Mart Ayının Tarihinden

15-16 Mart 2007 Perşembe-Cuma, Vakit gazetesi

Şubat ayı birçok dava ve hareket önderinin şehadetine şahit olması sebebiyle Şehitler Ayı olarak tarihe geçmiştir. Mart ayı da tarihte önemli olayların vukuuna veya başlangıcına şahit olmuştur. Bu önemli olayların yıldönümleri yaklaştığından biz bugünkü ve müteakip yazımızda bunların arasından seçtiğimiz bazı gelişmelerle ilgili hatırlatma ve kısa bilgilendirme yapmak istiyoruz.

18 Mart Çanakkale zaferinin yıldönümü olarak kutlanıyor. Kutlamalar için her zaman olduğu gibi bu yıl da geniş çaplı hazırlıklar yapıldı. Görkemli kutlamalar düzenleneceği tahmin ediliyor. Böyle önemli bir zaferin yıldönümünü kutlamak hakkımız ve görevimizdir. Ancak bu konu hakkında önemli gördüğümüz iki hususu hatırlatmaya ihtiyaç duyuyoruz. Çanakkale'de zafer kazanan ruh, dışlayıcı kavmiyetçi anlayış değil tüm ümmeti aynı potada eriten iman ve şehadet ruhudur. İslâm âleminin her tarafından farklı uluslara mensup iman sahiplerinin gelip de orada şehadeti kucaklamaları bu ruh sebebiyleydi. Böyle bir zafere kavmiyetçi gömlek giydirilmesi ve iman kardeşliği bilincinin gölgede bırakılması onun taşıdığı mesaja terstir.

Dün Çanakkale boğazına dayanarak hilafetin merkezini ele geçirebilmek için kapıları zorlayan haçlı zihniyetiyle bugün Bağdat caddelerini kana bulayan, İslâm âleminin en önemli ilim ve uygarlık merkezlerinden birini harabeye çeviren haçlı zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur. Aynı zihniyettir. Bu zihniyetin dün Çanakkale'de sergilediği vahşeti görüp de bugün Bağdat'ta sergilediğini görmemek olmaz. Ne var ki bir yandan Çanakkale zaferi kutlanırken diğer yandan Bağdat'taki işgali normalleştirme, meşrulaştırma amacına yönelik oyunlar oynayanların tuzağına düşülmektedir.

İşgalci haçlı zihniyet hakkında söylediklerimizden yola çıkarak bu işgali engellemek veya sona erdirmek amacıyla gerçekleştirilen mücadeleler arasında da kıyaslama yapabiliriz. Dün Çanakkale'de zafer kazanan ruhu bayraklaştırırken Bağdat'ta işgale karşı sürdürülen mücadeleyi terör olarak nitelendirenlerle aynı safta yer alma hakkımız olamaz. Tabii ki kastettiğimiz gayri meşru işgale karşı sürdürülen meşru mücadeledir. Fitne ateşini körükleyen ve savunmasız insanları hedef alan saldırılar, eylemler değildir.

Çanakkale ve Irak'taki direniş hakkında söylediklerimiz Filistin, Çeçenistan ve Afganistan'daki işgallere karşı sürdürülen haklı ve meşru mücadeleler açısından da geçerlidir. Çanakkale zaferini kutlama ve o zaferi kazanan ruhu sahiplenme hakkımız bugün Siyonist - haçlı ittifakının İslâm âleminin muhtelif bölgelerinde sürdürdüğü gayri meşru işgallere karşı sürdürülen mücadeleyi sahiplenme sorumluluğu da yüklemektedir.

20 Mart, emperyalist ABD öncülüğündeki Siyonist - haçlı ittifakının koalisyon güçlerinin Irak'ı işgal amacıyla saldırı başlatmalarının yıldönümüdür. Söz konusu saldırı 20 Mart 2003 tarihinde başlamıştı ve 20 Mart 2007'de dört yılını tamamlayıp beşinci yılına girmiş olacak. İşgal saldırısının yıldönümü münasebetiyle Özgür-Der'in öncülüğünde 17 Mart Cumartesi günü saat 14.00'te İstanbul Fatih'teki Saraçhane meydanında bir protesto eylemi düzenlenecek. Emperyalizmin savaş ve saldırı için oluşturduğu koalisyona karşı barış ve adalet çağrısıyla oluşturulan Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) öncülüğünde de yine aynı gün İstanbul Kadıköy'de bir protesto eylemi düzenlenecek. Buradaki eylem de saat 13.00'te başlayacak. Emperyalizmin Irak saldırısının yıldönümü münasebetiyle dünyanın değişik ülkelerinde önemli merkezlerde protesto eylemleri düzenlenecek. Bu eylemlere destek verilmesi insanlığın emperyalist saldırganlığa karşı duyarlılığını ortaya koyma açısından önemlidir.

Irak'taki işgal ve savaş sebebiyle dört yıllık süre içinde resmî araştırmalara göre yedi yüz binden fazla insan hayatını kaybetti. Gerçek sayının ise bir milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. Yaralananları, evleri yıkılanları, işlerini kaybedenleri, yurtlarını terk etmek zorunda kalanları ve diğer savaş mağdurlarını eklediğimiz zaman Amerikan işgalinin Irak için tam bir felaket olduğunu görürüz. Bu felakete karşı tüm insanlığın duyarlılığını göstermesi, işgalle işbirliğine karşı da tavır koyması gerekmektedir.

22 Mart tarihi Şeyh Ahmed Yasin'in şehadetinin üçüncü yıldönümüdür. Bilindiği üzere Ahmed Yasin, itikâf için camide geçirdiği bir geceden sonra sabah namazını kılıp tekerlekli sandalyesiyle çıktığı sırada işgalci saldırganların füze saldırılarına hedef olarak hayatını kaybetmişti. O, bütün zorluklara katlanarak Filistin direnişine ışık tutan bir meşale görevi gördü. Siyonist saldırganlar tarafından mahkemeye çıkarıldığında da işgalci bir devletin mahkemesini tanımadığını, meşru kabul etmediğini dolayısıyla böyle bir mahkemeye ifade vermeyeceğini bildirerek örnek bir tavır sergilemişti. İşgale karşı kararlılıkla sürdürülen kutsal direnişe önderlik ederek sadece HAMAS mensuplarının değil direniş ruhuna sahip herkesin nazarında bir karizma oldu. Şehadetinin yıldönümünün de ihya edilmesi, bu vesileyle bazı etkinlikler düzenlenmesi, hayatından ve mücadelesinden söz edilmesi böyle bir hareket önderine karşı sorumluluğumuz açısından faydalı olur.

22 Mart 2007 tarihi aynı zamanda Filistin'de HAMAS'ın zaferiyle sonuçlanan seçimler sonrasında oluşturulan hükümetin bir yılını tamamladığı tarih olacak. Bundan önce seçim sonuçlarının açıklandığı tarih esas alınarak HAMAS hükümetinin bir yılını tamamladığına dair yorumlar ve değerlendirmeler yapılmıştı. Ancak o yorumlarda esas alınan tarih hatalıydı. Çünkü seçim sonuçlarının açıklandığı tarihte hemen yeni hükümet oluşturulmadı. O zaman HAMAS, tüm direniş gruplarının iştirak edeceği bir ulusal ittifak hükümeti kurabilmek için iki ay uğraştı. Ama ABD ve Siyonist işgal devletinin havuç - sopa politikası sebebiyle el-Fetih bu hükümetin içinde yer almamayı tercih etti. Sonuçta HAMAS 22 Mart 2006'da, teşkilat dışından sadece alanlarında uzman bazı bağımsız elemanları dâhil ederek kurduğu hükümetin listesini özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'a sundu. Uluslar arası emperyalizm onun kurduğu hükümeti yıpratmak ve Filistin halkını bu harekete verdiği destekten dolayı cezalandırmak için katı bir ambargo uyguladı. Uygulanan katı ambargoya rağmen HAMAS yine meydandan çekilmeyerek çözüm üretme çabalarını sürdürdü.

Şimdi söz konusu hükümetin kuruluşunun birinci yıldönümünde yeni bir hükümet listesi oluşturma çabalarının son noktasına gelinmiş bulunuyor. Siyonist devlet ve Amerikan emperyalizmi bu yöndeki çabaları zedelemek amacıyla fitne çetesini yeniden devreye sokmaya çalışıyor. Son gerçekleştirilen saldırıda HAMAS'ın askeri kanadının komutanlarından biri yine aynı fitneci çete tarafından şehit edildi. Ne yazık ki bu cinayet medya tarafından çatışmalar sonucu vuku bulan öldürme olayı olarak verildi. Oysa gerçekte herhangi bir çatışma sebebiyle değil doğrudan suikast ve saldırı sonucu gerçekleştirilmiştir. Amacı ise ittifak hükümeti oluşturma çabalarını zedelemek ve işgalci Siyonist devletin bu konudaki stratejisine hizmet etmektir. Aynı fitneci çete söz konusu cinayetin hemen ardından da Han Yunus kasabasında bir işyerini havaya uçurdu.

21 Mart işgalci saldırgan devletin Kerame savaşını başlatmasının yıldönümüdür. 21 Mart 1968'de başlatılan bu savaştan dünya kamuoyu ve bu arada Türkiye kamuoyu genelde habersizdir. Çünkü bu savaş aynen 2006 yazında Güney Lübnan'a karşı başlatılan savaşta olduğu gibi işgalci saldırgan devletin ağır yenilgisiyle sonuçlanmıştı. İşin asıl ilginç yanı ise ondan yaklaşık 10 ay önce Haziran 1967'de üç büyük Arap ülkesini sadece altı gün içinde yenilgiye uğratan, bu kadar bir süre içinde Gazze, Sina yarımadası, Batı Yaka, Doğu Kudüs ve Golan tepelerini işgal eden Siyonist devletin Kerame savaşında sadece 400 gerilla karşısında yenilgiye uğramasıydı. Bu durum Haziran 1967 yenilgisinin işgalci saldırgan devletin gücünden değil karşısındaki Arap liderlerin ihanetinden kaynaklandığına delalet ediyordu. Sürekli psikolojik savaş taktikleriyle şişirilen saldırgan Siyonist devlet sadece Kerame'de değil, 2000'de Güney Lübnan'dan, 2005'te Gazze'den çekilmeye zorlanmak suretiyle ve son olarak 33 günlük savaşın neticesinde Hizbullah karşısında ağır yenilgiye uğratılmıştır. Bu gerçeği göremeyenler saldırgan Siyonistlerin Güney Lübnan'dan ve Gazze'den çekilmesini taktik zannetmişlerdi. Ama artık bu balon patlamıştır. Eğer ki arkasında uluslar arası emperyalizmin etkin desteği olmasa Siyonist saldırgan devletin Filistin'de tutunma gücü olmayacaktır. Siyonist devleti ayakta tutan emperyalist destek de bir gün zayıflayacak ve etkisini kaybedecektir inşallah. Önemli olan işgale karşı direnenlerin iman ve şehadet ruhunu muhafaza etmeleridir.