Azerbaycan Notları

Mayıs 2007, Vuslat dergisi

Azerbaycan Neresidir?

Azerbaycan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan beş Türk Cumhuriyeti'nden biri ve Türkiye'ye en yakın olanıdır. Ancak Türkiye'yle Nahcıvan Özerk Bölgesi üzerinden çok az bir sınır bağlantısı bulunmaktadır. Nahcıvan Özerk Bölgesi'yle Azerbaycan arasını da Ermenistan toprakları ayırmaktadır. Dolayısıyla Azerbaycan'ın merkezi bölgesinin Nahcıvan Özerk Bölgesi'yle bağlantısı İran toprakları üzerinden sağlanabilmektedir. Bu yüzden Türkiye'nin de Azerbaycan'la kara bağlantısı İran ve Gürcistan üzerinden sağlanabilmektedir.

Azerbaycan, Sovyetler'in dağılmasından sonra bağımsız devlet haline gelen Türk cumhuriyetleri içinde Türkiye'ye en yakını olduğu gibi lehçesi de Türkiye Türkçesine en yakın olandır. Böyle olmasına rağmen farklı anlamlarda çok sayıda kelime kullanılması sebebiyle anlaşmada zorluk çekilebilmektedir. Ancak farklı kelimelerin tanınması ve öğrenilmesinin çok fazla zaman almayacağını tahmin ediyoruz.

Sekiz milyon nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Azerbaycan'da nüfusun üçte birden fazlası başkent Bakü'de toplanmış durumdadır. Çünkü Bakü'nün nüfusunun üç milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Genel olarak şehirlerde toplanan nüfus oranı ise % 60'ı buluyor. Bu da nüfus dağılımındaki dengesizliğe ve şehirlerdeki yığılmaya işaret ediyor. Nüfus artış hızı çok düşük olduğundan on yıl önceki nüfusla bugünkü nüfus arasında çok fazla bir fark görünmemektedir.

Etnik açıdan Azerîler büyük ekseriyeti oluşturuyorlar. Diğer Türk cumhuriyetlerine yönelik Rus yerleşiminden dolayı oralarda etnik yapıda bayağı bir değişim gerçekleşmiş ancak Azerbaycan'da yerli nüfusun ağırlığı korunmuştur. Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni isyanı ve Ermenistan'ın bu bölgeyi işgal etmesi sebebiyle gerçekleşen göç Azerbaycan'daki Azeri nüfus oranının daha da artmasına yol açtı. Bu sebeple Azeri nüfus oranının en az % 85'i bulduğu tahmin ediliyor. İkinci sırada gelen etnik unsur oranları % 6'ya yaklaşan Ruslar, üçüncü sırada gelenler ise % 5'ten fazla bir orana sahip durumdaki Ermenilerdir. Gürcüler ve Ahıska Türkleri de önemli birer etnik azınlık durumundadırlar.

Azerbaycan nüfusunun % 88'inin Müslüman olduğu biliniyor. Müslümanların yaklaşık % 70'i Şiî Caferî, % 30'u da Sünnîdir.

Azerbaycan'a Yolculuk

Geçtiğimiz ay içinde, Allah'ın izniyle bir Azerbaycan seyahati gerçekleştirdik. Bu sebeple bu ay ki yazımızda da sizlere Azerbaycan'la ilgili tespit ve intibalarımızı yazmak istedik.

Seyahatimiz başkent Bakü'ye idi. Fakat başkentte dışa yansıyan sosyal imajın ülkedeki genel yapı hakkında da bir fikir verdiğini tahmin ediyoruz. Ayrıca seyahatimizin amacı sadece dışa yansıyan manzaraya şahit olmak değil ülkenin genel yapısı ve karşı karşıya olduğu şartlar hakkında da bilgi edinmek olduğundan gezi ve görüşmelerimiz vasıtasıyla ülke hakkında kanaat belirlememizde işe yarayacak bilgiler edinebildiğimizi sanıyoruz.

Ekonomideki Değişimin Yönü

Komünist rejimin çökmesinden sonra bu rejimle yönetilen ülkelerin ekonomileri ortada kalmıştı. Çünkü içe kapalı bir dünyanın kendine göre ekonomik değerleri, standartları ve yapılanması vardı. Dolayısıyla komünist rejimden geriye kalan, bir ekonomik miras değil enkazdı. O ülkelerdeki yönetimler bir süre o enkazı nasıl ayrıştıracakları, işe yarayacak olanları çıkarabilecekleri ve yeni standartlara uydurabilecekleri üzerinde düşünme gereği duydular. Bu bir duraklama ve bekleyiş dönemiydi. Sonra yeniden bir canlanma başladı. Azerbaycan'da da böyle ekonomik canlanma görülüyor. Ama bu canlanma ülke halkına parlak bir gelecek hazırlayacak ve kendi ayaklarının üstüne durabilecek nitelikte bir ekonomik altyapı oluşturma tarzında değil Batı sermayesinin yönlendirdiği kapitalist ekonominin kucağına oturma tarzında bir hareketlilik. Yabancı sermaye ülkenin her tarafına el atmış durumda. Ama ülkenin geleceğini hazırlayacak bir üretim ekonomisi değil sermaye sahiplerinin kasalarına para akıtacak bir tüketim ekonomisi ağırlıklı. Hatta bu yüzden komünist rejimin bıraktığı enkazın içinden çıkarılıp değerlendirilmesi mümkün üretim mekanizmaları bile dumûra uğratılmış veya uğratılıyor.

İnşaat ve Turizm Sektöründeki İlerleme

Müşahede ettiğimiz kadarıyla ülkede gelişme ve ilerlemenin en hızlı gerçekleştiği iki sektör inşaat ve turizm. Aldığımız bilgilere göre turizm sektörü özellikle Bakü - Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi'nin hayata geçirilmesi işlemleriyle birlikte canlanmaya başlamış. Özellikle Batılılar petrolün cazibesiyle Azerbaycan'a yakın ilgi göstermiş ve burayı ziyaret etmeye başlamışlar. Tabii bu ziyaretler ülkenin tanınmasına ve ilgi görmesine de vesile olmuş. Ondan dolayı özellikle başkent Bakü'ye çok sayıda büyük ve lüks otel inşa edilmiş. Batı'daki uluslar arası turizm şirketleri komünist dönemden kalma otelleri veya bu amaçla kullanılmaya müsait binaları satın alarak müreffeh otellere dönüştürmüşler. Lüks otellerindeki imkânların ve hizmetlerin Avrupa otellerininkiyle aynı olduğunu söyleyebiliriz.

İnşaat ve yapılanma, başkent Bakü'nün her tarafını kuşatmış durumda. Büyük iş yerlerinin, ticaret merkezlerinin inşa edilmesi için kurulmuş şantiyeler hep birbirine bakıyor. İnşaat sektöründe Türkiye'den giden firmaların da büyük bir ağırlık oluşturduğu söyleniyor. Özellikle Türkiye'den giden inşaat malzemelerine büyük ilgi ve rağbet var. Bu yüzden inşaat malzemeleri satan iş yerleri Türkiye'den giden ürünleri satıyorsa onların tanıtım ve reklamını öne çıkarıyor.

Aldığımız bilgilere göre şehir merkezinde, komünist rejim döneminden kalan ve artık işlemez hale gelen fabrikalar yıkılarak arsalarına ticarî işyerlerinin ve alışveriş merkezlerinin inşa edilmesi için şantiyeler kurulmuş. Bu da yukarıda ifade ettiğimiz üzere tüketim ekonomisini öne çıkaran bir canlanmaya ve hareketliliğe işaret ediyor. Fakat tüketim ekonomisinin ağırlık kazanması insanlardaki işsizlik ve yoksulluk sorununun daha da büyümesi endişesini doğuruyor. Devlet, komünist rejim döneminden kalma muattal fabrikaların yerine yeni fabrikalar ve üretim mekanizmaları kurmayı ya da kurdurmayı tercih etmiyor. İşi tamamen uluslar arası sektörlerde isim yapmış sermaye sahiplerinin tercihlerine bırakmış gibi görünüyor.

Halk Yine Yoksul

Para değerinin ve fiyatların dünya piyasasına ayarlanmasına çalışılmış. Bu yüzden fiyatlar bayağı yükseltilmiş. Ama insanların gelir düzeylerinde aynı paralelde bir yükseliş gerçekleşmemiş. Eski dönemden kalma üretim mekanizmalarının âtıl hale gelmesi ve yerlerine yenilerinin inşa edilmemesi işsizlik sorunun ortaya çıkmasına sebep olmuş. Devlet yönetimi bu sorunun üzerine gitmek için söze gelir bir faaliyet gerçekleştirmemiş. Kendileriyle görüştüğümüz Azerîlerden öğrendiğimize göre insanların kendi başlarının çarelerine bakmaları beklenmiş. Komünist rejim döneminde her şeye devletin el atmasına alıştırılmış insanlar da kendilerine çare üretme konusunda yeterince başarılı olamamışlar. Bu da yoksulluğu, gelir dağılımında adaletsizliği ve halkın önemli bir kesiminin gelir düzeyinde düşüklüğü beraberinde getirmiş. Bu ise eski komünist rejim dönemine özlem duyulmasına sebep olmuş. Kendileriyle konuştuğum kişilerin birçoğu halkın ekonomik durumu konusunda geçmiş dönemin daha iyi olduğunu ifade ettiler. Bunların içinde geçmiş dönemde haksızlığa uğratılan, özgürlüklerinden yoksun bırakılmış bu yüzden de o dönemi kara bir dönem olarak görenler de vardı.

Dini Bilinçlenme Yetersiz

Azerbaycan, Sovyetler'in dağılmasından sonra ortaya çıkan devletler içinde halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında dinî duyarlılığın en zayıf olduğu ülkelerden biridir. Bunun en önemli sebeplerinden biri bizim gördüğümüz kadarıyla ulusal duyarlılığın dinî duyarlılığa baskın çıkmasıdır. Halkta genel olarak dinî bilinçlenme ve duyarlılığa belirgin düzeyde bir ilgi gösterilmemiş. Devletin bu konuda herhangi bir katkısının olması zaten beklenmiyor.

Dinî duyarlılık ve bilinç düzeyinin düşük olduğu tüm Müslüman toplumlarda olduğu gibi Azerbaycan toplumunda da misyonerlik faaliyetleri var. Ancak Azerbaycan halkının misyonerlerin faaliyetlerine de bir ilgisi olmamış. Bu yüzden misyonerlerin Azerbaycan'da söze gelir bir başarı elde etmiş olduklarını sanmıyoruz. Şimdi de halkın ekonomik ihtiyaçlarını ve yoksulluklarını bu amaçla değerlendirmeye ağırlık verdikleri hissediliyor ki bu zaten misyonerlik mekanizmasının genel stratejisidir.

Dinî duyarlılığın düşük düzeyde olması ülke halkının dine tümüyle ilgisiz olması anlamına gelmiyor. Her şeye rağmen yine bir yatkınlık ve arayış var. Önemli olan bu yatkınlık ve arayışın sivil kuruluşların faaliyetleriyle değerlendirilmesi. Böyle bir çalışmadan, özellikle yetişen nesil nezdinde faydalı sonuçlar alınabileceğini tahmin ediyoruz.

Ticari Ahlâktaki Zafiyet

Halktaki ekonomik sorunlarla dinî duyarlılık yetersizliğinin bir araya gelmesi bizim gördüğümüz kadarıyla toplumda özellikle ticarî ahlâkta bir zafiyet ortaya çıkmasına sebep olmuş. Bu zafiyet daha havaalanına ayağınızı basmanızla birlikte karşınıza çıkıyor. Havaalanı görevlileri sizin yabancı olmanızdan kaynaklanan ihtiyaçlarınızı sizden birtakım menfaatler elde etmek için değerlendirmeye çalışıyorlar. Çarşıya pazara çıktığınızda piyasayı ve şartları bilmemenizden yararlanmak isteyen birçok kişiyle karşılaşabiliyorsunuz. Devlet kademelerinde rüşvetin çok fazla yaygınlaşmasından bütün herkes şikâyetçi. İmkânları ve sınırları kanunlar değil rüşvet belirliyor. Bir taksi şoförü de kanunların sadece yazılı metinlerden ibaret olduğunu, rüşvetin bütün kanunların üstüne çıktığını dile getirmişti.

Kültürel Değişim Batı'ya Doğru

Komünist rejimin bıraktığı kültürel kalıntıya da fazla ilgi olmamış. Zaten komünist rejimin ideolojik kültürün dışında insanlara bu yönde bir şeyler kazandırmak için gayretleri de olmamış. Dolayısıyla toplumda ister istemez bir kültürel değişim gerçekleşmiş. Ama ne yazık ki bu değişimin yönü İslâm'a ve İslâm toplumlarına doğru değil. Tamamen Batı'ya doğru. Hatta toplumda ulusal duyarlılığın dinî duyarlılığa baskın çıkmasına rağmen kültürel değişimde ulusal duyarlılığın da fazla etkin ve baskın çıkmadığını görüyorsunuz.

Türkiye'ye Bakış

Azerbaycan'da Türkiye'ye yakın bir ilgi olduğu ve ülke halkının kendilerini en çok Türkiye'ye yakın gördükleri dikkatten kaçmayan bir gerçek. Bunda belki ülke genelinde ulusal duyarlılığın baskın çıkmasının da önemli bir rolü ve etkisi var. Böyle bir duyarlılık etkisi dolayısıyla olacak ki ülkedeki Müslüman halkın yüzde yetmişinin Şiî Caferi olmasına rağmen insanların kendilerini İran'dan çok Türkiye'ye yakın hissettikleri müşahede ediliyor. Bunda Dağlık Karabağ meselesiyle ilgili tavrın da etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu meselede Azerbaycan'a en yakın desteği Türkiye'nin verdiği inancı hâkim. Dağlık Karabağ meselesi ise ülkenin en önemli ulusal sorunu ve bu yüzden Ermenistan'la ciddi problemler yaşanıyor.

Türkiye'den Bakış

Bir de Azerbaycan'a Türkiye'den bakarak bir değerlendirme yapmakta yarar görüyoruz. Buradan oraya daha çok ekonomik menfaati esas alan ve yatırım amaçlı ilginin öne çıktığını söylemek mümkündür. Bunu yadırgamıyoruz ve bir ihtiyaç olması açısından normal karşılıyoruz. Ancak böyle bir ilginin toplumsal etkinliklerle ve sivil faaliyetlerle de desteklenmesi mümkündür. Azerbaycan halkındaki dinî duyarlılık zaafının bu tür faaliyetlerle giderilmesi mümkündür. Çünkü halkta bu konuda her ne kadar zaaf yaşanıyor olsa da bir ilgi ve yatkınlığın mevcut olduğunu belirtmiştik. Özellikle Türkiye'ye ve Türkiye toplumuna gösterilen ilgi ve yakınlıktan bu amaçla istifade edilmesi mümkündür. Aksi takdirde bugüne kadar başarılı olamayan misyoner teşkilatları insanların ekonomik ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını istismar ederek gelecekte başarılı olabilirler. Çünkü dinî bilinç yetersizliği böyle bir şeyin önünü açabilir.

Filistin'de Direniş Kararlı

Filistin direnişi, Filistin halkının güven ve huzuru açısından Siyonist işgal devletinin uyması şartıyla bu devletle ateşkesi kabul etmişti. Ancak Siyonist saldırgan devlet her zaman ateşkesin kendisi için değil yurtları işgal edilen, hakları gasp edilen Filistinliler için geçerli olmasını istiyor. Bundan dolayıdır ki ateşkes döneminde bile Siyonist saldırganlığın devam etmesi sebebiyle 62 Filistinli şehit edilirken, 260 Filistinli de yaralandı. Ayrıca 1164 Filistinli işgalci saldırgan güçler tarafından tutuklanarak zindanlara kondu.

21 Nisan 2007 tarihinde Siyonist işgalcilerin Batı Yaka'nın Cenin şehrine ve Gazze'ye yönelik saldırılarında dokuz Filistinlinin şehit edilmesi Filistin direnişinin şiddetli tepkisine ve gayet sert bir karşılık verme kararı almasına sebep oldu. Söz konusu saldırılarda gerçekleştirilen vahşi cinayetlerde şehit edilenlerin ekseriyetini İslâmî Cihad Hareketi'nin ve el-Fetih'in askeri kanadına mensup milisler oluşturuyordu. Ancak aralarında biri 17 yaşında bir genç kız olmak üzere sivil savunmasız insanlar da vardı.

Siyonist devletin söz konusu cinayetleri ve saldırıları üzerine Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS) ateşkesin artık geçerliliğini kaybettiği ve saldırılara sert karşılık verileceği açıklaması yaptı. Bu açıklama birçok yönden anlam taşıyordu. Birinci olarak Siyonist devletin tüm fitne oyunlarına rağmen Filistin direnişinin kendini bir bedenin parçası gibi görmeye devam ettiğini ortaya koyuyordu. İkinci olarak açıklama, Siyonist saldırgan devletin taşların bağlanıp köpeklerin salınması tarzındaki tek taraflı ateşkes anlayışına Filistin direnişinin kesinlikle razı olmayacağının ilanıydı. Üçüncü olarak açıklama, işgal devletinin psikolojik savaş taktiklerinin ve tehdit stratejisinin etkili olmadığını gösteriyordu. Çünkü işgalci Siyonist devlet bir yandan bu cinayetleri gerçekleştirirken bir yandan da Gazze'ye yönelik büyük çaplı operasyon gerçekleştirme tehditlerinde bulunmuştu. Dördüncü olarak da açıklama HAMAS'ın siyasî faaliyetlerini kesinlikle askerî faaliyetlerinin bir alternatifi olarak görmediğini ve direniş cephesini asla terk etmeyeceğini gösteriyordu.

HAMAS ateşkesin artık geçerliliğini kaybettiğini ilan ettikten sonra Gazze'nin civarındaki Yahudi yerleşim merkezlerine yönelik olarak yoğun bir füze ve havan topu saldırısı başlattı. Bu saldırıda söz konusu yerleşim merkezlerine iki saat içinde yüz adet füze ve havan topu mermisi atıldı ki buralar ilk kez böylesine yoğun bir ateşe maruz kalıyordu. HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'nin gerçekleştirdiği bu saldırı sebebiyle söz konusu Yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilen işgalci göçmenler saatlerce sığınaklardan çıkma fırsatı bulamadılar. Bir yandan da her yeni füze ve mermi düşmesiyle birlikte psikolojik sarsıntı geçirmenin huzursuzluğuna maruz kaldılar. Geçtiğimiz Ağustos ayında Hizbullah'ın füze saldırılarına maruz kalan kuzey bölgelerdeki işgalci göçmenlerin yaşadığına benzer bir psikolojik sarsıntı yaşadılar. Bu sarsıntı onların işgal devleti hükümetine sert tepki göstermelerine ve isyan etmelerine sebep oldu. Çünkü Siyonist tahakkümün devamı için oluşturulan sınırlara birer kalkan gibi yerleştirilmiş olmanın ve Olmert'in saldırgan tutumunun bedelinin kendilerine ödetilmesinin sıkıntısı içindeydiler. Böyle bir isyan ve tepkiyle karşılaşan Siyonist saldırgan devlet kendi içinde zorlanmaya başladı. Çünkü bir yandan tehditçi tutumunu ve psikolojik savaş stratejilerini sürdürme ihtiyacı duyarken bir yandan da bu stratejisini pratiğe taşımanın sebep olacağı yeni eylemlerin ve füze saldırılarının sınır bölgelerindeki yerleşim merkezlerine yerleştirilen işgalci göçmenlerdeki tepki ve isyanların daha da şiddetlenmesine yol açmasından korkuyordu. Bu yüzden Arap dünyasındaki kukla rejimleri devreye sokma ihtiyacı duydu.

Arap dünyasındaki kukla rejimler Filistin halkının maruz kaldığı sıkıntıların ortadan kaldırılması için belirgin bir adım atmaya yanaşmazken, bu halkın ambargonun etkisiz hale getirilmesi yönündeki çağrılarına kulak tıkarken işgalci saldırgan devletin köşeye sıkışması karşısında derhal harekete geçtiler. Çünkü onlar Filistin halkının sıkıntılarını değil işgalci Siyonist devletin sıkıntılarını paylaşıyorlardı. Bu da nerede ve kimin yanında durduklarını açığa vurması açısından dikkat çekiciydi.

Geçtiğimiz ay içinde Filistin cephesinde yaşanan önemli gelişmelerden biri de esir değişimiyle ilgili tartışmalardı. İşgalci saldırgan devlet, arkasındaki emperyalist güçlerin ve Arap dünyasındaki kukla rejimlerin desteğini kullanarak bu dosyayı herhangi bir tavize ve karşılık vermeye yanaşmadan kapatmak istedi. Ancak HAMAS bu konuda kesin cevabını verdi ve Siyonist devletin, Filistinli tutsakların serbest bırakılmasıyla ilgili şartlarını kabul etmemesi durumunda esir işgalci askerin kesinlikle serbest bırakılmayacağını bildirdi. Hatta hareketin bazı ileri gelenleri işgal devletinin, Filistinli tutsakları serbest bırakmama konusunda ısrarlı davranmaya devam etmesi durumunda yeni işgalci askerleri esir alma yoluna gitmelerinin de söz konusu olabileceği tehdidinde bulundular. Böyle bir açıklama Siyonist devletin herhangi bir karşılık vermeye yanaşmadan dosyayı kapatma çabalarının sonuç vermeyeceğini gayet açık bir şekilde ortaya koyuyordu.

Gelişmeler, uluslar arası emperyalizmin işgal devletini ayakta tutmak ve geleceğini sağlama almak için verdiği tüm desteğe ve Filistin direnişine yönelik onca baskıya rağmen Siyonist saldırgan devletin geleceği konusunda ciddi endişeler taşıdığını gösteriyor. Zaten Siyonist işgalin devamı büyük ölçüde Amerikan emperyalizminin verdiği desteğe ve sağladığı imkânlara bağlıdır. ABD emperyalizminin ise Irak ve Afganistan'daki işgalde sürekli yıpranması, buna karşılık işgali tümüyle reddeden direnişin kararlılıkla ve güçlenerek yoluna devam etmesi Siyonist hâkimiyetin geleceği konusundaki endişelerin artmasına sebep oluyor.

Kısa Notlar:

Irak'ta Fitnenin Tehlikeli Sonuçları: Emperyalizmin ektiği fitne tohumları Irak'ta oldukça tehlikeli sonuçların ve korkunç manzaraların ortaya çıkmasına sebep oldu. Biz aylık Ribat dergisinin Mayıs 2007 sayısı için yazdığımız yazıda bu konuyla ilgili bir değerlendirme yaptık. Bu yazımızı dergide yayınlandıktan sonra Web sitemizde de (www.vahdet.com.tr) bulabilirsiniz.

Somali'de Etyopya İşgalcileri ABD Yolunda: İşgalci ABD'nin Irak'ta düştüğü bataklığın bir benzerine Etyopya işgal güçlerinin Somali'de düşmeye başladıkları müşahede ediliyor. Bu itibarla Etyopya, Somali bataklığına saplanmakla aslında ABD'nin oyununa geldiğini belki yakın zamanda anlayacaktır.

Mısır Despotizminin Hukuk Anlayışı: Mısır'daki yeni Firavun rejimi Müslüman Kardeşler cemaatine yönelik toplumsal teveccühten rahatsız olunca bu cemaat üzerindeki devlet şiddetini daha da artırdı. Hiçbir hukuki gerekçeye dayanılmadan tutuklanan cemaat mensupları şimdi Cemal Abdunnasır döneminde olduğu gibi askerî mahkemelerde utanç verici şartlarda ve insanlık dışı uygulamalarla yargılanıyorlar.

Moritanya'da Yeni Cumhurbaşkanı: Moritanya'da Muaviye Veled Ahmed et-Tayi' diktasına askerî darbeyle son veren kadro söz verdiği şekilde seçimler yaptırarak sivil cumhurbaşkanının seçilmesine imkân sağladı. Geçtiğimiz ay içinde cumhurbaşkanlığı görevi geçici yönetim tarafından, halk oylamasıyla seçilen Sidi Muhammed Veleduşşeyh Abdullah'a teslim edildi. Böylece geçici yönetim de tahliye edilerek tamamen sivil yönetime geçilmiş oldu.

n sivil yönetime geçilmiş oldu.