Alevlerin Arasından "Barış" Çıkarabilmek

Haziran 2013, Ribat

Baas'ın Tükenişi, Saltanatlarını Cop ve Silahın Gücüne Dayayanları Telaşlandırıyor

İslâm dünyasında uzun yıllardan beri polisin cop ve askerin silah gücüyle hâkimiyetini korumaya çalışan zulüm rejimleri var. İki yıldan beridir çalkantılara neden olan ve önemli değişim süreci başlatan halk hareketleri bu rejimleri ciddi şekilde telaşlandırdı. Çünkü bu rejimlerin aynı sarsıntıyı yaşamamaları için halklarına özgürce karar verme ve yöneticilerini belirleme imkânı tanımaları gerekiyordu. Böyle bir şeyi kabullenmeleri durumunda ise kendilerine güvenemiyorlardı. Halklarına böyle bir tercih hakkı tanımaları ve onların bu tercihlerini serbestçe kullanmalarına izin vermede dürüst davranmaları durumunda kendilerini tercih etmeyeceklerini kesin bir şekilde biliyorlardı. Cop ve silah şiddetinin dozunu artırarak sindirme yoluna gitmelerinin ise patlamayı hızlandıracağından endişe ediyorlardı.

İşte bu ikilem arasında Suriye'deki ayaklanmanın sarp yokuşla karşı karşıya gelmesinin sonucunu beklemeye başladılar. Bazıları bu sarp yokuşta Baas diktasını açıktan desteklerken bazıları da normalde onun zulüm ve haksızlıklarına karşı durduklarını söylemelerine rağmen halkın özgürlük mücadelesine destek konusunda da samimi davranmadılar.

Bizim daha önce de değişik vesilelerle dile getirdiğimiz üzere Suriye direnişi, dikta rejimlerine karşı başlatılan özgürlük mücadelesinde bir kilit niteliği taşıyan dar geçittir. Bu geçidin aşılması değişim sürecinin devam etmesini ve belki de hızlanmasını sağlayacaktır. Suriye geçidinin tıkanıp kalması ise durmasına neden olabilir. O zaman belki cop ve silahın gücüyle hâkimiyetlerini sürdüren dikta rejimleri özellikle İslamî oluşumları etkisiz hale getirebilmek için birtakım yeni oyunlara ve taktiklere de başvurabilirler.

O yüzden Baas rejiminin iki yıldan fazla zamandır korkunç katliamlar yapmasına ve bölgesel hesapları bu rejimin devamına bağlı olan İran ve Rusya gibi ülkelerin bütün imkânlarıyla ona destek vermelerine rağmen ciddi anlamda bir tepki oluşmamasının sebebi budur.

Baas diktasına katliam konusunda sürekli mühlet verilmesine rağmen yine de tükeniş içinde olması hakimiyetlerini tamamen cop ve silah gücüne dayandıran dikta rejimlerini telaşlandırıyor. Stratejik hesaplarını bu rejimlerin ayakta kalmasına bağlayan uluslararası emperyalizm ve onun ağır topları da durumdan endişeli. Ondan dolayı şimdi "çözüm formülü" başlığı altında hesaplarının tamamen alt üst olmayacağı ya da zulme başkaldıranların da bir şeylere razı edileceği pazarlık taktiklerinin devreye sokulması için çeşitli oyunlara başvurulduğunu görüyoruz.

Realiteyi Yeniden Okuma Zorunluluğu

Çağdaş emperyalizmi ve onun başını çeken ABD'yi tabulaştıranlar, dünyada yaşanan olayları tamamen onun kurguladığını dolayısıyla yaşanan olayların tamamen onun taktik ve oyunlarının sonucu olduğunu her şeye rağmen tekrarlamaya devam ediyorlar. Biz daha önce de değişik yorumlarımızda, hak ve özgürlük talep eden halkların harekete geçmesi için yıllardan beri süren zulüm uygulamalarının yeterli sebep ve söz konusu halk ayaklanmalarının toplumsal bir realite olduğunu dile getirdik. Ayrıca özellikle Irak ve Afganistan işgalindeki yıpranmaların, bu olaylarla bağlantılı olarak Batı dünyasının bir global ekonomik kriz içine girmesinin onun yaptırım gücünün de zayıflamasına neden olduğunu dikkatten uzak tutmamak gerekir. Siyasi ve toplumsal gerçeklerin doğurduğu zorlayıcı etkenler ve denge unsurları daha önce kendi politikalarını dikte edebilme gücüne sahip olduklarını düşünenleri şimdi birtakım pazarlıkları kabul etmeye zorlamaktadır.

Bunu her ne kadar kendilerinin dünya stratejileri konusunda çok mükemmel uzman olduklarını sananlar göremeseler de bağımsız stratejiler geliştirme çabası içindeki siyasetçiler ve devlet yöneticileri görebilmekte ve değerlendirmeye çalışmaktadırlar.

Bu açıdan bakınca dünyada, toplumların hak talepleri konusunda geçmiştekinden daha cesaretli, siyasi oluşumların düne nispetle daha aktif, ekonomik çözümlerde seçeneklerin daha fazla, dayatmacı güçlerin kredi potansiyellerinin daha az, bu potansiyellere bağlı dayatmaların etkisinin çok daha zayıf olduğu şartlarda vakıanın da çok değiştiğini, dünle bugün arasında büyük farklar olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.

Artık realite değişmiştir ve yeni şeklini okumak zorunludur. Çünkü siyasetlerini ve stratejilerini bu realiteye göre belirlemeye zorlanan güçler okuma zorunluluğu duyuyor. Dünyada bütün olayların ABD'nin iki parmağının arasında cereyan ettiğini düşünerek, bölgesel ve toplumsal gerçekleri görememek ise kuru saplantıdan ve tabulaştırmadan başka bir şey değildir. Bu saplantı ve tabulaştırma hak ve özgürlük talepçilerini de ABD kuklası ve oyuncağı olarak niteleme iftiracılığına yol açıyor.

Bölgesel Güçler Teorisinde Türkiye'nin Konumu

Güç dengelerinin biraz daha etkili hale geldiği günümüz şartlarında bölgesel yardımlaşmalar ve ittifaklar geliştirilen stratejilerin başarılı olmasında önemli rol oynuyor. Bundan dolayı yeni güç dengelerinde bölgesel güçler teorisinin öne çıktığı biliniyor. Bu yeni yapılanmada Türkiye'nin önemli bir konuma sahip olduğu ve bu konumuyla bağlantılı stratejilerinin başarılı olması için bir yandan içerideki sorunları kalıcı çözüme kavuşturma amaçlı başarılı adımlar atması bir yandan da bölgesel şartları iyi değerlendirmesi gerekir.

Son dönemde dikta rejimlerinin son bulması için harekete geçen toplumların Türkiye'deki mevcut yönetimin bu hareketlere verdiği destekten memnun ve bu memnuniyetin de olumlu bir yaklaşıma vesile olduğu oluşan kitlesel yönelimleri tarafsız gözle tetkik edenlerin görebildiği bir gerçektir. Bu yönelim ve olumlu yaklaşım Türkiye'nin, yeni ittifakları ve bölgesel dengeleri göz önünde bulunduracak stratejileri yararına değerlendirebileceği etkendir.

Otuz Yıldır Yanan Ateşi Söndürme Çabaları

Kitlelerin olumlu yaklaşımlarında hayal kırıklığına uğramamalarını sağlayacak en önemli etkenlerden biri onların kendi ülkelerinde beklediklerinin, bir güç ittifakına girmek istedikleri ülkelerde de gerçekleştiğini görmeleri olacaktır. Dolayısıyla, savunulması ve onaylanması mümkün olmayan politikaların oluşturduğu zemin üzerinde yükselen ve otuz yıldan beri devam eden bir ateşin kesin şekilde söndürülmesi, bunun yerine meşru hakların sahiplerine verildiği barış ve güven ortamının hâkim kılınması Türkiye'ye önemli bir şekilde prestij kazandıracaktır. Bu, aynı zamanda ittifaklar ve yakınlaşmalar için güven verici ortam oluşmasını da sağlayacaktır. O yüzden otuz yıldan beri yanan ve maliyeti bayağı külfetli olan ateşin söndürülmesi amacıyla atılan adımların özellikle son değişim sürecinde olumlu yaklaşımlar içine giren kitleler açısından memnun edici ve ümit verici olduğu gerçeğini görmezlikten gelmek vakıayı, realiteyi doğru okumamaktan başka bir anlam taşımaz.

Barış ve Güvenlik Türkiye'nin Bileğini Güçlendirir

Kendi içindeki sorunları aşması, ülke halkının tamamını kuşatacak bir barış ve güvenlik ortamının oluşması Türkiye'nin bileğini daha da güçlendirecektir. Çünkü her şeyden önce bu, toplumsal ilişkilerin olumlu yönde gelişmesine ve kaynaşmanın güçlenmesine vesile olacaktır. İkinci olarak ülkenin basite alınamayacak bir ekonomik potansiyelini eriten ateşin yaktığı kaynak tüm halkın yararına değerlendirilecek alanlara sevk edilebilecektir. Bu kaynak aynı zamanda sınırları aşan ve güç birliği köprülerini sağlamlaştıran yatırımların da artırılmasına imkân verecektir. Yeni bölgesel dengelerde bu tür ittifakların ve yardımlaşmaların uluslararası boyutta daha bağımsız siyasetler geliştirme, dayatmalara ve dikteci politikalara karşı durma konusunda da önemli bir etken olacaktır.

Baas'ın Tükenişini Hızlandıracak Gelişmelerden Korkanlar

Dikta rejimlerine başkaldıran halklar, Türkiye'deki mevcut yönetimin kendi açılarından olumlu politikalarından memnun kaldıkları için dahilî meselelerini aşarak bölgesel ittifaklara öncülük etmesini arzulasalar da siyasetlerini ve stratejilerini Suriye'deki Baas diktasının devam etmesine bağlayan, aynı zamanda sözünü ettiğimiz yeni güç dengelerinde kendilerinin başı çekecekleri bölgesel ittifaklar kurmak isteyen yönetimler de bundan rahatsız oluyor. Özellikle son dönemde rahatsızlıklarının en önemli sebebinin böyle bir gelişmenin, Baas rejimi karşısındaki direnişe desteğin artması ve onun tükenişini hızlandırması gibi bir sonuç doğuracağı endişesinden kaynaklandığı iyice netlik kazanmıştır. O yüzden, otuz yıldan beri yanan ateşin söndürülmesini hiç istemedikleri, hatta bu yüzden PKK örgütünü çözüm sürecini kabullenmesinden dolayı Kürt ulusuna ihanet etmekle suçladıkları yaptıkları yayınlarda görüldü. İran'ın bu konuda sergilediği tutum bölgeyle ilgili siyasetlerinde tamamen çıkarcı, pragmatist düşündüğünü çok açık bir şekilde gözler önüne sermiştir. Zaten İran'ın iki yıldan beri insan doğrayan Baas zulmünün devam etmesi konusundaki ısrarı da bu konuda herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak derecede açıklık kazandı.

Söndürülen Ateşin Yerine Yeni Ateşler Yakma Çabaları

Türkiye'nin temel sorunlarının başında gelen şiddet meselesinin çözüme kavuşturulması yolunda atılan müşahhas adımlardan tabii ki birinci derecede rahatsız olan Baas diktasıdır. Dolayısıyla onun söndürülen bir ateşin yerine başka bir ateş yakma çabası içinde olduğu ve bu amaçla organize ettiği bir örgütü devreye soktuğu Reyhanlı'da gerçekleştirilen korkunç saldırılarla açığa çıktı. Bu saldırılarda izlenen metot doğrudan bir hedef de gözetilmediğini, halkın tümünü telaşlandırmayı ve bu halkın tamamının başını derde sokacak yeni bir ateşin yakılması için zemin ve şartları oluşturmayı amaçladığını gösterdi.

Baas Ateşinden Kaçanları Yalnızlaştırma Çabaları

Reyhanlı saldırılarından sonra adeta kurulmuş saat gibi harekete geçen fitne unsurlarının gerçekleştirdiği provokasyon eylemleri ve yakılan ateşin hızla etrafa yayılmasını sağlama amaçlı kirli oyunlar aynı zamanda Baas zulmünden ve vahşetinden kaçarak kendilerine merhamet kapıları açılmasını isteyen mazlumları da yalnızlaştırmayı amaçlıyordu. Normalde saldırıları gerçekleştirenler, bu provokasyonlarda kullanılan grupları organize eden mihraklar olduğu halde ve Baas zulmünden kaçanlar bu vahşi saldırılardan birinci derecede zarar gördükleri halde sanki eylemlerin arkasında onlar varmış gibi kanaat oluşturulması amacıyla çok çirkin, ırkçı söylemlerle dolu saldırılar gerçekleştirildi. Başvurulan bu kirli oyunlar Baas zulmünden kaçanları yalnızlaştırma çabası içinde olanların gerçekte insanî değerlerden tamamen soyutlanmış ve hizmet ettikleri siyasi mihrakların lehine olacak her türlü hunharlığa hazır olduklarını da gözler önüne serdi.

Irak'ta Nuri el-Maliki Diktasına Bağlanan Hesaplar

Türkiye'nin bileğini güçlendirecek ateşin söndürülmesinden rahatsız olunmasının en önemli sebeplerinden biri de Irak'ta yeni bir dikta rejimi kurmaya hevesli ve bu çabasında bir yandan İran'ın bir yandan da ABD'nin desteğine sırtını dayayan Nuri el-Maliki'nin saltanatını sürdürmesine bağlanan hesaplardır. Çünkü el-Maliki'nin diktatörlük hevesleri ona karşı tepkilerin artmasına neden oldu ve gitmesini isteyen muhalefet gittikçe yayılıyor. Suriye'deki Baas'ın tükenişi ise el-Maliki diktasının işini zorlaştıracaktır. Çünkü Suriye direnişinin zaferi Irak'taki muhalefetin cesaretini ve kararlılığını artıracaktır. Bunun yanı sıra Nuri el-Maliki diktasının politikaları Türkiye'yle de uyuşmazlık içinde olduğundan ve ona karşı siyasi muhalefet en büyük lojistik desteği buradan aldığından Türkiye'nin başını derde sokan sorunların çözüme kavuşturulması onu rahatsız ediyor.

Dikte Etmek İçin Değil Güçleri Birleştirmek İçin Sınırları Aşabilmek

İyimser veya kötümser düşünmek realiteyi değiştirmez. Çözüm üretebilmek için öncelikle önümüzde duran gerçekleri olduğu gibi görmeliyiz. Şartlar artık coğrafi sınırları aşmayı ve güç dengelerini iyi değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Güç birliği oluşturmak ve denge politikalarında etkin unsurları devreye sokmak için buna ihtiyaç var. Ama başkalarına bir şeyler dikte etmek, onların ülkelerini "arka bahçe" konumunda görmek için değil güçleri birleştirmek ve işbirliğini artırmak için sınırları aşmak lâzım. Geçmişte emperyalist güçler Müslüman toplumları küçük parçalara ayırmak, aralarına yeni yeni sınırlar çizmek için bütün farklılıklardan yararlanmaya çalışıyorlardı. Bugün de bizim sınırları aşmak ve güç birliğini artırmak için bütün ortak noktalardan yararlanmamız gerekiyor.