Avrupa Fetva Meclisi

2 Temmuz 2009 Perşembe, Vakit gazetesi

Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi'nin, Müslümanların azınlıkta olduğu toplumlarda karşılaştıkları sorunlara şer'î çözümler bulunması amacıyla düzenlediği yeni dönem toplantısı İstanbul'da devam ediyor. İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB)'nin ev sahipliğinde Cevahir Hotel ve Kongre Merkezi'nde sürdürülen toplantının açılış programı 30 Haziran Salı akşamı düzenlendi. Bugünkü ve müteakip yazıda o programda, söz konusu meclisin ve aynı zamanda Müslüman Âlimler Birliği'nin başkanlığını yapan değerli ilim adamı Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi'nin konuşmasından aldığım bazı notları aktaracağım. Ancak ondan önce Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi'nden ve bu meclisin çalışmalarının öneminden söz etmek istiyorum.

Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi bundan yaklaşık 13 yıl önce kurulmuş bir ilmî komite. Sadece Avrupa'da yaşayan Müslümanların değil, yaşadıkları toplumlarda azınlık durumunda olan diğer Müslüman unsurların da şer'î açıdan karşılaştıkları sorunlarla ilgileniyor ve bu sorunlarla ilgili İslâmî hükümleri tespit etmeye çalışıyor.

Müslümanların şer'î konularda karşılaştıkları sorunlar, içinde bulundukları şartlara, toplumlara ve bulundukları ülkelerin yönetim biçimlerine göre değişiyor. Dolayısıyla özellikle toplumsal ilişkiler, ekonomik konular ve siyasi meseleler hakkındaki hükümler bütün şartlarda ve ortamlarda aynı şekilde uygulanamıyor.

Müslümanların azınlıkta olduğu toplumlarda karşılaştıkları sorunlarla ilgili geçmiş dönemde farklı ilmî çevreler ve cemaatler tarafından birbirinden farklı hükümler ortaya kondu. Bu farklılıklar zihinlerde karışıklığa ve uygulamada kargaşaya sebep oldu. Bu açıdan Avrupa Fetva Konseyi bir bakıma şartların zorlamasıyla ve ihtiyacın gereği olarak ortaya çıkmıştır. Bu konseyde bir araya gelen ilim adamları farklı görüşlerini ve delillerini kendi aralarında tartışarak hem en güçlü delillere dayanan hem de Müslümanların azınlıkta olduğu toplumlarda uygulamaya en müsait olanları tespit etmeye çalıştılar. Yürütülen faaliyetin birçok önemli meselenin ilmî çerçevede çözüme kavuşturulmasına vesile olduğunu söyleyebiliriz.

Müslümanların çoğunlukta olduğu ama İslâmî hükümlerin uygulanmadığı ülkelerde karşılaştıkları sorunların da azınlıkta oldukları toplumlarda karşılaştıklarına yakın ve benzer olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla Müslümanların azınlıkta olduğu toplumlarda ortaya çıkan sorunlarla ilgili ilmî çalışmalardan ve fetvalardan, İslâmî hükümlerin uygulanmadığı ortamlarda istifade edilmesi mümkün olmaktadır.

Ayrıca bu tür ilmî çalışmaların belli bir döneme münhasır kalmaması, sürekli hale getirilmesi, hatta genişletilmesi gerekir. Çünkü zaman içinde şartlar ve dış unsurlar sürekli değişiyor. Bu değişiklik hükümlerde de değişikliği zorunlu kılabilir. Ama hükümlerdeki değişikliğin rasgele, herhangi bir ilmî temele dayanılmadan tamamen ihtiyaca binaen yapılması yanılgıya yol açar. O yüzden ilmî dayanakların araştırılması ve ilkelerin korunması yoluyla değişiklik ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Her zaman değişiklik ihtiyacının hükümlerde değişiklikle karşılanması da gerekmez. Bazen de şartların ve ortamın değiştirilmesi için imkânlar değerlendirilir. Çünkü hükümlerde değişiklik ancak sabitelerin, ilkelerin, temel prensiplerin korunmasıyla mümkün olur. Bunun için de ilmî çerçevenin iyi tespit edilmesi ve delillerin o çerçevede ele alınması gerekir.

Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi, Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi'nin yeni dönem çalışma toplantısının açılış programında yaptığı konuşmada bu meclisin Avrupa'daki Müslüman topluluklar tarafından ve onların ihtiyaçlarına bir cevap olması üzere kurulduğunu dile getirdi. Neden böyle bir ihtiyacın hâsıl olduğunu izah ederken dikkat çektiği hususların başında gelenler ise şunlardı:

İslâm sadece bir ibadet ve ahlâk dini, insanın kişisel hayatına hitap eden bir nefis terbiyesi değildir. Hem din hem de dünyadır. Hayatın bütün alanlarını kuşatmaktadır. Ekonomiden siyasete, eğitimden aileye Müslümanın hayatı mensup olduğu dinde bir çerçeveye oturur. Dolayısıyla Müslüman attığı adımın, takındığı tavrın, gerçekleştirdiği faaliyetin inandığı din nezdindeki hükmünü sorma ihtiyacı duyar. Haram mı yoksa helâl mi, vacib mi yoksa caiz mi olduğunu öğrenmek ister. İşte bu ihtiyacını karşılamak için o konuda ilmî birikime sahip olanlara gidip soru sorar, karşı karşıya olduğu meselenin hükmünü öğrenmeye çalışır. Bu ihtiyaçlara cevap verilmesi için sistemli bir çalışma yürütülmesi de zorunlu hale gelmiş ve böyle bir meclis ortaya çıkmıştır.

İslâm Bir Hayat Nizamıdır

3 Temmuz 2009 Cuma, Vakit gazetesi

Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi'nin Avrupa Fetva Meclisi'nin açılış programında yaptığı konuşmadan aldığım notları aktarmaya devam edeceğim. Ancak ondan önce bir husus üzerinde durmak istiyorum: Avrupa'daki Müslümanların, içinde bulundukları ortamda Müslümanca yaşayabilmeleri konusunda karşılarına çıkan sorunlara çözüm aramak İslâm'ı Avrupa'ya uydurmak değildir. Tarihte de her zaman Müslümanların azınlıkta olduğu, İslâmî hükümlerin uygulanmadığı toplumlarda Müslümanların karşılaştığı sorunlara şer'î çözümler bulunması için ilim adamları tarafından çalışma yapılmış ve muhtelif hükümler belirlenmiştir. Zaman ve şartların değişmesine bağlı olarak yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bunlara ilmî çerçevede çözümler aranması gerekir. Maksat İslâm'ı şuraya veya buraya uydurmak değil, Müslümanca yaşama duyarlılığı taşıyanların içinde bulundukları ortam ve şartlarda bunu nasıl başarabilecekleri, İslâm'ın çizdiği sınırların içinde kalmaları için neler yapmaları gerektiği konusunda kendilerini bilgilendirmek, onlara yardımcı olmaktır. Bu yöndeki çabaların, "İslâm'ı Avrupa'ya uydurma çabası (!)" olduğu ön yargısıyla hareket edip hemen karalama başlatmak yerine her şeyden önce yapılmak istenenin ne olduğunu keşfetmek gerekir.

Üstat Karadavi bugün dünyada yaşayan yaklaşık bir buçuk milyar nüfusun üçte birinin azınlıklardan oluştuğuna dikkat çekti. Bu da Müslümanların azınlık oldukları toplumlarla ilgili fıkhî çalışmaların önemini, bu konuyla ilgilenilmesinin zorunluluğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla Müslüman azınlıklarla ilgili fıkıh çalışmaları sadece Avrupa'da yaşayanları değil tüm dünyadaki Müslüman azınlıkları ilgilendiriyor. Ama Avrupa'da yaşayanların bölgedeki şartlarla ve uygulamalarla bağlantılı kendilerine özel sorunları olabilir.

Üstat Karadavi, bazı ülkelerdeki Müslüman azınlıkların çoğunluklardan daha çok olduğunu en büyük azınlığın da 200 milyon Müslümanın yaşadığı Hindistan'da bulunduğunu dile getirdi. Bu gibi ülkelerde Müslümanların sayılarının çokluğuyla bağlantılı olarak ilmî çalışmalar da yapılmış ve yapılmaktadır. Hindistan'dan pek çok değerli ilim adamı çıkmış ve hâlen de bu ülkedeki Müslümanların geleneksel ya da yeni medreselerinden, ilmî enstitülerinden çok değerli ilim adamları yetişiyor. Onlar da yaşadıkları toplumdaki Müslümanların karşılaştığı özel sorunlar hakkında çözümler arıyor, hükümler ortaya koyuyorlar. Bu meselelere fıkhî çözümler aranması, şer'i çerçeveye göre hükümler bulunması da İslâm'ı Hindu felsefesine veya Güney Asya ruhbanlığına uydurmak değildir.

Üstat Karadavi fetvaların şartlara ve ortama göre değişebileceğini hatırlatarak önemli müçtehit âlimlerin hayatlarından bunun çok bariz örneklerinin olduğunu dile getirdi. En önemli örnek olarak da İmam Şafii'nin içtihatları üzerinde durdu. İmam Şafii'nin Mısır'a geçmeden önceki fetvalarıyla sonraki fetvaları arasında farklılık olduğunu bu yüzden görüşlerinin "Şafii'nin önceki içtihadı; sonraki içtihadı" diye tasnif edilerek verildiğini vurguladı. İmam Şafii'nin Mısır'a geçtikten sonra sadece fetvalarında değil aynı zamanda içtihadında bir metot değişikliği olduğunu ifade etti.

Üstat Karadavi fıkhi mezheplerden söz ederken bu mezheplerin birer medrese olduğunu, günümüz meselelerine çözüm aranırken de işte bu medreselerin getirdiği bakış açısından, görüş zenginliğinden yararlanılması, mezhep taassubuna düşülmemesi gerektiğini belirtti. Karadavi, temellerde, ilkelerde, itikadî prensiplerde herhangi bir ayrılığın olamayacağını, içtihat farklılıklarının sadece bir bakış açısı olduğunu söyledi.

Üstat Karadavi'nin üzerinde durduğu hususlardan biri de "teysir" idi. Ondan önceki iki konuşmacı da bu mevzu üzerinde durdu ve temel ilkelerin korunması şartıyla teysirin gerekliliğine işaret ettiler. Teysir yani kolaylaştırma en başta Resûlullah (s.a.s.)'ın tavsiyesidir. Amacı da İslâm'ı yaşanılabilir düzeyde tutmaktadır. Dolayısıyla vaazda azimete teşvik yapılsa da fetvada toplumun geneline yönelik hükümlerin çerçevesini çizerken teysiri esas almak gerekir. Fakat teysir temel ölçülerin korunması, kırmızıçizgilerin aşılmaması prensibine göre uygulanır. Konuşmacıların teysirden söz ederken dikkat çektikleri husus da buydu.

Üstat Karadavi konuşmasında âlimin konumu ve sergilemesi gereken tutum üzerinde de özellikle durdu. Her dönemde yöneticileri memnun etmek için fetva veren ya da halkı memnun etmeye çalışan âlimler olabildiğini fakat âlimin en başta Allah'ın rızasını gözetmesi, bu sebeple de fetvalarında her zamanda doğruya ulaşmanın çabası içinde olması gerektiğini vurguladı.

adı.