Görüşmeler Gölgesinde Bomba Yağmuru

21 Şubat 2014 Cuma, Yeni Akit

Bazı medya organlarında, Özgür Suriye Ordusu'yla Baas rejimi arasında ateşkes veya sivil hedeflerin vurulmaması konusunda anlaşma sağlandığına dair haberlerin yayınlandığı sırada rejim güçleri varil bombalarını savunmasız sivil insanların üzerine yağdırarak katliamlar yapmaya devam ediyordu. Ancak kısa süre sonra ÖSO tarafından yapılan, herhangi bir ateşkes anlaşması sağlanamadığına dair açıklamalar söz konusu haberlerin kamuoyunu yanıltma ve katliamların üzerine yeni bir perde çekerek imaj düzeltme operasyonu gerçekleştirme amacına yönelik olduğunu ortaya koyuyordu.

Herhangi bir ateşkes sağlanamadığı ÖSO tarafından bildirilirken, sadece sivil hedeflerin vurulmaması yönünde bir anlaşma sağlanmış olabileceği tahminlerini de en başta vakıa ve Baas'ın izlemeye devam ettiği strateji yalanlıyordu. Çünkü sivil hedeflerin vurulması suretiyle kayıp verdirme stratejisi direnişçilerin değil rejimin işine yarıyordu. Zaten olayların başladığı tarihten bu yana Baas'ın ülkenin bir kısmında da olsa hâkimiyetini koruyabilmesini sağlayan strateji de sivil hedeflerin vurulması suretiyle savunmasız insanlara ağır kayıplar verdirme yöntemidir. Bundan vazgeçmesi durumunda cephe çatışmalarında çok daha fazla yıpranacağını ve hâkimiyet alanının daha hızlı bir şekilde daralacağını biliyor. O yüzden kesin bir ateşkes sağlanamadığı sürece sadece sivil hedeflerin vurulmamasını kabul eden bir anlaşmaya razı olacağını tahmin etmek şu anki Suriye gerçeğine terstir. Ayrıca fiili durum da zaten bunu yalanlıyor.

Sivil hedeflerin vurulmaması üzerinde anlaşma sağlandığı haberlerinin medyada dolaştığı saatlerde Baas güçleri Halep taşrasında yer alan el-Etarib kasabasının üzerine atılan varil bombalarıyla yeni bir katliam gerçekleştirdi. Bunun dışında da değişik bölgeleri hedef alan hava saldırıları gerçekleştirilerek sivil insanların hunharca katledilmesi işlemi sürdürüldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yapılan açıklamada Baas rejiminin varil bombalarının yanı sıra son dönemde sivil hedeflere yönelik olarak daha önce kullandıklarından farklı, yeni model misket bombaları attığını dile getirdi. Bu bilgi Baas'ın sadece kimyasal bombalar değil farklı niteliklerde ve tüm uluslararası anlaşmalarda yasaklanan silahlar ve bombalar kullandığını, bunlarla korkunç katliamlar yapmaya devam ettiğini gösteriyordu. BM ve ona yön veren uluslararası güçler ise kimyasal bombalarla ilgili göstermelik anlaşmayı diğer saldırılara ve toplu imha silahlarına perde yaparak Esed'in vahşi katliamlarını rahatça sürdürmesine imkân tanıyorlar.

Bu arada İkinci Cenevre Görüşmeleri'nin de Baas katliamlarının üstüne perde çektiği gözleniyor. Görüşmeler aşamasında saldırıların ve rejim tarafından sergilenen şiddetin dozajının artırılması sebebiyle savunmasız insanlar arasındaki can kaybında ciddi artış olduğu ifade ediliyor. Hazırlanan raporlara göre İkinci Cenevre Görüşmeleri'nin başladığı 22 Ocak'tan bu yana Baas ve onun ayakta kalması için destek veren dış güçler tarafından gerçekleştirilen saldırılarda öldürülen insan sayısı günlük ortalama 230'a çıktı. Yani daha önceki günlük ortalamanın iki katı. Savaşın başlamasından bu yana geçen süre içinde en yüksek günlük ortalama. Bu durum Cenevre görüşmelerinin katillere daha çok insan öldürmeleri için fırsat verme ve kamuflaj rolü oynadığını gösteriyor.

Ne yazık ki fitne savaşı için bir cephe açmış olan IŞİD (Irak Şam İslâm Devleti) elemanları da Baas güçlerine karşı değil direniş güçlerine karşı saldırılar gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Son dönemde IŞİD'in tutumundan ve izlediği çizgiden rahatsız olmaları sebebiyle onun saflarını terk eden birçok silahlı eleman oldu. Ama fitne savaşının neden olduğu tahribat dikta rejiminin ve destekçilerinin saldırılarından daha ağır yaralara neden oluyor.

Fakat bütün bunlara rağmen direnişin kararlılığından geri adım atmadığını ve zulüm rejiminin de ciddi kayıplar verdiğini hatırlatmak gerekir. Bu konudaki bilgi ve değerlendirmelere de inşallah müteakip yazımızda yer vereceğiz.

Tükenişe Giden Baas Diktasıdır

22 Şubat 2014 Cumartesi, Yeni Akit

Suriye'de gerçekten oldukça zor bir mücadele veriliyor. Bunun sebebinin sadece Baas diktasının önceden kurmuş olduğu teşkilatlardan kaynaklanmadığı büyük ölçüde dışarıdan gönderilen silah ve asker takviyesine dayandığı bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. "Dışarıdan müdahale olmasın" diyen devletler ve onların sözcülüğünü yapan unsurlar şimdi orada Baas zulmünün saflarında ve onun ayakta kalabilmesi için bütün imkânlarıyla savaşıyorlar.

Fakat Baas rejimi lehine gönderilen bütün bu yardımlara, asker ve silah desteğine karşılık uluslararası emperyalizmin, özellikle de ona yön veren ABD'nin halkın özgürlüğü için mücadele eden direnişçileri "terör" kategorisine sokarak onlara silah desteğini tamamen engellemesine rağmen yine de Baas diktasının kontrol gücü sürekli zayıflıyor, hâkimiyet alanı daralıyorsa onun tükeniş içinde olan taraf olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Lübnan'daki Hizb'in gerilla gücünü sokmada kullandığı sınıra yakın Yebrud bölgesinde geçen bir hafta içinde meydana gelen çatışmalarda gerek rejim askerlerinden ve gerekse ona destek için milis gönderen Hizb'in adamlarından yaklaşık 200 kişinin öldürüldüğü haber verildi. "Bu bilgiler acaba doğru mudur?" sorusu akla gelebilir. Ama öte yandan yani Lübnan tarafından yine aynı dönemde Hizb'in milislerinden öldürülenlerin cesetlerini taşıyan 64 tabut ulaştığına dair haberler de yayınlandı. Bu dönemde öldürülenler arasında örgüt liderinin amcasının oğlunun da yer aldığı haber verildi.

"Şimdi bunların öldürülmesine sevinecek miyiz?" diye soru soranlar olacaktır belki. Biz de zaten sevinmiyoruz. "Keşke bunlar Suriye'de Baas saflarında ve Müslümanları katletmek için açılan cephede değil siyonist işgalciler karşısında açılan cephede öldürülmüş olsalardı" diyoruz. İşte o zaman belki sevinirdik. Elbette öldüklerine değil de onurlu bir savaşta, haklı ve meşru bir mücadelede öldüklerine. Ama böyle bir savaşta zalim Baas rejiminin Müslüman halka zulmünün sürmesi için onun yanında savaşarak ve katliamlarına ortak olarak ölmelerine sevinemeyiz. Ama Baas'ın güç kaybetmesine, hâkimiyet alanının daralmasına ve haklı direnişin yükseliş gerçekleştirmesine elbette sevineceğiz.

Baas ve destekçileri cephe çatışmalarında genellikle kan kaybettiklerinden, bu kayıpları da adamlarının dağılmasına ya da teslim olmalarına neden olduğundan genellikle hava saldırılarına ağırlık veriyorlar. Bu saldırılarda da çarpışan güçleri değil mümkün olduğunca çok sayıda can kaybına neden olacak hedefleri vurmak suretiyle halkı yıpratmaya çalışıyorlar. Bu yöntemlerinin amacı ise halkı ezmek ve teslim olmaya zorlamaktır. Baas zulmüne ve onun arkasında duran güçlere askerî üstünlük sağlayan tek fark da budur. Ama ne yazık ki önemli bir fark niteliğinde. Çünkü bu fark vahşette sınır tanımayan ve insanları topluca imha etmekte sakınca görmeyen güçlerin elinde.

Bir dönem Baas pilotlarından uçaklarını alıp kaçanlar oldu. Onun üzerine böyle şüpheli pilotların yerine dışarıdan özellikle İran'dan destek pilotlar gönderildiği söylenmişti. Baas hâkimiyetinin sürmesini kendi devletlerinin politikaları ve çıkar hesapları açısından önemseyen pilotlara belki daha çok güvenmişlerdir.

Eğer ki direnişçilerin elinde hava kuvvetlerine karşı savunma gücü olsaydı ve şimdiye kadar bu uçakların epey bir kısmını düşürebilselerdi şimdiye kadar Baas sultası bitmiş olabilirdi. Ama ne yazık ki direniş güçlerine uygulanan ambargo bunu engelliyor.

O yüzden zor şartlarda ve kendi imkânlarıyla hava savunma gücü oluşturmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Doğu Guta'da bir uçak düşürülmesi bu açıdan önemli bir gelişmeydi. Daha önce de bazı helikopterleri düşürdüler. Ama şimdi Baas'ın adamları hava saldırılarında helikopterlerle alçak uçuşu pek tercih etmiyorlar.

Zulüm rejiminin hapishanelerinde esaret altında yüz binlerce insan var. Daha önce bazı operasyonlarla esirlerin bir kısmı kurtarılmıştı. Son günlerde Halep cezaevini ele geçirmek ve buradaki tutsakları özgürlüklerine kavuşturmak için yoğun mücadele var.

Bu arada kuşatma altında tutulan bölgelerin kurtarılması için son günlerde gerçekleştirilen bazı operasyonlarda da Der'a ve Suveyda bölgelerinde bazı kasabalar ve köyler direnişçilerin kontrolüne geçti.