7 Eylül 2007 Cuma, Vakit gazetesi
Cunta yönetimleri genellikle şiddet politikalarıyla tanınırlar. Silahın gücünü kullanarak iktidara el koyduklarından silah onların sembolü oluyor. O da şiddeti temsil ediyor. Ama şiddetin meşru amaçla kullanıldığı yerler olduğu gibi meşru olmayan amaçlarla kullanıldığı yerler de vardır. Ne yazık ki günümüzde çoğu zaman meşru olmayan amaçlarla kullanılıyor. Cunta yönetimlerinin şiddet politikaları da genellikle meşru olmayan amaçlara yöneliktir. Bu yönetimler, adalet ve hukuku devre dışı bırakarak silahın gücüyle otoritelerini sağlamlaştırıyorlar. Böyle bir geleneğin yaygınlaşması sebebiyle cunta yönetimleri için şiddet normal sayılıyor. Hukuki değil elbette, ama normalleştirilmiş.
Pakistan'da hâlen iktidarını sürdüren askerî cunta da silahın gücünü ve şiddeti toplum üzerindeki otoritesini sağlamlaştırma, muhalif güçleri susturma ve etkisiz hâle getirme amacıyla yoğun bir şekilde kullanıyor. Bu ülkedeki cuntanın Afganistan işgalinde ABD'nin yanında yer alması şiddet politikasında kendini biraz daha rahat hissetmesine imkân sağladı. Çünkü uyguladığı şiddet politikası Amerikan emperyalizmi tarafından "teröre karşı savaşa destek" olarak lanse edilip alkışlandı. ABD'nin alkışladığına ise onun güdümündeki yönetimlerin tepki göstermesi söz konusu değildi. Hatta insan hakları kuruluşları bile Pakistan cuntasının cürümleriyle ilgili bir dosya açma ve gerçekleştirilen çirkin işleri dünya kamuoyunun dikkatlerine sunma cesareti gösteremediler. Oysa Pakistan cuntasının nice zavallı insanı el-Kaide mensubu diye tutuklayıp Amerikan işgal güçlerine teslim ettiğine ve askerlere tutukladıkları adam karşılığında para verildiğine dair haberler aldık.
Pakistan cuntasının şiddet konusunda kendini son derece rahat hissetmesi Lal katliamı gibi bir vahşete imza atmasını sağladı. Emperyalizmin literatüründe "teröre karşı savaş" tanımlamasına dâhil edilen bu katliamda birçoğu daha yasal sorumluluk yaşının bile altında olan yüzlerce öğrenci vahşice katledildi.
Biz Lal Mescit katliamıyla ilgili dosyamızda bu katliamın Pakistan'da şartların daha da kötüleşmesine, güvenlik sorunlarının artmasına ve suların daha fazla bulanmasına yol açacağını dile getirmiştik. Son dönemde yaşanan olaylar, cuntaya karşı tepkilerin artması ve ülkedeki güvenlik sorunlarının her geçen gün kabarması ne yazık ki tahminlerimizi doğru çıkarıyor.
General Perviz Müşerref'in Lal Mescit katliamının ve sonrasında özellikle Veziristan bölgesine yönelik askerî şiddeti artırmasının en önemli amaçlarından biri ABD'ye yaranmaktı. Kendi halkının desteğinden mahrum olunca ayakta kalabilmek için uluslar arası emperyalizmin desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu. Ama gelişmeler Müşerref cuntasının bunu başaramadığını gösteriyor. Çünkü Amerikan emperyalizmi ondan her zaman daha fazlasını istiyor. Daha fazlasını elde edebilmek için de bulunduğu noktadaki tavrını ve uygulamalarını tenkit etme ihtiyacı duyuyor. Nitekim son dönemde Pakistan'daki askerî şiddetin artmasına rağmen yine de Müşerref cuntasının ABD'nin eleştirilerine hedef olmaktan kurtulamadığını ve bu yüzden zaman zaman sözlü sürtüşmeler yaşandığını gördük.
Gelişmeler Diktatör General Müşerref'in Amerikan emperyalizmine yaranabilmek için kendi ülkesini uçuruma sürüklediğini gösteriyor. Çünkü uygulanan askerî şiddet sert tepkiyle karşılanıyor ve can güvenliğini tehdit eden olaylar her geçen gün artıyor. Öyle ki dış tehditlere karşı kendi halkını ve ülkesini savunması gereken ordu dış güçlerin hesabına kendi halkıyla savaşan bir orduya dönüşüyor. Ülkesini ve ordusunu böylesine tehlikeli bir ortama doğru sürükleyen devlet başkanının o ülkenin çıkarlarına öncelik veriyor olması mümkün müdür? Bu adamdan ancak "ülkesini uçuruma sürükleyen kişi" olarak söz etmek mümkün olabilir.
Bu sıralarda Pakistan'la ilgili olarak tartışılan konulardan biri de eski başbakan Nevaz Şerif'in ülkesine geri dönmesi konusu. Bazıları onun dönmesini isterken bazıları da yeni tartışmaların ve siyasî sorunların ortaya çıkmaması için dönmemesinden yana görüş beyan ediyorlar.
Lal Mescit katliamı sonrasında Pakistan'da ortaya çıkan durum ve yaşanan gelişmeler gidişatın iyiye doğru olmadığını gösteriyor. Yani Lal Mescit katliamı yöresel bir olay olmakla kalmadı. Ülkenin tümü üzerinde ciddi şekilde etkisini gösterdi. Cuntanın şiddet politikasını sürdürmesi durumunda bu etkinin daha da yaygınlaşacağı hissediliyor. Gelinen durumun baş sorumlusu ise iktidarda kalma arzusuyla, ABD hesabına halkına karşı savaş açan General Perviz Müşerref'tir.