31 Temmuz 2009 Cuma, Vakit gazetesi
26 Temmuz Pazar günü gündelik olarak Internet'te haberleri gözden geçirirken ilginç bir haber başlığı dikkatimi çekti. Nijerya'nın kuzeyinde bir yerde meydana gelen çatışmalarda en az 150 kişinin öldürüldüğü söyleniyordu. Garibime gitti tabii. İnsan hayatı bu kadar değersiz mi? Nijerya'da fildişi kaçakçıları tarafından bir fil sürüsü pusuya düşürülüp 15 tane fil öldürülmüş olsaydı büyük gürültü kopardı haklı olarak. Bu ülkede 150 insanın öldürüldüğü haberi köşede, ilgiden yoksun, "beni gören yok mu?" diyerek mahzun duruyordu.
Başlıktan olayın mahiyeti, çatışmanın ne sebeple ve kimler arasında çıktığı anlaşılmıyordu. Merak edip açtım. İçimde de 'yine birilerinin "radikal İslâmcı" diye hedefe yerleştirilmelerinden kaynaklanan veya buna zemin hazırlayan bir girişimin doğurduğu olaylar mı var' diye endişe oluşmuştu.
Ne yazık ki haberin içeriği endişemi haklı çıkardı. Nijerya'nın kuzeyinde Müslümanların yoğun olduğu Bauchi şehrinde "Taliban yanlısı" bir grubun, bir polis merkezine saldırı düzenlemesi sebebiyle çatışmalar çıktığı ve en az 150 kişinin öldürüldüğü söyleniyordu. Nijerya'daki bir grup için "Taliban yanlısı" nitelemesi garibime gitti. Bu ülkede Taliban yanlılığının bir örgütün tanımlanmasında öne çıkarılması ilginçti gerçekten.
Olaylar söz konusu baskının gerçekleştirilmesiyle birlikte yaşanan çatışmalarla ve 150 kişinin öldürülmesiyle son bulmadı. Dört gün devam etti ve sonrasında yayınlanan haberlere göre ölü sayısı en az 300'ü buldu. Ben de çatışmalarda taraf olan örgütün neyin nesi olduğunu öğrenmek istedim. Hadiselerin arka planını ve söz konusu örgütün mahiyetini, ideolojik çizgisini merak edenlerinizin olduğunu düşünerek derlediğim bilgilerden bazı notları burada vermekte yarar gördüm.
Islam Online, BBC News, Wikipedia başta olmak üzere muhtelif kaynaklara başvurdum. Ulaştığım bilgiler birbirini tekit ediyordu. Elde ettiğim bilgilerden bazılarının bizzat örgütün kendi taraftarlarınca yazıldığı anlaşılıyordu ve onlar da diğerlerini onaylıyordu. Yorum yapmadan bu notları aktarmak, yorumu değerli okuyucularımıza bırakmak istiyorum.
Bauchi şehrindeki polis merkezine baskın düzenleyen örgütün Hausa dilindeki adı, Boko Haram ve "Batı Tarzı Eğitim Haramdır" anlamına geliyor. Bu ilkesinden yola çıkarak Nijerya'da eğitim sisteminden başlanmak üzere şeriatın uygulanması için mücadele ettiğini söylüyor. Nijerya'nın Müslümanların yoğun olduğu bölgelerinde şeriatın mükemmel düzeyde olmasa da uygulandığını, bu uygulamanın Müslümanların uzun süren kitlesel mücadelesi sonucu başladığını ve şer'i mahkemelerin belli bir bağımsızlığının olduğunu hatırlatalım.
Boko Haram örgütünün lideri Muhammed Yusuf çevresinde Molla Yusuf olarak biliniyor ve taraftarları da onu Nijerya'nın Molla Ömer'i olarak niteliyorlar. Müslüman aydınlar ve ilim adamları da onu ülkedeki hâkim sistemle savaş ilan etmesinden dolayı "Pehlivan" olarak isimlendiriyorlar.
Örgütün lideri Molla Yusuf ülkedeki hâkim sistemle sonu gelmeyecek bir savaş halinde olduğunu söylüyor. Burada tabi ilginç bir soru işareti hâsıl oluyor zihinlerde: "Neden sonu gelmeyecek?"
Örgüt Batı tipi eğitime karşıtlığıyla kendini tanıtmış. Sadece modele değil bilimsel verilere de itiraz ediyor. Örneğin "Batı, dünyanın yuvarlak olduğunu söylüyor, ama biz düz olduğuna inanırız" diyor. Taraftarlarının önemli bir kısmını okumamış veya okullarını terk etmiş olanlar oluşturuyor. Aralarında kadınlar da var.
Muhammed Yusuf daha önce Nijerya'daki Müslüman gençlik arasında etkili olan Uyanış Gençliği içinde imiş. Fakat bu hareket içinde İhvan, Şii, Selefi bölünmesi yaşanınca ayrılmış ve 2004'te 200 kişiyle Boko Haram'ı kurmuş. Sonra taraftarlarının sayısı artmış ama içlerinde Çad'dan gidenler epey bir ağırlık oluşturuyor.
Ülkedeki hâkim sistemle "bitmeyecek savaş" ilan ettiği için zaman zaman çatışmalara girmiş. Ama demek ki öncekiler küçük çaplı olduğundan pek duyulmamıştı. Son çatışmalarda büyük can kaybının olması sebebiyle olaylar uluslararası medyaya yansıdı.
Bauchi hâkimi Molla Yusuf'un mücadelesini "saçmalıklar şovu" olarak niteliyor ve "çünkü kendi çocuklarını Batı tarzı eğitim veren özel okullarda okutuyor" diyor.
Dört gün süren ve 300 kişinin öldüğü olaylar üzerine Nijerya'nın ileri gelen İslâmî oluşumları tepki açıklamaları yayınladı ve örgütün eylemlerinin İslâmî olamayacağını, İslâm adına onaylanamayacağını söylediler.
Örgütün kendini toplumdan tecrit ettiği ve halkla ilişkilerinin çok zayıf olduğu da hakkında dile getirilen önemli hususlardan.
1 Ağustos 2009 Cumartesi, Vakit gazetesi
Nijerya'da yaşanan olaylar Lübnan'ın Trablus şehrinde Nehru'l-Barid mülteci kampına yönelik olarak gerçekleştirilen operasyona çok benziyor. Lübnan'da tanınmış bir Hıristiyan gazeteciyle yaptığım görüşmede, Nehru'l-Bârid mülteci kampına yönelik operasyonda gerekçe olarak kullanılan Fethu'l-İslâm adlı örgütün tüm ülkedeki mensuplarının sayısının toplam 250'yi geçmeyeceğini söylemişti. Müslümanların verdiği sayılar daha azdı. Ama Lübnan ordusu, bu örgüte karşı düzenlediğini ileri sürdüğü bir operasyonda 35 bin Filistinli mültecinin kaldığı Nehru'l-Bârid mülteci kampını tamamen yerle bir etti. İşte böyle bir operasyon ve yıkımın başlatılması için söz konusu örgüte mensup oldukları tahmin edilen 6 kişinin Trablus'ta gerçekleştirdikleri bir banka soygunundan sonra arabalarıyla Nehru'l-Bârid kampının içine kaçmaları bahane edilmişti. Oysa kampta ikamet eden mültecilerin söz konusu örgütle bir ilgileri yoktu ve örgütün izlediği politikayı da desteklemediklerini açıklamışlardı.
Nijerya'daki operasyon kısmen farklılık arz ediyor ama hedef ve icra yönünden büyük bir benzerlik olduğu görülüyor. Geçtiğimiz hafta sonunda Bauchi şehrinde bir polis merkezine saldırı düzenlendiğinin açıklanmasından sonra güvenlik güçleri ve ordu mensupları çevrede insan avına çıktılar. Pazar günü gelen haberlerde devletin silahlı elemanlarının, saldırıların organize edildiği noktaya peş peşe ceset taşıdıkları bildiriliyordu. Geç saatlerde yayınlanan haberlerde söz konusu polis merkezinde en az yüz elli ceset tespit edildiği söyleniyordu.
Çatışmaların sürdüğü iddiasıyla bölgede saldırılar devam etti. 29 Temmuz Çarşamba akşamı çatışmaların tarafı durumundaki Boko Haram adlı örgütün mensupları tarafından karargâh olarak kullanıldığı gerekçesiyle hedef alındığı bildirilen bir camide 200 kişinin katledildiği haber verildi. Ertesi akşam yani 30 Temmuz Perşembe akşamı örgütün lideri Muhammed Yusuf'un, gözetim altına alındığı yerden kaçarken öldürüldüğü açıklandı. Oysa bizzat güvenlik güçlerinin verdiği bilgiye göre bu kişi kıskaca alınınca teslim olmuş, öldürülmemesini, müsamaha gösterilmesini istemişti. Ama güvenlik mensupları onun bu talebini dikkate almayarak kaçmaya kalkışmasını bahane edip gözlerini kırpmadan üzerine kurşun yağdırmışlardı.
Anlaşıldığı kadarıyla hâkim sistem Boko Haram örgütü mensuplarını tutuklayıp yargı önüne çıkararak hesaba çekmekle uğraşmayıp toplu imha yoluyla tasfiye etmeye karar vermişti. Bunun için de bir polis merkezine yapılan saldırıyı gerekçe olarak kullanmış ve kısa süre içinde yüzlerce insanı katletmişti. İnsanların toplu halde bulundukları bir camiyi hedef almaktan bile çekinmemişti. Oysa bu caminin örgüt tarafından karargâh olarak kullanıldığı ileri sürülse de buraya sırf ibadet kastıyla gelmiş olanların bulunması da mümkündü.
Nijerya Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkedir. Buna rağmen Müslümanların yönetimdeki ve bürokrasideki payları nüfus oranlarına göre bayağı düşüktür. Müslümanlar son yıllarda maruz kaldıkları bu haksızlığa son verilmesi için kitlesel mücadeleler veriyorlar. Bu mücadelelerin önemli kazanımları oldu. Her şeyden önce yönetim resmî istatistiklerde Müslümanların nüfus oranlarının % 68 olduğunu itiraf etti. Oysa yakın zamana kadar % 50 veya daha az olarak gösteriliyorlardı. Kuzey bölgedeki 12 eyalette kısmî şeriat uygulaması başlatıldı. Yani bu uygulama yönetimin bir ikramı değil Müslüman nüfusun mücadelesinin kazanımıdır. Şimdi bürokrasideki haklarının en azından nüfus oranlarına yakın olması için siyasi ve sosyal mücadele veriyorlar. Misyonerlik faaliyetlerinin önüne geçilmesi, misyoner teşkilatlarının okullarının yerine İslâmî eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması için uğraşıyorlar.
Komplo teorileri üretmekten hoşlanmıyorum, fakat zikrettiğimiz çabaların sürdüğü sırada mezkûr olayların yaşanmasının da düşündürücü olduğu anlaşılıyor.
Bilimsel olarak, yağmurun denizdeki suların buharlaşmasıyla oluşan bulutların güneşin sıcağıyla ısınması sonucu indiğinin kabul edilmesi, bunun Allah'ın bir nimeti olduğunun inkârı anlamına gelmez. Doktora gidip onun yazdığı ilaçları yutmakla şifanın Allah'tan olduğunu inkâr etmiş olmuyoruz. Yapmamız gereken sünneti ilahiyi keşfeden bilimle, yaratılış gerçeğini ortaya koyan sahih itikadı çocuklarımıza birlikte vermek, bunu savunmaktır. Eğitimde bu ikisinin bir arada verilmemesi, ikinci kısmının eksik kalması sebebiyle de hemen tüfeği çekip "sonu gelmeyecek" savaş ilan etmek gerekmiyor. Kitlesel mücadeleye destek verilmesi, bu mücadelenin sulandırılmaması daha güzel olmaz mı?
Gelişmeler ve sebep ne olursa olsun sonuçta o insanların mazlum olarak öldürüldüklerine inanıyor, Yüce Allah'ın kendilerine rahmet eylemesini, taksiratlarını affetmesini diliyoruz.