Fitnenin Üzerine Gitmek

18 Ocak 2007 Perşembe, Vakit gazetesi

ABD yanına topladığı çapulcu takımıyla birlikte Irak'ı işgal ettiğinde bir sonraki hedefinin İran olacağı mesajları veriliyordu. Biz o zamanki yorumlarımızda da ABD'nin sağ gösterip sol vurmaya niyetli olduğunu ve öncelikli hedefinin Suriye olduğunu, çünkü işgalci Siyonist devleti rahatlatabilmek için Suriye ve Lübnan üzerinde kontrolü sağlamaya öncelik verdiğini, ama Irak'taki direnişin ABD'nin bu yöndeki planlarının önüne geçebileceğini dile getirmiştik.

ABD, insana değer vermemesi sebebiyle Irak'ta büyük katliama, Türkiye'yi derinden yaralayan Marmara depreminin yol açtığının kırk katı kadar insan kaybına sebep olan bir askeri strateji izledi. Bu sayıyı nüfus oranına göre değerlendirirsek daha korkunç bir manzara ortaya çıkar. Çünkü Irak nüfusu Türkiye nüfusunun üçte biri kadardır. Buna göre öldürülen insanları genel nüfusa oranladığınızda Marmara depreminin 120 katına denk bir sarsıntı karşınıza çıkar. Yani Irak, ABD işgali sebebiyle reel olarak kırk, nüfus oranı açısından ise yüz yirmi Marmara depremine denk bir felaket yaşamıştır. Böyle bir şeyi tahayyül etmenin bile ne kadar göz korkutucu, can dondurucu olduğunu siz düşünün!

Medeniyet ve kültür diyarı Bağdat'ı ve civarını böylesine harabeye çeviren zihniyet Suriye'ye doğru uzanacak olsaydı ortaya çıkacak manzara farklı olmayacaktı. Dolayısıyla işgalciyi Irak topraklarında dizginleyen direnişin tüm bölge ve İslâm coğrafyası adına verilen onurlu bir mücadele olduğunu itiraf etmek zorundayız.

Suriye'ye askeri olarak uzanamayan ABD, Lübnan'da Refik Hariri'nin öldürülmesiyle başlayan kargaşalarla siyasi yönden yüklenmeye çalıştı. Bu yöndeki faaliyetlerinden işgalci Siyonistleri memnun edecek bazı sonuçlar elde ettiği de bir gerçektir.

Direniş karşısında önemli kayıplar vermesine ve başarısızlıklarını itiraf etme zorunluluğu duymasına rağmen Irak'ı işgal altında tutmaya devam eden ABD'nin bu sıralarda İran'a yüklenmeye çalıştığını görüyoruz. Bu yüklenmenin hemen ardından askeri saldırının ve savaşın gelebileceği beklentisi var. Zaman zaman Amerika'daki bazı medya organlarında yayınlanan haberler bu beklentinin daha da ciddileşmesine sebep oluyor. Fakat biz, yoğurt zannettiği Irak'tan ağzı yanan ABD'nin yeni ateşten indirilmiş süt kadar sıcak olacağını bildiği İran'a bayağı üflemeden askeri olarak yanaşabileceğini tahmin etmiyoruz. İşte bu üflemeler de son dönemde tehlike boyutları gittikçe büyüyen ve ciddi şekilde göz korkutmaya başlayan fitne politikalarıdır.

ABD'nin amacı öncelikli olarak fitne politikaları vasıtasıyla İran'ı tüm İslâm âleminde yalnızlığa itmek ve ona karşı cephe oluşturmaktır. Son dönemde bu yönde bayağı bir mesafe kat ettiği de inkâr edilemez. Zaten Erbil'de İran konsolosluğuna baskın düzenleme cesareti göstermesi de böyle bir mesafe kat etmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Düzenlediği baskınlarda, İran'ın Bağdat'tan Sünnî Müslümanları tasfiye etmek amacıyla planlar geliştirdiğine dair belgeler ele geçirdiğini ileri sürmesi söz konusu fitneye yakıt taşıma amacına yönelik olabilir. Dün Irak üzerinde otorite oluşturmak için göstermelik de olsa Şiîleri merkeze yerleştiren hesaplar yapan ABD'nin bugün Sünnîlerin dostu ve hamisi olacağına inanmak çok fazla saflık olur.

Ama her şeyi dışımızda oynanan oyunlara bağlayarak kendi hatalarımızı ve eksiklerimizi görmezsek fitneye açılan kapıları kapatamayız. Fitnenin siyasetini emperyalist güçler geliştiriyorsa da tuzağa düşürülenler bizim insanlarımızdır. Hadisenin en kahredici yanı da burasıdır.

Emperyalist stratejilerin önünü açacak nitelikteki Şiî hilali teorisi bizi yanıltmamalı elbette. Ama Irak'ta işgale karşı verilen haklı ve meşru mücadeleyi "terör" olarak nitelendirenlerin ABD'nin fitne politikasının önünü açtıklarını inkâr etmek mümkün müdür? İşgal güçlerini hedefe yerleştirmek yerine, Irak Müslüman Âlimler Birliği'ne ve onun lideri Hâris ed-Dâri'ye haksız ithamlarla saldıranların hatalarını görmezsek fitneye açılan kapıları kapatabilir miyiz? Üstad Yusuf el-Karadavi'nin liderliğindeki uluslar arası Müslüman Âlimler Birliği'nin, Irak'taki katliamların sorgulanması ve bu katliamların üzerine gidilmesi için bağımsız heyetler oluşturulması çağrısı yanlış bir çağrı mıdır? Bu çağrı ciddiye alınır da saldırıların kaynağına ulaşılıp etkisiz hale getirilirse fitneyi besleyen en önemli kaynak kurutulmuş olmaz mı? Fitne ateşinin söndürülmesinde etkili olabilecek ilim adamlarımızı yıpratmaya çalışmak yerine birikimlerinden yararlanmak ABD'nin hesaplarını bozmada daha faydalı olmaz mı?

>