Özgürlüğün Önündeki Sınırlar

23 Kasım 2006 Perşembe, Vakit gazetesi

Özgürlük sınırsız değildir elbette. Bu hem insan hayatının gerçeği hem de birlikte yaşamanın kuralları açısından imkânsızdır. Ama özgürlüğün sınırlarını diktatörlerin korkuları, endişeleri ve zevkleri değil insan fıtratının zaruretleri, temeli vahye dayanan sorumluluklar ve meşruiyet ölçüleri, selim aklın belirlediği maslahat ilkeleri ve bütün bunlara göre şekillenen "birlikte yaşama kuralları" belirlemelidir. Zaten zikrettiğimiz çerçevede şekillenecek "birlikte yaşama kuralları" üzerinde pek tartışma yaşanacağını sanmıyoruz. Günümüzde, özellikle İslâm dünyasında özgürlükle ilgili problemlerin temel sebebi özgürlüklerin sınırlarını, oturdukları saltanat koltuklarının her an kayabileceği endişesiyle uykuları kaçan diktatörlerin korkularının ve endişelerinin belirlemesidir.

Müslüman toplumların dayanışma, işbirliği, kaynaşma ve seyahat özgürlüklerinin önünde duran en önemli sınırlar ise ümmet bütünlüğünün ortadan kaldırılması, bu bütünlüğü temsil eden kurumların ilga edilmesi amacıyla çizilen sınırlardır. Bu sınırlar aynı zamanda İslâm coğrafyasını parçalama sürecinde oluşturulan yönetimlerin hâkimiyet sınırlarını belirlemektedir. Bu hâkimiyetlerin kutsallaştırılması amacıyla geliştirilen kavramlar ve ideolojiler söz konusu sınırların kafalara da çizilmesini hedeflemiştir. Bunun temel amacı ise Müslüman toplumlar arasındaki ilgi ve yardımlaşmayı asgariye indirmektir. O zaman insanlar İslâm coğrafyasının herhangi bir bölgesinde gerçekleşen zulüm uygulamalarıyla, işgal olaylarıyla ilgili haberleri magazin haberlerini izler gibi izleyecektir. Oysa Resûlullah (s.a.s.) ümmeti, herhangi bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve acı ile ona katılan bir bedene benzetmektedir.

Söz konusu hâkimiyet sınırları totaliter rejimler tarafından aynı zamanda, insanların öz vatanlarını onlar için bir açık hava hapishanesine dönüştürmede kullanılmaktadır. Böylece o rejimler köleleri gibi gördükleri insanları kendi topraklarında özgürce yaşamaktan alıkoyarken, özgürce yaşayabilecekleri yerlere gitmelerini de engellemektedirler. Diktatörler tahakkümü altına aldıkları topraklarda yaşayan insanlara sürekli "burada ve bizim istediğimiz gibi yaşamak zorundasınız" mesajı veriyorlar. Söz konusu hâkimiyet sınırlarını, dışarıda yaşayan Müslüman toplumların mensuplarının içeridekilere sahip çıkmalarını, destek ve yardımcı olmalarını engellemek amacıyla da kullanıyorlar. Böylece o sınırlar "coğrafi sınır" tanımlamasından çıkarak tecrit uygulaması sınırlarına dönüşüyor.

Ürdün'de İmam Hasan el-Benna'nın doğumunun yüzüncü yılı münasebetiyle düzenlenen kutlama programlarına Müslüman Kardeşler'in genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif, Hasan el-Benna'nın oğlu Ahmed Seyfulislam el-Benna ve kızları Sena, İstişhad ve Hâle el-Benna da katılacaktı. Ama onların katılmaları Mısır'daki çağdaş Firavun rejimi tarafından engellendi. Aynı rejim tarafından etkinliklere katılması engellenen bir başka kişi de cemaatin ileri gelenlerinden Şair Dr. Cabir el-Kumeyha idi. Muhammed Mehdi Akif'e Mısır dışına çıkmasının engelleneceği önceden ima edildiği için çıkış girişiminde bulunmadı. Diğerleri ise havaalanı çıkış kapısından geri çevrildiler. Gösterilen herhangi bir yasal gerekçe de olmadı.

Muhammed Mehdi Akif, Mısır'daki en güçlü cemaatin ve hareketin lideri. Bu cemaatin şu an parlamentoda yetmişten fazla üyesi bulunuyor. Mısır'da parlamenter sisteme geçildiğinden buyana ilk kez iktidar partisi dışında herhangi bir siyasi hareket parlamentoda bu kadar sandalye elde edebildi. Gerçek anlamda dürüst seçimlerin yapılması durumunda Müslüman Kardeşler'in tek başına hükümeti oluşturmaya yetecek çoğunluğu elde edebileceğinden kimse şüphe etmiyor. Ama Mısır'daki totaliter rejim bu cemaatin liderine seyahat özgürlüğü tanımıyor. Bu konuda baskı gücünü, devlet şiddetini yani resmi terörü kullanmaya çalışıyor. Ama cemaat bir toplumsal fitnenin önünü açmamak için şiddete şiddetle karşılık vermemeyi tercih ediyor.

Avukat Ahmed Seyfulislam el-Benna ise Mısır'ın Avukatlar Sendikası'nın genel sekreteri. Bu göreve tayin yoluyla değil seçim yoluyla ve üstelik büyük bir oy desteğiyle geldi. Mısır'daki Avukatlar Sendikası, Türkiye'deki Barolar Birliği'ne tekabül ediyor. Bir ülke düşünün ki Barolar Birliği genel sekreterinin seyahat özgürlüğü yok.

İnsanlık küresel kaynaşmayı sağlamak amacıyla sınırları aşmaya çalışırken İslâm dünyasındaki dikta rejimleri hâkimiyet sınırlarını utanç duvarlarına dönüştürmüş durumdalar.