Arap Birliği Zirvesi

2 Nisan 2008 Çarşamba, Vakit gazetesi

Arap Birliği teşkilatı emperyalizmin küçük parçalara ayırdığı Arap dünyasında mevcut 22 ülke için bir çatı sayılıyor. Ancak hiçbir parçasını bomba yağmurundan koruyamayan bir çatıdır. Muhafız çatı vazifesi görseydi Irak'ın üzerine Amerikan bombalarının düşmesini engelleyebilirdi. Tam aksine Amerikan saldırganlığı karşısında Irak'a basit bir müdahalede bulunmaktan dahi çekinmiştir. Bizzat teşkilatın genel sekreteri Amr Musa'nın itirafıyla Irak'ta devreye girmesi ancak ABD'nin çağrısıyla mümkün olabilmiştir. ABD, Irak'ta siyasi inisiyatifin tamamen İran'a geçtiğini ileri sürerek Arap Birliği teşkilatı yetkililerine "siz niye bir şey yapmıyorsunuz?" diye sormuş ve teşkilatın genel sekreteri ancak ondan sonra Irak'a ziyarette bulunarak bir şeylere dokunmaya başlamıştır. Ama gene de işgalcilerin Irak'ta fitne tohumlarını ekme çabalarına malzeme olmanın dışında söze gelir, dişe dokunur bir şey yapamadı.

İşte bu Arap Birliği teşkilatının geçtiğimiz hafta sonunda Suriye'nin başkenti Şam'da bir zirvesi vardı. 29 Mart Cumartesi sabahı başlayıp 30 Mart Pazar akşamı sona erdi. Zirve öncesinde birtakım komisyon çalışmaları ve teşkilata üye ülkelerin Dışişleri bakanlarının ön toplantıları oldu.

Toplantının ana gündem maddesini Filistin'le ilgili gelişmeler ve özellikle Gazze'ye uygulanan ekonomik ambargo oluşturuyordu. Filistinlilerin de bütün bu konularda toplantıdan önemli beklentileri vardı. Beklentilerini dile getirmek amacıyla muhtelif çağrılar da yaptılar ve Arap ülkelerinin liderlerinden özellikle Gazze üzerindeki kuşatmanın yarılması için müşahhas birtakım adımlar atmalarını istediler.

Filistinlilerin Arap Birliği zirvesinden ve üye ülkelerin liderlerinden bu tür talepleri ve beklentileri olacağını önceden tahmin eden ABD de erkenden bir diplomatik atağa geçti. İşgalci Siyonist saldırgan devletin dayatma politikalarının takipçiliğini ABD'nin yaptığını biliyoruz. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Ortadoğu çıkartmasının tam da Arap Birliği Zirvesi öncesine denk gelmesi tesadüf değildi. Ziyaretin amaçlarından biz daha önce söz etmiştik. Fakat zamanlamanın söz konusu zirveyle de doğrudan irtibatı vardı. ABD'nin İsrail hesabına gerçekleştirdiği diplomatik atağı ve dayatma girişimleri sadece Cheney'in ziyaretinden ibaret de kalmadı.

Kuvvetli ihtimalle ABD'nin dayatmaları sebebiyle Arap Birliği teşkilatındaki dökülmeler daha katılma kararlarının açıklanması merhalesinde başladı. Birçok üye ülke, devletin birinci yöneticisi (cumhurbaşkanı, kral, emir) düzeyinde temsil edilmeyeceğine dair açıklama yaptı. Bazıları gerekçe olarak Suriye'yle ilgili sorunları gösterdi. Oysa bu ülkelerin Suriye'yle, Arap Birliği teşkilatının en önemli toplantısını boykot etmelerini haklı kılacak bir sorunları yoktu. Bizim tahminimize göre söz konusu ülkeler kendilerini iki baskı arasında görmeleri sebebiyle bu yola başvurdular. Çünkü Filistin halkının ve bu halkın oylarıyla seçilmiş yöneticilerin ambargonun yarılması konusunda önemli beklentileri vardı. Kendi yönetimleri altındaki halkların ve sivil toplum kuruluşlarının beklentileri de bu yöndeydi. Diğer yandan uluslar arası mafya gibi çalışan ABD de gönderdiği temsilcilerle gözdağı veriyor ve işgalci Siyonist devletin ambargo uygulamasının etkisiz hale gelmesine yol açacak bir adım atmamalarını istiyordu. Sonuçta çıkışı Suriye üzerindeki dış baskıları ve bazı diplomatik sorunları bahane ederek temsil düzeyini düşürmekte bulmuşlardı. Bazıları Dışişleri Bakanı, bazıları da sadece Büyükelçi vasıtasıyla temsil edilme kararı aldı. Sadece 11 ülke en üst yönetici tarafından temsil edildi. Oysa bir buluşmanın "zirve" olarak isimlendirilmesinin sebebi belli bir organizasyonun üyelerinin en üst yöneticilerini bir araya getiren toplantı olmasıdır.

Teşkilat Irak konusunda gösterdiği acziyeti ne yazık ki son toplantısında Filistin konusunda da ortaya koydu. Yapılan açıklamalara, konuşmalara ve çağrılara bakılınca toplantıda gayet cesaretli davranıldığı söylenebilir. Ama önemli olan sözde cesaret ve başkalarına çağrılar yapmak değil fiili olarak müşahhas adımlar atılmasıdır. Özellikle Gazze'ye uygulanan insanlık dışı ambargonun etkisiz hale getirilmesi konusunda net adımlar atılması gerekiyordu ve Filistin halkının teşkilattan öncelikle beklediği de buydu. Ama her şey yine sözde kaldı, fiiliyata dönük herhangi bir karar alınmasından özenle uzak duruldu.

Aslında Arap dünyası güçleri birleştirme cesareti gösterebilse ABD tehditleri ve dayatmaları etkisini kaybedecektir. Ama henüz "birlik" sadece isimde.