve fiili çatışmanın olmadığı beldelerde, insanların rasgele hedef alındığı eylemlerdir. Bunu birileri kalkıp Filistin direnişi adına yaptıklarını söyleseydi de tepkimiz farklı olmayacaktı. Söz konusu eylemler öncelikle hüküm açısından ele alındığında, işgal altındaki beldelerin veya çatışma alanlarının dışında gerçekleştirildiğinden ve savaşan düşmanın hedef alınmış olmaması sebebiyle onaylanması mümkün olmamaktadır. Bu durumda fayda - zarar açısından da ele alıp stratejik yönünü tahlil ediyor ve sonucun yine aleyhte olduğunu görüyoruz. Çünkü bu eylemler Avrupa ülkelerinin oradaki Müslüman azınlıklara iğrenç muamelelerde bulunmalarının gerekçesi olarak kullanılıyor. Fakat bizim daha önceki cevabımızda bu husustan söz etmemiz sadece bir dikkat çekmeydi. Yoksa itirazımızın asıl sebebi sonuç değil hükmen meşru olmamasıdır.