Afrika Birliği Zirvesi

2 Eylül 2009 Çarşamba, Vakit gazetesi

Geçtiğimiz günlerde Afrika Birliği teşkilatının Libya'nın başkenti Trablusgarp'ta olağanüstü bir zirvesi oldu. 31 Ağustos Pazartesi günü başlayan zirve 1 Eylül Salı günü erken saatlerde Trablus Bildirgesi'nin okunmasıyla sona erdi. Yani bir buçuk günlük bir zirveydi. Bundan önce teşkilatın on üçüncü olağan zirvesine ev sahipliği yapan Libya bu toplantıya da ev sahipliği yaptı. Zirvenin konusu ise siyah kıtanın karşı karşıya olduğu ihtilaflar ve çekişmelerdi. Zirveye en az 30 Afrika ülkesinin devlet veya hükümet başkanı katıldı.

Katılanlar arasında Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir'in yer aldığının haberlerde özellikle vurgulanması doğrusunu söylemek gerekirse zoruma gitti. Düşünün ki Gazze'de insanları vahşice katleden Siyonist işgal devletinin cumhurbaşkanının veya başbakanının bir uluslararası toplantıya katılması veya herhangi bir ülke tarafından kabul edilmesi istisnaî bir gelişme olarak lanse edilmiyor. Ama Sudan Cumhurbaşkanının kendini birinci derecede ilgilendiren ve ülkesinin üye olduğu teşkilatın toplantısına katılması habercilerin özellikle dikkat çekme ihtiyacı duydukları bir gelişme oluyor. Sebep ise çağdaş emperyalizmin hukuktaki ikiyüzlülüğü.

Gördüğümüz kadarıyla Afrika Birliği teşkilatının Libya'da düzenlediği bu olağanüstü toplantı Türkiye'de pek gündem oluşturmadı. Türkiye bu sıralarda kendi içindeki bir ihtilafı kalıcı bir çözüme kavuşturma amacıyla gündeme getirilen açılıma kilitlendiğinden Afrikalıların kendi aralarındaki ve içlerindeki sorunları çözme amacıyla düzenledikleri zirve fazla dikkatini çekmedi.

Afrika kıtası diyebiliriz ki dünyanın en çok ihtilaflar, sorunlar ve çekişmeler yaşayan kıtasıdır. Son elli yılda yaşanan çekişmeler yüzünden milyonlarca insanı katledildi veya yaralandı, milyonlarcası da evlerini terk edip başka topraklara göç etmek zorunda kaldı. Göç edenlerin önemli bir kısmı hâlâ evlerine dönememiş durumda, mülteci kamplarında hayatlarını sürdürüyorlar. Afrika denince genellikle açlık ve yoksulluk akla gelir. Bu kıtadaki toplu ölümlerin en önemli sebebinin de açlık ve salgın hastalıklar olduğu düşünülür. Oysa çatışmalar, ihtilaflar ve savaşlar yüzünden de çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.

Afrika'daki ihtilaflar ve çekişmeler iki kategoriye ayrılır. Birincisi dâhilî, ikincisi ise komşu ülkeler arasındaki sorunlardan kaynaklanan çatışmalardır. İç çatışmaların bazıları iktidar kavgalarından, bazıları da farklı etnik unsurlar ve kabileler arasındaki hak ya da yetki sorunlarından ileri gelmektedir. Afrika kıtası çok farklı kabileleri, aşiretleri bünyesinde barındırıyor. Yüzlerce dil konuşuluyor. Dolayısıyla ortalığı karıştırmak için fitne çıkarmak isteyenlerin rahatça istismar edebileceği bir altyapı var. Ayrıca devlet bünyesinde belli bir etnik unsurun veya kabilenin iktidarı ele alması durumunda kendi adamlarını kollayıp diğerlerini ikinci plana itmesi de fitne ateşi için benzin görevi görüyor.

Bazı ülkelerdeki iç çatışmalar veya komşular arasındaki birtakım kavgalar sona ermiş olsa da siyah kıtanın hâlâ birçok ülkesinde ve bölgesinde sorunlar, kanlı çatışmalar sürüyor. Afrika Birliği işte bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla istisnaî bir gündemle özel zirve toplantısı gerçekleştirdi.

Zirveye ev sahipliği yapan Libya'nın Başkanı Muammer el-Kazzafi'nin açılışta yaptığı konuşmada söyledikleri biraz iddialı olmakla birlikte anlamlıydı. Kazzafi konuşmasında fitnenin kaynağının Siyonist işgal devleti olduğunu, Afrika'nın neresinde bir çekişme ve sürtüşme varsa arkasında İsrail'in bulunduğunu ileri sürdü. Böyle genelleyici itham isabetli olmayabilir. Ama bazen vakıa bu tür mübalağaları haklı kılmaktadır. Çünkü Afrika'da ortaya çıkan birçok iç çekişme ve ikili kavganın perde arkasının araştırılması sonucunda işgalci Siyonistlerin çevirdiği kirli oyunların ortaya çıktığı görülmüştür. Birçok karışıklığın arkasından işgalci Siyonistlerin elinin çıkması artık böyle bir mübalağayı da haklı kılıyor. Zaten bir yerde tehlikelere karşı tedbir alınması planı yapılırken önce en büyük tehlikeden başlanması gerekir. Fitne ve karışıklık konusunda en büyük tehlike de uluslararası Siyonizm, onun kurduğu ve beslediği İsrail işgal devleti ve bu ikisini himaye etmek için bütün imkânlarını seferber eden ABD'dir.

Kazzafi'nin konuşmasındaki bazı önemli notlara, Trablus bildirisinde yer alan birtakım vurgulara ve Afrika kıtasını uğraştıran ihtilafların çözümünde Afrika Birliği'nin ne kadar etkin olabileceği konusundaki görüşlerimize inşallah müteakip yazımızda yer vereceğiz.

Fitnenin Kıskacındaki Afrika

3 Eylül 2009 Perşembe, Vakit gazetesi

Bir önceki yazımızda da dile getirdiğimiz üzere Afrika kıtası yoksulluğun ve açlığın kıskacında olduğu kadar aynı zamanda fitnenin kıskacındadır. Ortaya çıkan durumun birinci sorumlusu emperyalizmin yüzyıllardan beri süren politikalarıdır. Fakat bugün devam ediyor olmasında mevcut fitne odakları rol oynuyor. Bu odaklar arasında uluslararası Siyonizm ve onun himayesindeki İsrail başta geliyor. Bu açıdan Libya Başkanı Muammer el-Kazzafi'nin Afrika'daki ihtilaflar ve çekişmelerle ilgili olağanüstü zirvenin açılış konuşmasında yaptığı uyarılar anlamlıydı.

Kazzafi, Afrika ülkelerinin liderlerinden İsrail sefirlerini kovmalarını istedi. Çünkü bunların bulundukları yerlerde sadece fitne kaynağı olduklarını dile getirdi. Afrika ülkeleri liderlerinden İsrail işgal devletinden bir şey beklememelerini isteyen Kazzafi, "İsrail bir şey vermez sadece alır" dedi. Libya lideri, Siyonist işgal devletinin Afrika'yla ilgili önemli emelleri olduğunu hatırlatarak bu emellerini gerçekleştirmek için muhtelif oyunlara başvurduğunu ve fitne politikalarından yararlandığını ifade etti. Darfur'daki ayrılıkçı gruplardan birinin Tel Aviv'de büro açtığına aynı grubun liderinin de Fransa'da korunduğuna dikkat çekerek çağdaş emperyalist güçlerle Siyonist işgal devletinin Afrika'ya yönelik fitne politikalarındaki işbirliğine işaret etti. Kazzafi'nin sözünü ettiği grup ise Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi'ydi.

Kendisiyle Beyrut'ta görüştüğümüz Kenyalı bir zat, 2003'te Kenya'nın başkenti Nairobi'de gerçekleştirilen bombalama eylemlerinden sonraki gelişmelerle ilgili ilginç bilgiler vermişti. Daha önce bir yazımızda aktardığımız bu bilgileri konuyla ilgisinden dolayı burada da vermek istiyoruz. O zat, olaylardan sonra İsrail ve Amerika'dan istihbaratçıların Kenya'ya geldiklerini, özel sorgulama büroları açtıklarını ve olaylarla herhangi bir ilişkileri olsun olmasın İslami faaliyetlerde öne çıkmış bütün herkesin buralara alınıp sorgulandığını ifade etmişti. İsrail'in gönderdiği istihbaratçılar sorgulama organizasyonunda Kenyalı yetkilileri devre dışı bırakmış ama onlardan istenenleri tutuklayıp kendilerine teslim etmeleri, bilgi toplamaları vs. gibi işler için yararlanmışlar. İşgalci Siyonist devletin ve ABD'nin istihbarat teşkilatları daha sonra Kenya'nın muhtelif şehirlerinde "teröre karşı savaş" büroları açtı. Bu büroların amacı ülkedeki tüm İslâmî faaliyetleri terörle irtibatlandırmak, böylece şüpheli hale getirmek ve bu yolla önlerini kesmekti.

Bu örnek çağdaş emperyalizmin ve onun himaye ettiği Siyonist devletin Afrika üzerindeki oyunlarının ve fitne politikalarının boyutlarını ortaya koyması açısından düşündürücü. Kenya, Afrika'ya yönelik emperyalist politikalarda bir üs görevi gördüğünden belki biraz daha öne çıkmış olabilir. Ama diğer ülkeler de emperyalizmin ve Siyonizmin fitne politikalarının kıskacından kurtulabilmiş değil.

Libya liderinin üzerinde durduğu önemli bir husus da Afrika ülkelerinin ihtilaflara ve çekişmelere karşı bağımsız stratejiler geliştirmeleriydi. Kazzafi, Afrika liderlerine yaptığı çağrıda sorunları büyük devletlerin emellerine alet olmadan kendi içlerinde çözmek için formüller üretmelerini istedi. İşte asıl mesele de burada odaklanıyor. Emperyalist güçler Afrika'yı sömürürken bu kıtanın yönetimlerini kendi politika ve hesaplarına zincirlerle bağladı. Büyük devletlerin yani çağdaş emperyalizmin emellerine alet olmadan bağımsız stratejiler geliştirebilmeleri için bu zincirleri kırmaları lâzım. Her birinin yalnız başına zorlamasıyla zincirini kırması mümkün değil. Güçlerini birleştirmeleri ve birlikte zorlamaları gerekiyor. Her ne kadar Afrika Birliği çatısı altında bir araya gelseler de güçleri birleştirme konusunda ciddi bir faaliyet göremiyoruz.

Toplantı sonunda Trablus Bildirisi adıyla ortak bildiri yayınlandı. Bildiride vurgulanan hususların birçoğu alışılagelmiş sözlerden ibaretti. Afrika kıtasında güvenlik ve barışın hâkim kılınması ve dünya barışına katkı için işbirliğinin artırılması; işbirliğinin pratiğe taşınması için projeler geliştirilmesi ve bu projelerin teşkilatın bir sonraki olağan zirvesine sunulması istendi. Bu konudaki projelerin hazırlanmasının takibi görevi de teşkilatın dönem başkanına verildi. Afrika'daki kaynakların değerlendirilmesi açısından mevcut ihtilafların ve sorunların üzerine gidilmesinin zorunlu olduğu vurgulanarak bunun ihmal edilmemesi ; ihtilafların ve çatışmaların sona erdirilmesinin ardından özellikle çatışmalardan zarar görmüş bölgelerin yeniden imarı ve Afrika'nın kalkındırılması için yapılacaklar hakkında rapor hazırlanması talep edildi.

di.