ANAP Yolsuzluk Kıskacında

3 Mayıs 2001, es-Sebil

Türkiye'deki mevcut hükümetin ortaklarından olan Anavatan Partisi, bazı ileri gelenleri aleyhine açılan yolsuzluk davaları yüzünden bu sıralarda sıkıntılı günler yaşıyor. Bu günlerde Anavatan Partisi'ni sıkıntıya sokan iki yolsuzluk soruşturması var. Bunların biri enerji hatlarının ihalesinde yapılan yolsuzluklarla ilgili ve Beyaz Enerji Operasyonu adı verilen soruşturma. Diğeri de Rusya'dan Türkiye'ye doğalgaz nakliyle ilgili Mavi Akım Projesi hakkında başlatılan soruşturma. Beyaz Enerji Operasyonu çerçevesinde başlatılan soruşturmada Anavatan Partisi'ne mensup Enerji bakanı Cumhur Ersümer de suçlu görüldüğünden, Ersümer görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Mavi Akım Projesi'yle ilgili yolsuzluk iddialarında ise doğrudan doğruya Anavatan Partisi'nin genel başkanı ve mevcut hükümette de başbakan yardımcısı olarak görev yapan Mesut Yılmaz suçlanıyor.

Mavi Akım Projesi'ndeki yolsuzluklarla ilgili olarak Fazilet Partisi İstanbul milletvekili bayan Nazlı Ilıcak, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bir dava açmış ve Mesut Yılmaz'a yönelik suçlamalarını dava dosyasında savcılığa iletmişti. Nazlı Ilıcak'ın iddialarında söz konusu projenin hiç ihale açılmadan önceden belirlenmiş bir firmaya verildiği bunun ise söz konusu firmayla önceden görüşülmesi suretiyle yapıldığı iddia ediliyor. Yine aynı davada Mavi Akım Projesi'nin normal fiyatının çok üstünde bir fiyatla verildiği bundan da devletin zarar gördüğü dile getirildi.

İşte bu davalar yüzünden yolsuzluk kıskacına alınan Anavatan Partisi'nin genel başkanı Mesut Yılmaz son günlerde, Türkiye'deki sistemin işleyiş tarzıyla ilgili sert açıklamalarda bulundu. Mesut Yılmaz açıklamalarında Anavatan Partisi'nin tasfiye edilmesinin amaçlandığını ve bu konuda da ihtilal dönemlerinde kullanılabilecek metotlara başvurulduğunu ileri sürdü. Yılmaz, Beyaz Enerji Operasyonu soruşturmasının jandarma tarafından yürütülmesini ihtilal dönemlerinde kullanılabilecek türden bir metot olarak değerlendirdi. Fakat Jandarma Genel Komutanlığı, Mesut Yılmaz'ın açıklamalarına sert bir cevap verdi. Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Yılmaz'a cevap niteliğindeki yazılı açıklamada jandarmanın Beyaz Enerji Operasyonu dahilindeki soruşturmayı kanuni çerçevede yürüttüğü ifade edildi.

İsrail GAP'a El Atıyor

Türkiye'de Güneydoğu Anadolu Projesi olarak bilinen ve adı geçen bölgenin arazilerinin sulandırılması suretiyle o bölgede tarımın geliştirilmesini amaçlayan projeye İsrail'in yakın ilgi göstermesi son zamanlarda iyice dikkat çekmeye başladı. Buralara İsrail'in yakın ilgi gösterdiği artık resmi ağızlardan da itiraf ediliyor. GAP'tan sorumlu Devlet bakanı Mustafa Yılmaz konuyla ilgili bir soru önergesine verdiği cevapta bölgeyle ilgili çalışmalarda İsrail ile teknolojik işbirliği yapıldığını açıkladı. Örneğin Yaylak ova sulama projesinin yüzde yüz dış kredi sağlayacak olan İsrail'in Tahal şirketine verildiği bakan Yılmaz tarafından dile getirildi. Yine bakan Yılmaz bölgedeki bazı et ve süt tesislerinde İsrailli ziraat mühendislerinin çalıştırıldığını ifade etti. Verilen bilgilere göre Türkiye'nin tanınmış sanayi devlerinden olan Koç Holding ile Ata Şirketi'nin Harran ovasında kurmaya çalıştıkları entegre süt ve besi tesislerinde İsrail firmalarıyla teknik işbirliği yapılıyor.

Bütün bu bilgiler İsrail işgal devletinin Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesine el atmaya ve oraya yerleşmeye çalıştığı yönündeki endişeleri haklı çıkarıyor. Siyonizmin "Büyük İsrail" emelinin bu bölgeleri de kapsadığı göz önünde bulundurulursa İsrail işgal devletinin oralara el atmasının ne kadar tehlikeli bir gelişme olduğu daha net bir şekilde anlaşılır.

DSP'de Ecevit Diktatoryası

Şu an Türkiye'yi yöneten koalisyon hükümetinin birinci ortağı durumundaki Demokratik Sol Parti'nin 27-28 Nisan 2001 tarihlerinde genel kongresi vardı. Bu kongrede Ecevit'in yaşlılığı ve hastalığı sebebiyle genel başkanlığa yeniden aday olmayacağı bekleniyordu. Ancak ilginçtir ki Ecevit her şeye rağmen yeniden aday olduğu gibi karşısına rakip olarak çıkanlara da göz açtırmadı. Kendisi dışındaki başkan adaylarından biri baskılar sonucu adaylığını geri çekmek zorunda kaldı. Adaylıktan çekilmek istemeyen bayan Sema Pişkinsüt'ün ise kongrede konuşmasına izin verilmedi. Üstelik oğlu da kongre salonunda dövüldü. Sonuçta yine ortada Ecevit kaldı ve başkanlığa yeniden o seçildi. Ecevit'in adı "Demokratik" olan partisinin demokrasi anlayışı işte bu. Şu an Türkiye'ye hükmeden "demokrasi" anlayışı da böyle bir demokrasi anlayışı.

İşin ilginç bir yanı ise şu: DSP genel başkanlığına aday olan fakat konuşmasına bile fırsat verilmeyen, üstelik oğlu dövülen bayan Sema Pişkinsüt, daha önce başörtülü olması sebebiyle Meclis'e sokulmayan bayan Merve Kavakçı'ya karşı duran milletvekillerinin başında yer almıştı. O zaman Ecevit'in emriyle Merve Kavakçı'ya karşı: "Dışarı! Dışarı!" diye tempo tutarak bağırmıştı. Dün bunu Ecevit'in, Merve Kavakçı'ya karşı: "Lütfen bu hanıma haddini bildirin!" diye haykırması üzerine yapmıştı. Aynı zihniyet DSP genel kongresinde de Sema Pişkinsüt'e haddini bildirdi ve Türkler arasında yaygın olan: "Çalma elin kapısını, çalarlar bir gün kapını" atasözünde ifade edilen gerçek bir kez daha tecrübe edildi. Allah'ın hikmetine bakın!