Amerikan Karşıtı Diplomasi

3 Mart 2007 Cumartesi, Vakit gazetesi

Bilindiği üzere Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra ABD merkezli bir "tek kutuplu dünya" teorisi ortaya atılmıştı. Bu teori Amerikan emperyalizmine çok şey kazandırmıştır. Zaten ABD'nin son dönemdeki tahakkümü ve sultası teorilere ve senaryolara dayanmaktadır. Baba Bush'un Saddam'ı Kuveyt tuzağının içine çektikten sonra bu ülkeye savaş açması da söz konusu "tek kutuplu dünya" teorisinin pratiğe taşınmasında ve bir bakıma teori olmaktan çıkarılıp, uluslar arası ilişkilerin onaydan geçmiş yasası haline getirilmesinde işe yaradı.

ABD merkezli küreselleşmenin, yeni dönemde uluslar arası ilişkilerin geçerli mantığı haline getirilmesinden sonra artık Amerikan menfaatleri ve politikaları "görmezden gelinemez" oldu. Görmezden gelenler yan çizenler listesine alındı. Onların karalanması amacıyla da ABD her yıl "terörü destekleyenler listesi" hazırladı. Aslında bu liste kimin terörü desteklediğini değil kimin yüzde kaç oranında yan çizdiğini ortaya koyuyordu. Dolayısıyla Amerikan emperyalizmiyle en çok sürtüşme içinde olan ülkeler "terörü destekleyenler" listesinin en baş sırasında yer aldılar. Kara listeye alınanlardan bazıları ABD planlarına göre "ıslah edilemez" türdendi ki terörle savaşılması onlarla da savaşılmasını gerektiriyordu. Bazıları da "ıslah edilmeye müsait"ti ve onların birtakım cezalandırmalarla yahut küreselleşme politikalarının sağladığı çıkarların cazibesinin kullanılması suretiyle yola getirilmesi, batan taraflarının törpülenmesi mümkündü. Islah edilemez türden olanlar ABD merkezli küreselleşmede marjinalleştirilmiş ve kenara itilmişlerdir.

Bu arada her ne kadar "tek kutuplu dünya" teorisini esas alan bir küreselleşme söz konusu olsa da, kendilerinin kuyruk olmalarını istemeyen bazı güçler hâlâ varlıklarını sürdürüyorlardı. Onlar kendi aralarındaki ilişkilerinde birbirlerinin ayaklarına basmamaya özen gösterseler de uluslar arası alanda güçlerinin ortaya çıkmasına imkân verecek stratejiler geliştirmekten de geri kalmıyorlardı.

Şimdi dünyada yeni bir döneme doğru ilerlendiğinin işaretleri alınmaktadır. Dün Amerikan emperyalizminin yönlendirdiği politikalarda marjinalleştirilen ve kara listeye alınarak kenara itilen devletler kendi aralarında işbirliğine giderek marjinal olmaktan çıkmaya çalışıyorlar. Güney Amerika'nın solcu yönetimleriyle İran arasındaki yakınlaşma ve işbirliği bunun bir yansıması. Suriye üzerindeki ABD baskıları bu ülkeyle İran arasında zaten var olan işbirliğini daha da güçlendirdi.

İran cumhurbaşkanı Ahmedinejad 28 Şubat'ta resmi bir ziyaret için Sudan'a gitti. Bu ziyaretin öncesinde ABD emperyalizminin Darfur meselesini kullanarak Sudan'a yüklenme amaçlı dayatmalarında ve baskılarında hayli artış olmuştu. İki devletin cumhurbaşkanı görüşmelerinde yaptıkları açıklamalarında Amerika'yı Ortadoğu'daki sorunların ana kaynağı ve baş müsebbibi ilan ettiler.

Sudan cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir ziyaret vesilesiyle yaptığı açıklamada Sudan'ın Irak ve Lübnan toplumlarının temel dinamiklerini zayıf düşürmeyi amaçlayan ayrımcı ve bozguncu çabalardan dolayı son derece endişeli olduğunu dile getirdikten sonra bunda bazı dış güçlerin menfaat hesaplarının rol oynadığına dikkat çekti. Kastettiği dış güçler ise ABD ile ona hizmet eden avaneleriydi. el-Beşir bütün bu çabalar karşısında en güçlü silahın vahdet (birlik) olduğunu vurguladı. İran cumhurbaşkanı Ahmedinejad da el-Beşir'in söylediklerine aynen katıldığını ifade ettikten sonra ifsat güçlerinin bölgedeki hâkimiyet ve saltanat dönemlerinin sonuna yaklaşıldığı iddiasında bulundu.

Sudan cumhurbaşkanı İran'ın nükleer teknoloji çalışmalarına destek verdiğini vurgularken İran cumhurbaşkanı da dış baskılara karşı Sudan'ın ve halkının yanında olduklarını dile getirdi.

Filistin'de İsrail'i tanımayan bir "ulusal ittifak" hükümetine destek vermeyeceklerini ve böyle bir hükümetin üzerinden ambargoyu kaldırmayacaklarını söyleyen ABD Dışişleri bakanı Rice'a karşı Halid Meş'al'in uluslar arası çapta atağa geçmesi de anti-Amerikan diplomasinin bir parçasını oluşturmaktadır. Onun bu atağından bir önceki yazımızda söz etmiştik.

Moskova'nın Amerikan karşıtı diplomasiye kapılarını açması büyük ölçüde menfaat hesaplarından, ABD sultasını esas alan küreselleşmeyi kabullenmek istememesinden kaynaklanmaktadır. Ama burada menfaat kesişmesi sebebiyle de olsa Amerikan sultasının zayıflatılmasından olumlu sonuçlar elde edilmesi söz konusudur. "Küreselleşme" başlığı altında yürütülen Amerikan tekelleşmesinin kırılması lâzım.

>