Beyoğlu'ndaki IŞİD Dükkanları!

9 Ekim 2014 Perşembe, Yeni Akit

Bir şeye tepki gösterme veya bir konuda taleplerini dile getirme amacıyla sivil eylemler, gösteriler düzenlenmesi toplumumuzda, eylem gösterenlerin tavırlarına ve tercihlerine karşı çıkanlar tarafından bile normal karşılanmakta ve bir hak olarak görülmektedir. Ama engellenmesini istediğin gelişmelerle uzaktan ve yakından ilgisi olmayan insanları, kurumları, araçları, iş yerlerini hedef aldığın zaman normalde reddettiğin, engellenmesini istediğin olayları kendin genelleştirmiş oluyorsun. Yani Kobani'yi gerekçe göstererek bütün Türkiye'yi Kobani'ye çevirme hakkın olamaz. Ama sergilediğin tavır ve uyguladığın yöntem amacının bu olduğunu gösteriyor. Böyle bir uygulamaya araç olman ise Kobani'yi kurtarmaya değil başkalarının Kobani üzerinden oynadığı oyunların aracı olmaya gayet istekli olduğunu ortaya koyuyor.

Beyoğlu'nda, Bağcılar'da, Güngören'de veya Türkiye'nin değişik yerlerinde camlarını dağıttığın dükkanlar, üzerine molotof kokteyli attığın benzin istasyonları IŞİD'in dükkanları ve istasyonları mıdır? Bunlardan herhangi birinin ona yardım gönderdiğine veya ilan ettiğini söylediği devlete vergi ödediğine yahut onun saflarında savaşmak üzere giden militanlardan birinin yol harçlığını verdiğine dair elinde en ufak bir bilgi ya da belge var mı? Yakanların bizzat kendileri, ailelerinin fertleri ve haklarını savunduklarını söyledikleri kitle dâhil olmak üzere bütün bir topluma hizmet eden araçları yakmakla mı IŞİD'e karşı savaştığına inanıyorsun?

Kobani'yi ele geçirmek için kapıları zorlayan IŞİD'e engel olmak ve ona karşı savaşan adamlarına destek vermek istiyorsan gider bu şehri kontrol altında tutmak için savaştıklarını düşündüğün kişilerle beraber savaşırsın. Kobani'yi kurtarmak istiyorsan oraya gitmen ve orada savaşman gerekir. IŞİD Kobani'de sen Diyarbakır, Siirt, Hakkari meydanlarında, Beyoğlu, Bağcılar ve Güngören caddelerinde savaşıyorsun. Üstelik buralarda normalde IŞİD tarafından tekfir edildiklerini yani kâfir ilan edildiklerini bildiğin insanları IŞİD'çi olarak mahkûm edip bulduğun yerde öldürme kararı alıyor ve fırsatı yakaladığın zaman da bu kararını uygulamaktan çekinmiyorsun. O insanları öldürerek IŞİD'e karşı zafer kazanacağını mı düşünüyorsun? Böyle bir şeyi başarabilmen ancak IŞİD'in gerillalarına karşı cephede, göğüs göğüse çarpışmanla mümkündür.

IŞİD tarafından tekfir edilen bir kimsenin sırf İslâmî kimliğinden dolayı kafasını ezerek bu örgüte karşı savaştığını zanneden kişinin insanî yardım götürmek için Suriye'ye giden bir aktivistin kafasını İngiltere'ye ültimatom verdiği zannıyla kesenlerden herhangi bir farkı olamaz. Hatta onları geride bırakmıştır. Oradakinin o korkunç cezalandırma yöntemi için kurduğu tek irtibat İngiltere vatandaşı olması üzerinden. Buradaki de çok daha korkunç bir cezalandırma için sadece Müslüman kimliği taşıyor olması üzerinden bir bağ kurmaya çalışıyor. Oysa IŞİD'in kendisi bu irtibatı kurmuyor ve zaten cezalandırılan kişi de bu örgütü onaylamıyor.

Üstelik bugün Kobani'yi bahane ederek bütün Türkiye'yi Kobani'ye çevirmek için her yeri karıştırmaya kalkışanlar kendilerinin Suriye'de üç buçuk yıldan beri vahşice insan katleden, öldürdüğü insan sayısı artık yüz binlerle ifade edilen Baas'a savaşın başından beri sürekli destek verdiklerini ve bu desteklerini bugün hâlâ sürdürdüklerini hiç sorgulama ihtiyacı bile duymuyorlar. Yoksa Baas vahşetinin hunharca katlettiklerini insandan saymamak mı gerekiyor? Oysa öncelikle bu vahşetin önüne geçilmesi ve ondan kaynaklanan zulme son verilmesi durumunda bugün IŞİD üzerinden oynanan oyunun önü de kapanmış olacaktı.

Düne kadar kendisine silah çevirdiğin askerden bugün Kobani'de senin safında savaşmasını beklemen ise anlamsızdır. Üstelik bugün silahsız bir çözüme giden yolun desteklenmesi için çabaların yoğunlaştırılmasına karşılık Kobani'yi bahane ederek silahı yine bir tehdit aracı olarak kullanman, o tehdidi etkili hale getirmek için toplumun tüm kesimlerini huzursuz ederek şiddete başvurman henüz o yoldan çıkmadığını gösterir.

Uluslararası emperyalizmin Suriye üzerinde oynadığı oyunlarda Türkiye'ye de rol verilmesi amacıyla baskıların arttığı bir dönemde çirkin bir provokasyona alet olman ise hâlâ kullanılmakta olduğunu belgeledi.

IŞİD'le Korkutanlar Ondan Tehlikeli

10 Ekim 2014 Cuma, Yeni Akit

Kobani bahanesiyle Türkiye'nin her tarafını savaş alanına çevirmeye çalışanlar vahşet, saldırganlık ve iğrençlikte IŞİD'i hayli geride bırakanlar, toplumun huzurunu kaçırma amaçlı kirli provokasyonların aleti olmaya devam ediyorlar. Bugün ortalığı ateşe verenlerin talimatı kimlerden aldıklarını da artık herkes biliyor. Dolayısıyla önce bu talimatı verip sonra da basının karşısına çıkarak yapılanlara karşı olduğunu söylemek gerçeklerin gün gibi ortada olduğu ortamda kimseye inandırıcı gelmeyecektir. Basının karşısına çıkıp artık şiddetin durdurulması gerektiğini söyleyenlerin sokaklara döktüklerine bu yönde talimatlar vermeleri durumunda her yerin sükûnete kavuşacağını da herkes biliyor.

Ülke Tv'de düzenlenen ve Arefe günü akşamı konuk olduğum "Ülke'de Bu Gece" programında Kobani'nin IŞİD kontrolüne geçmesi durumunda, tehlikenin Türkiye sınırına dayanacağının hatırlatılması üzerine, bu örgütten kaynaklanan riskin hiçbir zaman göz ardı edilemeyeceğini, basite alınamayacağını ama bölgedeki şartları kendi stratejik hesapları için değerlendirmeye çalışan PYD'nin de en az IŞİD kadar tehlikeli olduğunu dolayısıyla sınırda birinin veya diğerinin olması arasında fark bulunmadığını dile getirmiştim.

IŞİD tehlikesini ileri sürerek kendilerine yardımda bulunulmasını, ellerine silah verilmesini isteyenlerin yarın bu silahları sana çevirmelerinin hiç de ihtimal dışı olmadığını çok açık bir şekilde gözler önüne serdiler. Bu durum karşısında Suriye'de kazığını çakmak için uluslararası güçlerin bölgeyle ilgili oyunlarına maşa olan bir örgütü Türkiye'nin desteklemesini, beslemesini, ABD'nin onu silahlandırma planlarına başta Türkiye'nin katkıda bulunmasını bekleyenlerin öncelikle şu soruyu sormaları gerekir: "Türkiye bu kargayı kendi gözünü oyması için mi besleyecek?"

IŞİD'i Türkiye için kendilerinden daha tehlikeli olarak gösterip de Kobani'nin düşmesi halinde bu örgütten kaynaklanan tehlikenin Türkiye sınırlarına dayanmış olacağı uyarısında bulunanlar, kendilerden kaynaklanan tehlikenin sınırın içinde yer aldığını göstermek suretiyle en başta kendi tezlerini tamamen geçersiz ve anlamsız hale getirdiler.

Üstelik, IŞİD'in sınıra dayanmakta olduğu uyarısında bulunurken kendilerinin sınırın içinde yer aldıklarını ortaya koydukları gibi aynı zamanda tehdit olarak gösterdikleri örgütün kullandığı yöntemlerden çok daha vahşi, çok daha iğrenç yöntemlere başvurmak suretiyle daha büyük bir tehlike olduklarını da ispat ettiler.

Bu durum karşısında IŞİD'in Müslüman kimliğine ait isimleri, sembolleri ve kavramları kullanması Müslümanları nasıl rahatsız ediyorsa, ondan daha tehlikeli olduğunu belgeleyen yapılanmanın Kürt kimliğine ait isim, kavram ve sembolleri kullanması da Kürtleri rahatsız etmelidir. Çünkü bu kavram, sembol ve değerlerin bu tür vahşi anlayışlarla özdeşleşmesi, onlarla birlikte anılması en başta bu kavram ve değerlere zarar veriyor. Örneğin bugün, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mührünün sembol olarak kullanılması konusunda tereddütler yaşandığına şahit oluyoruz. Sebebi ise artık bu sembolün Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mührü olduğunun unutularak, İslam adına onaylanması mümkün olmayan fiillerden sorumlu bir örgütü hatırlatması. Böyle bir çağrışım en başta o sembole zarar verdi.

Kobani'yi bahane ederek, oradaki olaylarla ilgisi olmayan insanların kafalarını ezen, evlerine baskınlar düzenleyerek vahşi cinayetler işleyen, arabalarını yakan, topluma hizmet veren kurumları ve araçları ateşe vererek imha eden bir vahşeti Kürt ulusunun meşru haklarının savunulması için verilen mücadeleyle yan yana zikredebilir misiniz? Böyle bir şey en başta o toplumun meşru taleplerine, haklılığına zarar verir. Dolayısıyla haklı olduğunuz yerde haklı kalmaya devam etmeniz için böyle bir vahşetten teberri etmeniz, onu asla benimsemediğinizi, onaylamadığını, kesinlikle reddettiğinizi ortaya koymanız gerekir.

Sadece o vahşeti sergileyenlerden teberri etmekle yetinmeyip; önce böyle bir vahşeti organize eden, yönlendiren, belli bir kesimi hedef gösterip "onları gördüğünüz yerde öldürün" talimatı veren sonra da gayet pişkin bir şekilde bu olaylarla ilgilerinin olmadığını ileri sürebilecek kadar yüzsüzleşenlerden de teberri etmek gerekir.

Maksat Türkiye'yi Bataklığa Sürüklemek

10 Ekim 2014 Cuma, Yeni Akit

ABD ve yanındaki küresel güçler, Suriye ve Irak'ın bazı bölgelerinde bir gerilla hâkimiyeti oluşturan IŞİD'i adeta yeni bir Moğol İmparatorluğu gibi lanse ederek, içlerinden birinin tek başına ona direnemeyeceği varsayımıyla güç birliği yani kendi isimlendirmeleriyle koalisyon oluşturdular. Haftalardan beri de hava gücünden yoksun bu yeni "Moğol İmparatorluğu (!)"na karşı havadan yoğun saldırılar düzenlemelerine rağmen onun hâkimiyet alanını daraltma konusunda bir başarı sağlayamadılar.

En azından günlerdir Türkiye'nin her tarafının ateşe verilmesi için gerekçe olarak kullanılan Kobani yani Aynularab bölgesinde koalisyon güçleri IŞİD'e karşı savaşanlara her türlü desteği veriyor görünmelerine rağmen onun savaşçılarını etkisiz hale getirmeyi bırakın ilerlemelerini durdurmayı bile tam başaramadılar.

Bu durum gerçekten bir vakıa mıdır, Batı'nın bütün küresel güçlerini ve bölgedeki işbirlikçi dikta rejimlerini bir araya getiren uluslararası koalisyonun acziyetinden mi kaynaklanıyor yoksa Türkiye üzerinde oynanan oyunun yürümesi, sokaklara dökülen vandalların tahrik edilmesinde kullanılan gerekçenin var olmaya devam etmesi için ihtiyaç duyulan bir taktik midir?

Zaten her ne kadar hedefe IŞİD'i yerleştirdiklerini söyleseler de büyük ölçüde Baas'ı sıkıştıran direniş gruplarını ve sivil hedefleri vurduklarını, dolayısıyla koalisyonun saldırılarından kaynaklanan zayiatların da çoğunlukla IŞİD'le herhangi bir ilgileri bulunmayan insanlar arasında olduğunu daha önce de dile getirmiştik. Bu durum da zaten uluslararası emperyalizmin bölgeye yönelik operasyonunda farklı hesaplar için çalıştığını artık herhangi bir şüpheye mahal kalmayacak bir şekilde ortaya koymuştur.

Emperyalizmin oyununda bölgenin haritasını yeniden çizmek için zemini oluşturmaya çalıştığına dair tespitlerimizi Ribat dergisinin Eylül 2014 sayısında yayınlanan "Irak ve Şam'ın Haritası Yeniden mi Çiziliyor?" başlıklı yazımızda ortaya koymaya çalışmıştık. (Bu yazımızı www.vahdet.info.tr adresindeki kişisel web sitemizden de okuyabilirsiniz.) Emperyalizm sözcüsü bazı medya organları bu konudaki niyetleri artık gayet açık bir şekilde ve hatta haritalarla dillendirmekten çekinmiyorlar. Haritalarında karışıklık yaşamaya devam eden ve henüz istikrara kavuşamayan Suriye ve Irak'ı parçalara ayırmakla yetinmeyip bölme işlemine Türkiye'yi de dâhil ettikleri görülüyor. Bunu yaparken birtakım dinî, etnik ve mezhebî unsurları devletleştirme iddialarıyla güya onların arzularını yansıttıkları iddiasında bulunurken aslında İslam coğrafyasının küresel emperyalizm karşısında bütünleşmeye doğru ilerlemesini ve en azından bölgesel güçler oluşturmasını engellemek istedikleri gerçeğinin üstünü de örtmeye çalışıyorlar.

Son dönemde Türkiye'ye dönük komplolarının amacı ise haritayı yeniden çizme planlarına onu da dâhil etmek amacıyla bataklığın içine çekmektir. Çünkü küresel emperyalizm ve onunla işbirliği içindeki yerel dikta rejimleri Türkiye'nin burada bir bölgesel güç olmasını, bunun için kendi içindeki sorunlarını silahsız ve barışçı yöntemlerle çözerek ekonomik büyümede yeni adımlar atmasını istemiyor.

Dolayısıyla Kobani'nin sadece bahane olduğu asıl amacın Türkiye'yi bataklığa sürüklemek, emperyalizmin ve onunla işbirliği içindeki yerel ihanet güçlerinin planlarını yürütmede başarılı olmalarını sağlama amaçlı komploların önlerinin açılması için birilerinin maşa olarak kullanıldığı çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Kobani'yi bahane ederek Türkiye'yi karıştıran ve onu bataklığın içine çekmeye çalışan güçlerin bizzat kendilerinin IŞİD'in ilerleyişini hava saldırılarıyla durduramamalarına rağmen karada önüne çıkmaktan çekinmeleri ve onunla uğraşmak istememeleri de düşündürücüdür.

Böyle bir oyun karşısında tüm vicdan sahiplerinin güç birliği oluşturması, vahşete kesinlikle prim vermemeleri gerekir. Böyle bir vahşeti kendi insanına değer veren hiç kimsenin onaylaması mümkün değildir. Dolayısıyla organize edenler, yönlendirenler ve talimat verenler başta olmak üzere vahşetle ilişkisi olan herkesin tespit edilip cezalandırılması gerekir. Halkımızın bütün kesimlerinin bu vahşete karışanların cezalandırılmasını sonuna kadar destekleyeceğinden kimse şüphe etmez.