ABD Çöker mi?

3 Ekim 2008 Cuma, Vakit gazetesi

Biz işgalci Siyonist devletle siyasi ve ekonomik ilişki içine girilmesine her zaman karşı olmuşuzdur. Bu konudaki tutumumuzdan dolayı birtakım turizm firmalarının Siyonist işgali meşru sayan prosedüre göre ve genellikle Siyonist devletin firmalarıyla koordinasyon içinde düzenlenen Kudüs turlarına da karşı olmuştuk. Vakit gazetesi yönetimine bu konudaki ilkeliliği önemsemesi ve basite alınamayacak bir reklâm gelirini gözden çıkararak söz konusu turların reklâmlarını kabul etmemesi sebebiyle son derece minnettarız. O zaman samimiyetlerinden zerre kadar şüphe etmediğimiz bazı turizmci dostlar reklâm konusundaki engelin kalkması için söz konusu turların bazı önemli faydalarının da olduğunu söylüyorlardı. Oysa mesele fayda - zarar değil ilkesellik meselesiydi. Ayrıca bu konudaki ilkeliliğin yitirilmesinden kaynaklanacak zarar yüzeysel faydalardan büyük olacaktı.

Aradan zaman geçti; İslâmî camianın desteğiyle oluşturulan bazı büyük şirketlerin işgalci Siyonist devletle doğrudan ekonomik ilişki içine girdiklerini öğrendik. Gerekçeleri ise şuydu: "İsrail, ABD'nin köprüsü. Bu köprüyü kullanmadan ABD pazarına giremiyorsunuz." Zaman o köprünün diğer ucunun büyük pazara değil uçuruma çıktığını gösterdi.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce Cezayir'deydim. Bizim orada olduğumuz günlerde Türkiye'den genç bir iş adamı arkadaş da Cezayir piyasalarını araştırmak için gelmişti. Kendisiyle sohbet ediyorduk. ABD'nin dünya ekonomisi ve serbest piyasa üzerindeki hâkimiyetine öylesine inanmıştı ki neredeyse onun kontrolü dışında yaprak oynamadığını düşünüyor gibiydi. ABD sultasının bu kadar abartılmaması gerektiğini savunarak arkadaşla biraz tartışmıştım. Ama kendisi ticaretin içinde olduğu, ihracat ithalatla uğraştığı için bu konuları benden daha iyi bildiğini düşünüyordu. Dolayısıyla söylediklerim onun için ikna edici olmamıştı.

Ben serbest piyasayla ilgili tespit ve değerlendirmeler üzerinde durmaktan ziyade ABD'nin dünya sultasının bir zulüm yapılanması olduğunu, bunun da uzun sürmeyeceğini söylüyordum. Orada arkadaşa da okuduğum âyeti kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehitler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmran, 3/140) Birçok ilim adamı bu âyeti kerimeyi dünyada hâkimiyet, üstünlük ve saltanatın dönüşümlü olduğuna, zulmün ise sonu yaklaştırdığına delil saymıştır.

Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar bizim için önemli ibretler içerir. Bir kıssayı aynen Kur'an-ı Kerim'de geçtiği şekliyle aktarmak istiyoruz:

"Biz bahçe sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi bunları da imtihan ettik. Hani onlar sabah vaktinde onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi. Hiç istisna da etmiyorlardı. Ancak onlar uyurlarken Rabbinden (gönderilen) bir salgın onun üzerini sardı, böylece (bahçe) kapkara oluverdi. Sabahleyin birbirlerine seslendiler. "Eğer devşirecekseniz erkenden ürününüze gidin" diye. Derken aralarında fısıldaşarak yola çıktılar. "Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye. (Yoksulları) engellemeye güç yetirecekleri zannıyla erkenden gittiler. Fakat onu (bahçeyi) gördüklerinde: "Herhalde yanlış geldik" dediler. "Hayır. Doğrusu biz mahrum bırakıldık." Orta hal üzere (mutedil) olanları dedi ki: "Ben size (Allah'ı) yüceliğini anmanız gerekmez mi dememiş miydim?" "Rabbimizi yüceltiriz! Doğrusu biz zalimlerdenmişiz" dediler. Bu kez birbirlerine dönüp birbirlerini kınamaya başladılar. Dediler ki: "Yazık bize! Doğrusu biz azgınlarmışız. Belki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz Rabbimize yönelenleriz." İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi." (Kalem, 68 /17-33)

Şunu unutmamak gerekir ki mutlak güç ve hâkimiyet sahibi Allah'tır. Dünyadaki saltanatlar geçicidir.

ABD'nin dünya hâkimiyeti, tek kutuplu dünya teorileri çökmüştür. Dolayısıyla ABD merkezli bir saltanattan söz etmenin herhangi bir anlamı kalmamıştır. Artık bunu kimse tartışmıyor. Tartışılan "Acaba ABD de çöker mi?" konusudur. Bu çerçevede çok farklı yorumlar yapılıyor. Bazıları ABD'nin çökmesinin tüm dünya ülkelerine ağır bir maliyetinin olacağı görüşünü savunuyorlar. Amerikan emperyalizmi de dünya ülkelerini "biz batarsak hepiniz batarsınız" iddiasıyla korkutmaya ve kurtarma operasyonuna ciddi bir katkıda bulunmaları için zorlamaya çalışıyor. Bütün bu hususlarla ilgili görüş ve kanaatlerimizi de inşallah müteakip yazıda aktarmaya çalışacağız.

ABD Çökerse

4 Ekim 2008 Cumartesi, Vakit gazetesi

Bundan önceki yazımızda aktardığımız kıssada geçen bir ifade vardı: "Bu kez birbirlerine dönüp birbirlerini kınamaya başladılar." Bugün Amerikan emperyalizminin işgalci ve saldırgan tutumundan dolayı global bir sarsıntıya yol açacağından korkulan krizin ortaya çıkmasından sonra da emperyalist güçler birbirlerini kötülemeye başladılar. Tabii hedefte en çok sorunun ana müsebbibi ABD var. Ama söz konusu kıssada kendinden söz edilen topluluk aynı zamanda bir şeyi itiraf etmişti: "Yazık bize! Doğrusu biz azgınlarmışız" Günümüzün azgınlarının da bunu itiraf etmeleri gerekir. Ama şimdilik sadece borsa tahlilleriyle oyalanıyorlar.

ABD Başkanı Bush kurtarma operasyonunda ısrarlı. Yedi yüz milyar dolarlık kurtarma planı, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak Senato'da kabul ettirildi. Uygulamaya geçmesi için Kongre'de de kabul edilmesi gerekiyordu. Ben bu yazıyı yazarken henüz plan üzerindeki tartışmalar devam ediyordu ve oylama yapılmamıştı. Siz okurken belki oylanmış ve muhtemelen kabul edilmiş olacak. Ama ABD yönetimi bu planı gündemine almakla iki ucu keskin bir kılıç kullanmaktadır. Kurtarma planı uygulamaya geçirilse de bu ABD'yi bataklıktan çıkarmayacak. Belki, "biz batarsak hepiniz batarsınız" iddiasından yola çıkarak dış destek temin etmek için zaman kazanmış olacaktır. Zaten tahmin ediyoruz Bush'un ve adamlarının ısrarının sebebi de budur.

Peki, "biz batarsak hepiniz batarsınız" iddiası bir gerçeği mi yansıtıyor yoksa ABD'nin aciz kaldığı bir konuda çağdaş emperyalist güçleri bir araya getirmeyi amaçlayan etkileme çabası mıdır?

Öncelikle şunu ifade edelim ki burada çökecek olan ABD emperyalizmi ve onun dünya halklarını kendisine hizmet ettirmeyi hedefleyen sultasıdır. Hitler'in oluşturduğu işgalci ve saldırgan hegemonyanın çökmesiyle Almanya ve Alman halkı ortadan kalkmadı. Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle başta Rusya olmak üzere bu birliğin çatısı altında bir araya gelen ülkeler ve o ülkelerde barınan halklar yok olmadı. Bugün ABD'nin karşı karşıya olduğu sarsıntının beklenen neticeleri doğurması durumunda çökecek olan da sömürgeci Amerikan hegemonyasıdır. Bundan Amerikan halkının etkilenmesi doğaldır, çünkü bu halk dünya ekonomisinden hak ettiğinden çok daha fazla pay alıyor. Yeni dönemde payına düşene razı olmak zorunda kalacak.

ABD hegemonyasının çökmesi global bir sarsıntıya ve ekonomik yönden etkilenmeye sebep olacaktır. Ama bunu çok fazla abartmamak ve endişe konusu yapmamak gerekir. Çünkü Amerikan sömürgeciliğinin ve hegemonyasının devam etmesi zaten kesintisiz bir zarara sebep oluyor. Bu kalıcı zarardan ve tahakkümden kurtulmaya vesile olacak sarsıntı ve bu sarsıntıdan doğacak zarar bir nimet sayılmalıdır. Bundan önce benzer hegemonyaların çökmesiyle dünya çökmediği gibi ABD hegemonyasının çökmesiyle de çökecek değildir.

Biz inanıyoruz ki ABD hegemonyasının çökmesinden sonra önemli bir gerçek biraz daha cesaretli bir şekilde gündeme getirilecek ve Bush'un Hitler'den hiçbir farkının olmadığı konuşulacaktır. Çünkü Bush'un Irak'ta sergilediği vahşetin Hitler'in işgal ettiği topraklarda sergilediği vahşetten zerre kadar farklı olmadığı itiraf edilecektir. Bugün sadece borsa tahlilleriyle uğraşanlar o zaman tarihin ikinci Hitler'inin eli kanlı figürlerini çizecek, aynen Hitler'e lanet okudukları gibi ona da lanet okuyacaklardır. Dolayısıyla günümüz siyasetçilerinden kârlı çıkanlar, Bush'tan, onun stratejilerinden ve politikalarından uzak durmayı başarabilenler olacaktır.

Şimdi dünyada ABD hegemonyası sonrasıyla ilgili hesaplar yapılıyor. Bu konudaki düşüncelerimizi arz etmeyi bir başka yazıya bırakarak önemli bir konuyla ilgili tahlilimizi sunmak istiyoruz.

Filistin Meselesi Referandumla Çözülür mü?

İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Muttaki'nin BM Genel Sekreteri ile yaptığı görüşmede Filistin meselesinin âdil ve özgür bir referandum ile çözülebileceğini söylediğine dair haber yayınlandı. Muttaki'nin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın da benzer görüşler serdettiğini söylediği de haberde dile getirildi. Bu belki siyasi ve stratejik amaçla söylenmiş olabilir. Filistin halkına böyle bir imkân tanınsa nasıl olsa o halk işgali büyük bir ekseriyetle reddedecek ve uluslararası güçlere bu yolla cevap vermiş olacaktır, düşüncesiyle de böyle bir önerinin gündeme getirilmiş olması mümkündür.

Ama Filistin davasının siyasi ve stratejik hesapların üstünde tutulması gereken ilkesel bir dava olduğunu başta vurgulamayı yararlı görüyoruz.

Bunu belirttikten sonra şunu ifade edelim ki Filistin toprakları üzerindeki Siyonist işgal tamamen gayri meşrudur. Şer'i hükümlere göre reddedilmesi ve sona erdirilmesi için mücadele edilmesi gereken haksız bir işgaldir. Böyle bir işgal belli bir toplumun çoğunluğu tarafından onaylansa bile asla meşruiyet kazanamaz.

İkinci olarak Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa davası sadece Filistinlilerin değil tüm ümmetin ortak davasıdır. Ümmet adına duruşun Filistin halkının haklı mücadelesine destek tarzında kendini göstermesi gerektiği gibi bu halkın yanılgıya düşerek işgali onaylama hatası işlemesi halinde ona itiraz tarzında da kendini göstermesi gerekir.

Üçüncü olarak böyle bir öneri, Filistin topraklarındaki Siyonist işgal gerçeğini dikkate alan realist bir öneri de değildir. Siyonist işgalin ve onun arkasında duran emperyalist güçlerin Filistin halkına bu hakkı tanımayacakları ortada. Böyle bir imkân tanınsa bile Siyonist işgalci çıkacak sonuca saygı duyarak valizini toplayıp gidecek değildir. Filistin halkının kendi yönetimini belirlemek amacıyla özgür iradesini kullanmasına ve İslâmî hareketi iş başına getirmesine saygı duymayan, böyle bir tercih yapmasından dolayı bir buçuk milyon insanı Gazze'de açık hava hapishanesine kapatan, bebeklerin ilaç almalarını engelleyerek ölmelerine yol açan zihniyetten böyle bir hakkaniyet beklenemez.

Filistin meselesini işgale karşı ilkeli ve kararlı mücadele çözecektir. ABD tabusunun çatırdamasını bize gösteren Yüce Allah'ın, geçmişte haçlı işgalinin sona erdirilmesini nasip ettiği gibi Siyonist işgalin bitirilmesini ve Filistin topraklarının yeniden gerçek İslâmî kimliğine kavuşturulmasını da nasip edeceğine inanıyoruz.

İrtibatlı Yazılar:

  • Bu Kriz Çöküşün Habercisi mi?
  • ABD Hegemonyası Sonrası Dünya
  • ABD ile Dökülenler
  • Faiz Sömürgeciliğinin Çöküşü
  • Krize Farklı Bir Bakış
  • ABD Ekonomisinde Kriz
  • onomisinde Kriz