Amerika'yla İlişki

9 Mart 2006 Perşembe, Vakit gazetesi

Spekülatif yorumlar bazen ilgi uyandırabiliyor. Tabii böyle olması bu nitelikteki yorumların tümünün spekülasyon amacıyla yazıldığını göstermez. Amaç ne olursa olsun bir yandan İslâmî hareketin sürekli yükseliş trendinde olduğu bir yandan da özellikle Batı'da antisemitizmin anti-İslâm'a doğru kaydırılmasından kaynaklanan tahrikçi saldırıların rağbet gördüğü şu dönemde uluslar arası emperyalizmle işbirliği içindeki medya organlarının spekülasyona yol açacak çıkışlarının artış gösterdiği müşahede ediliyor. Bu tür çıkışlar, haberler ve bu haberlere dayandırılan yorumlar Batı'daki bazı medya organlarını "sahih kaynak" hükmünde gören veya öyle görenlerden etkilenmiş olan meslektaşlarımızın yorumlarına da yansımaktadır.

Bu çerçevede son dönemde gündeme gelen ve zihinleri meşgul eden önemli konulardan biri de İslâmî oluşumların ABD ile gizli ya da açık ilişkileridir. Bazı yorumlarda, konuyla ilgili haber ve iddialardan birtakım ilişkileri tezkiye amacıyla yararlanılıyor. "Bunun ayıplanacak bir yanı yok, filanca oluşumun veya cemaatin de benzer ilişkileri var…" türünden yaklaşımlarla. Bazı yorumlarda Amerikan emperyalizmin stratejisine ve taktiklerine izah getirilmiş oluyor. Böylece yorumcu dünyaya hükmetme iddiasındaki bir gücün irtibatlarıyla ilgili sırları çözmeyi başarmış olmanın rahatlığıyla gayet iddialı konuşabiliyor. Bazı yorumlarda ise günümüzde yaşananlardan tarihe ışık tutuluyor ve "Osmanlı da bir dünya devleti sıfatıyla bunları yapıyordu, yapmak zorundaydı" türünden sonuçlara varılıyor. Artık bu tür sonuçlara gidilmesiyle ilişkinin devlet tarafı mı temize çıkarılıyor yoksa cemaat, örgüt, oluşum tarafı mı onu da tam anlayamıyoruz.

Biz bu tür ilişkiler hakkında genele ışık tutacak türden değerlendirmeler ve yorumlar yapma imkânına sahip değiliz. Çünkü bu tür ilişkilere girenler olduğu gibi girmedikleri halde girmiş gösterilenler de var. Ayrıca bu tür ilişkilerin hepsini aynı kategoriye sokarak toptan red ve toptan kabul mümkün değildir. Mahiyet ve amaç yönünden tasnif etmek ve ona göre yaklaşmak gerekir. Örneğin devlet yönetiminde yer almanın zorunlu kıldığı diplomatik ilişkiyle güç yarışında Amerikan emperyalizminden destek alma karşılığında onun çıkarlarına zarar vermemeyi kabullenme esasına dayalı ilişkiyi aynı kefeye koymak mümkün değildir. Fakat bizim amacımız bu tür ilişkilerin hangilerinin meşru hangilerinin gayri meşru olduğu hakkında fetva vermek değil bu konudaki iddiaların tutarlılığını tahlildir.

Açıktan ilişkiler zaten ortadadır. Bunlarla ilgili yorumlarda ilişkilerin vuku'u veya adem-i vuku'u hakkında bir tartışmaya mahal yoktur. Fakat gizli ilişkilere dair iddialarda meslektaşlarımızın gayet cüretkâr konuştuklarını düşünüyoruz. Sırlar dünyasına girmede başarılı olmanın yolu birilerini töhmet altına sokmaktan geçiyor olsaydı, bu işi yapmak son derece kolay olurdu. Ama unutmamak gerekir ki başkaları hakkında iddiada bulunan veya bu tür iddiaları ciddi bir muhakemeye tabi tutmaksızın gündeme taşıyan kişi kendisi de beşerî duygulara sahip bir insandır. Aynı şeyin kendisine karşı yapılması durumunda taşıdığı o beşerî duyguların nasıl bir tepki vereceğini kendi zihin dünyasında tasavvur etmesi gerekir. Örneğin ilkesel olarak reddettiği ve asla girmediği bir üstü kapalı ilişki içinde olduğu iddiasına maruz kalması durumunda duygu dünyası nasıl bir tepki gösterirdi? Kitlesel oluşumları yıpratma amacına yönelik haksız ve tutarsız iddiaların zarar dairesinin toplumdaki konumu önemli de olsa bir ferde yöneltilen benzer iddiaların zarar dairesinden geniş olduğunu unutmamak gerekir.

Bu durumda söz konusu iddiaları gündeme taşırken öncelikle müthem veya muddea aleyh tarafın iddiayı kabul edip etmediğine bakmak gerekir. Eğer kuşkuya mahal bırakmayacak derecede kesin dille reddediyorsa o zaman iddianın kaynağının güvenilirliğini ve iddianın ispat edilmiş olup olmadığını tahkik etmek gerekir. Eğer ispat edilmiş değilse ve iddiayı ortaya atan tarafın spekülasyon peşinde olduğu hissediliyorsa böyle bir iddiayı adeta kabul görmüş, onaylanmış gibi gündeme taşımakla haksızlık etmiş oluruz.

Müslüman Kardeşler ve ABD

10 Mart 2006 Cuma, Vakit gazetesi

Bundan önceki yazımızda ABD ile ilişkiler konusunda gündeme getirilen iddiaların fikrî boyutu üzerinde durduk. Son dönemde bu konudaki iddiaların hedefine yerleştirilen İslâmî oluşumlardan biri de Müslüman Kardeşler'dir. Bu iddialar özellikle cemaatin Mısır seçimlerinde gerçekleştirdiği başarıdan sonra gündeme getirildi.

Burada öncelikle şunu ifade edelim ki Müslüman Kardeşler ABD ile ilişkileri ilkesel konu olarak görmemektedir. Yani böyle bir ilişkiye açıktır. Ama önce bundan ne anlamak gerektiğine bakmalıyız.

Mısır'daki parlamento seçimlerinin sonuçlanmasından sonra ABD'nin Müslüman Kardeşler'le irtibat kurmaya hazırlandığına dair haberler yayınlandı. O zaman cemaatin genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif, kendilerinin böyle bir irtibata açık olduklarını, ancak ABD'nin ayağına gitmeyeceklerini, sadece onların kendilerine gelmeleri durumunda kapılarını açık tutacaklarını, bunu da ilkelerinden ve davalarından taviz vermeksizin, sadece ne yapmak istediklerini, neyi amaçladıklarını onlara da anlatmak gayesiyle yapacaklarını söyledi. Benim cemaatin ileri gelenlerinden bazılarıyla şahsen görüşmemde de, ABD'nin ayağına gitmenin ondan bir şeyler isteme olarak değerlendirileceğini, kendilerinin bu görünümü vermek istemediklerini ama mesajlarını iletme amacıyla açıktan irtibatta da sakınca görmediklerini söylediler. Dile getirilen bir husus da açıktan irtibata kapıyı açık tutmanın cemaat açısından gizli ilişkiye ihtiyaç duyulmadığının ilanı anlamına geldiğiydi.

Resûlullah (s.a.s.)'in muhtelif devlet yöneticilerine mektuplar gönderdiği, onlardan gönderilen elçileri kabul ettiği bilinmektedir. Mektup gönderme ve buna bağlı irtibatlar mesaj amaçlıdır. Bu, tüm hak mesajlar için ölçüdür. Böyle bir irtibat kurmakla karşınıza aldığınız devletin veya yöneticinin sistemini, uygulamalarını onaylamış olmazsınız. Mahzurlu olan ilişki böyle bir onaylamaya götürecek menfaat ilişkisidir. Müslüman Kardeşler mesaj iletme amacına yönelik irtibata açık olduğunu gizlemezken Amerika'nın işgal ve zulüm uygulamalarına karşı tepki ve protestolarda da her zaman başı çekmiştir. Bu tutumu, zulmü ve haksızlığı onaylamaya götürecek bir menfaat ilişkisinin peşinde olmadığının göstergesidir.

Müslüman Kardeşler'in ABD ile gizli ilişkisi asla olmamıştır ve olması da söz konusu değildir. Bunu bir aklî muhakemeyle veya varsayımla değil cemaatin ileri gelenlerinden aldığım bilgilere dayanarak kesin dille söylüyorum. Böyle bir ilişkinin varlığından söz eden meslektaşlarımız yanılgı içindedirler ve iddialarına mesnet teşkil eden kaynaklar da güvenilir kaynaklar değildir.

Öncelikli olarak cemaat ABD ile üstü kapalı bir ilişkiyi kendi imajı açısından zararlı görmektedir. Zira üstü kapalı bir ilişkide nelerin konuşulduğu veya konuşulmadığı ispat edilemez. ABD de bu açıdan güvenilir değildir. Dolayısıyla herhangi bir kapalı ilişkiye girilmesi durumunda muhatabını töhmet altına sokmak amacıyla özel görüşmelerde hiç gündeme gelmemiş, konuşulmamış hususları konuşulmuş gibi lanse edebilir. Nitekim ABD bunu bir metot olarak kullanıyor. Açık irtibatta ise neyin konuşulduğu, gündeme geldiği ortadadır. Bu yüzden güvenli olmayan taraflarla gizli irtibata girilmesi açık irtibattan çok daha risklidir.

İkinci olarak gizli irtibata ihtiyaç duyulmasının iki sebebi olabilir: Birincisi: Görüşülecek mevzuların kamuoyuna yansımasında sakınca görülmesi. İkincisi: Karşı tarafla doğrudan ilişkinin ilkesel olarak reddedilmesi. Müslüman Kardeşler açısından bunların hiçbiri söz konusu değildir. Bir pazarlık veya menfaat ilişkisi peşinde olmayıp tüm kamuoyuna açıkladığı mesajlarını doğrudan iletme fırsatını değerlendirebileceğini söylemektedir. Bunu bir ilkesel mevzu haline getirmediğini de yukarıda belirtmiştik.

Üçüncü olarak böyle bir iddiada muddea aleyhin kabul veya reddine bakılması, reddetmesi durumunda kesin delillerle ispatı gerektiğini söylemiştik. Burada muddea aleyh iddiayı reddediyor. İddianın kaynakları ise güvenilir kaynaklar olmadığından bunlara dayanılarak ispatı mümkün değildir. Tam aksine emperyalizmle işbirliği içinde olan ve onun hedefe yerleştirdiklerinin üzerine çamur atma, kendi üzerindeki kirleri onlara da bulaştırma amacındaki mekanizmalara ait kaynaklardır.

ABD Zulmün Şemsiyesi

11 Mart 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi

Hem terör listesi yayınlayarak hedefe yerleştirilecekleri belirleyen hem de insan hakları raporları yayınlayarak bu konuda kendini tüm dünya üzerinde murakıp kabul ettirmeye çalışan ABD gerçekte zulmün ve resmî terörün şemsiyesidir. Onun bu özelliğinden en çok zarar görenler de Müslüman toplumların haklarına sahip çıkma konusunda ısrarlı davranan İslâmî oluşumlardır. ABD emperyalizmine hizmet eden ve onun taşıdığı kirleri özellikle etkili İslâmî oluşumların üzerine de bulaştırma gayesiyle ispatı mümkün olmayan üstü kapalı ilişkilerden söz eden medyanın hedefe yerleştirdiği Müslüman Kardeşler de ABD'nin gölgelediği zulümden birinci derecede etkilenmektedir.

ABD Dışişleri bakanı Condolezza Rice'ın son Ortadoğu turundan hemen sonra Mısır'ın Müslüman Kardeşler mensuplarından, biri İrşad Meclisi üyesi 26 kişiyi tutuklaması acaba bir tesadüf müdür yoksa Bush'un Rice vasıtasıyla ilettiği talebinin gerçekleştirilmesi midir? Bunu tesadüf sayabilmemiz için daha önceki benzer ziyaretlerden sonra gerçekleşen tutuklamaları ve resmî şiddetin artmasını da tesadüf saymamız gerekir. Ama en azından hukuk mantığına göre aynı nitelikteki iki ayrı olayın aynı kişinin bir yerden geçmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi bu kişiyle o olaylar arasında irtibat şüphesi doğurur. ABD'nin üst düzey yetkililerinin Mısır'dan geçmeleriyle bu ülkede Müslüman Kardeşler'i hedef alan resmî şiddetin artmasının ikincisine değil sayısını aklımızda tutamayacağımız kadar çok tekrarına şahit oluyoruz. Bu durum en azından söz konusu resmî şiddete yeşil ışık yakma anlamı taşır. Yani gelişmelere bakarak ABD'nin bu irtibatlarla zulme şemsiye olacağının garantisini verdiği neticesini çıkarmamız en iyimser yaklaşım olur. Biraz daha iddialı konuşursak o zulüm uygulamalarının talimatlarının da ABD'den geldiğini söyleyebiliriz.

Yarın Partisi'nin başkanı Eymen Nur'un tutuklanması üzerine dünyayı ayağa kaldıran ABD'nin biri İrşad Meclisi üyesi 26 İhvan mensubunun tutuklanmasına en ufak bir tepki göstermemesi de Rice ziyaretinde zulme yeşil ışık yakıldığının veya şemsiye olunacağı garantisi verildiğinin göstergesidir. Emperyalizmle işbirliği içindeki medya organlarının Eymen Nur'un tutuklanması karşısında Mısır'da deprem olmuş havası estirmelerine rağmen Müslüman Kardeşler mensuplarının tutuklanmasını dikkat çekmeyecek haberlerle geçiştirmeleri de buna delalet etmez mi?

Bilindiği üzere ABD'nin İslâm dünyasına yeni kazıklar çakma girişimlerinde kullandığı iki önemli gerekçe olmuştur: Teröre karşı savaş ve demokrasi ihracı. Bunlardan teröre karşı savaş Bush komutasında başlatılan yeni haçlı seferinin askeri boyutunu, demokrasi ihracı ise siyasi boyutunu oluşturmaktadır. Dolayısıyla demokrasi ihracı da gerçekte işgalci politikalara meşruiyet zemini oluşturma amacına yöneliktir. Fakat ne kadar ilginçtir ki Filistin'de HAMAS'ın hem yerel seçimlerde hem de parlamento seçimlerinde üstün başarı elde etmesinden sonra ABD Ortadoğu'ya demokrasi ihracı planını durdurduğunu açıkladı.

Böyle bir açıklama yapmasının ise iki önemli amacı vardı. Birinci olarak Filistin'de ve ondan önce Mısır'da muhaliflerin de sahneye çıkmalarına imkân veren seçimlerin ABD'nin demokrasi ihracı planı sayesinde gerçekleştirildiği imajı vermekti. Tabiî bu imajı bir yandan da onunla işbirliği içindeki medya organlarında yer alan yorumlarla ve komplo teorileri meraklısı yazarları yönlendirerek destekledi. Oysa Filistin seçimlerinde muhaliflerin sahneye çıkmaları ABD'nin yeşil ışık yakmasıyla değil onun engellemelerine, şantajlarına ve tehditlerine rağmen halktan gelen baskıyla gerçekleşmiştir. Çünkü ABD ve bu konuda onunla aynı safta duran AB, HAMAS'ın seçimlere katılmasını engellemesi için Mahmud Abbas yönetimine sürekli baskı yaptı. Ama Abbas böyle bir şey yapması halinde halk selinin önünde duramayacağını bildiği için onların isteklerini kabul edemedi. Mısır'da muhalefete cüzî bir etkinlik payı tanındı ki o da ABD'nin demokrasi ihracıyla değil bu ülkedeki siyasi oluşumların aylarca sürdürdükleri el-Kifâye (Yeter) hareketi mücadelesiyle elde edilebildi.

ABD'nin ikinci amacı ise Mısır rejiminin Müslüman Kardeşler'in zaferinden korkması sebebiyle yerel seçimleri ertelemesine bir şemsiye oluşturmaktı.

Bütün bu gelişmeler Amerikan emperyalizminin, İslâmî harekete ve bu hareket içinde ağırlıklı yeri olan Müslüman Kardeşler'e karşı savaşta İslâm dünyasındaki dikta rejimleriyle aynı paralelde ve işbirliği içinde olduğunu gözler önüne sermektedir.

İrtibatlı Yazılar:

  • Amerika'ya Dayanmayın Çöker
  • ABD Zorlanıyor
  • "Amerika"cılığı Bırakmalıyız
  • Dengeler Sarsılıyor
  • Komplo Teorileri Esareti
  • orileri Esareti