Nasrullah: "Blair Kâtildir"

14 Eylül 2006 Perşembe, Vakit gazetesi

İngiltere'nin eski başbakanlarından Teatcher kendini Reagan'ın köpeği olarak nitelemişti. Bu iddiasında gayet samimiydi ve böyle bir kimliğe sahip olmaktan da haz duyduğu belliydi. Teatcher, Muhafazakâr Parti'nin genel başkanı sıfatıyla bu sözü sarf etmişti ve yapılan yorumlarda bu partinin Amerika'yla ilişkilere, onun paralelinde politikalar geliştirmeye önem verdiği vurgulanmıştı. Daha sonra Tony Blair'in liderliğindeki İşçi Partisi iktidara geldi ve değişen bir şey olmadı. Blair, kendini sözlü olarak Bush'un köpeği ilan etmedi ama izlediği politikayla, aldığı kararlarla bunu ortaya koydu. Dolayısıyla hakkında yapılan yorumların birçoğunda Bush'un köpeği olarak nitelendirildi.

Blair'in izlediği politika İngiltere kamuoyunda muhtelif tepkilere yol açtı. Özellikle Irak işgalinde ABD'nin yanında yer almasına karşı geniş çaplı protesto eylemleri düzenlendi. Şimdi Irak'ta Amerikan işgalinin devamı için hizmet etmesi sadece halk tarafından değil kendi partisinin politikacıları tarafından da tepkilere maruz kalıyor. Parti mensupları onu istifaya zorluyorlar. Bir süre önce bir bakanla birkaç bakan yardımcısının, Blair'in kesin bir istifa tarihi vermemesinden dolayı görevlerini bıraktıklarını hatırlayacaksınız.

Kendi ülkesinde istenmeyen kişi ilan edilen Blair bu günlerde uluslar arası sahnede boy gösterebilmek için bir Ortadoğu seyahatine çıktı. Tahmin ediyoruz bunu ülkesinde sıfırlanan prestijini biraz olsun kurtarmak ve gelişmelerin dışında kalmadığını göstermek amacıyla yapmak istedi. Ama hadiseler beklediğinin tam tersi bir yönde gelişti. Lübnan'da sert protestolarla karşılandı. Lübnan başbakanı Fuad Sinyora ile birlikte düzenlediği basın toplantısı tepkiler ve protestolar yüzünden yarıda kesildi.

Asıl önemli olan ise Nasrullah'ın yaptığı açıklamaydı. Hizbullah genel sekreteri Hasan Nasrullah, Blair'i kâtil olarak niteledi ve hakkında şu önemli hatırlatmayı yaptı: "İngiltere başbakanı, ABD'nin Lübnanlıları öldürmesi üzere İsrail'e gönderdiği akıllı bombaların nakli için ülkesinin havaalanlarının Amerikan uçakları tarafından kullanılmasına izin verdi."

Blair'in işgalci siyonist devlet tarafından Lübnan ve Filistin'de gerçekleştirilen vahşi katliamlardaki ve cinayetlerdeki suç ortaklığı sadece bundan ibaret değildir. Ancak Nasrullah, onun konuyla ilgili tüm kirli çamaşırlarını ortaya dökerek sözü uzatmak istemediğinden en can alıcı noktaya parmak basmakla yetinme ihtiyacı duymuştur. Çünkü söz konusu bombalar Amerikan emperyalizminin vahşi yüzünü ortaya çıkaran en iğrenç ürünlerden biridir. Bu bombaların kategorik açıdan kimyasal ve biyolojik silahlardan ayrı tutulmaması ve kullanılmasının savaş suçu sayılması gerekir. Amerikan emperyalizmi bu bombaları, işgalci siyonizmin Lübnan direnişi karşısında göğüs göğüse savaşarak ilerleyemediğini gördüğü zaman İsrail'in, Lübnan halkına ağır darbeler vurmasına imkân sağlamak ve böylece bu ülkenin yönetimini kendisine dayatılacak BM kararlarını kabul etmeye zorlamak amacıyla göndermiştir. Bu sebeple 1701 sayılı BM kararının "ateşkes kararı" diye Lübnan'a dayatılmasında işgalci siyonist devletin bu bombalarla ve misket bombalarıyla beslenmesinin rol oynadığını söylemek mümkündür. Nitekim siyonistlerin söz konusu BM kararının çıkarılması merhalesinde Güney Lübnan'ın her tarafına yağmur gibi misket bombası yağdırdığı ve kararın uygulamaya geçirilmesinden sonra değişik bölgelerde binlerce patlamamış misket bombası bulunduğu haberlerde dile getirildi. Bunların bazıları evlerine dönen çocukların ölümüne yol açtı. Bugün hâlâ patlamamış misket bombalarının tamamen temizlenmediği biliniyor. Bütün bu bombalar Amerikan emperyalizmi tarafından İsrail'e ikram edilmiş, nakledilmesine de Bush'un uluslar arası alandaki finosu Blair yardımcı olmuştur.

Durumun böyle olmasına rağmen Lübnan hükümetinin onu ülkesine kabul etmesi ve bir rivayete göre de davet etmesi Lübnan halkına ve direnişine büyük haksızlıktır. Bu yüzden Nasrullah, Fuad Sinyora hükümetinin tutumuyla ilgili açıklamasında da: "Lübnan hükümeti bizi arkadan bıçakladı" deme ihtiyacı duymuştur.

Nasrullah'ın hükümete yönelik tenkitleri nazarı dikkate alınması gereken anlamlar içeriyor. Özellikle şu ifadeler meselenin özünü ortaya koymaktadır: "Eğer hükümet tarafından Tony Blair'e davet iletildiyse bu ulusal bir felakettir. Şayet ziyaret talebi Blair tarafından Lübnan'a iletildiyse -ki ben bundan emin değilim- böyle bir talebin kabul edilmesi de vatana ihanet ve sorumsuzca bir harekettir."