Üç Seçim

Ocak 2006, Ribat dergisi

İslâm dünyası bir yandan, işgalci ve saldırgan politikalardan kaynaklanan şiddet olaylarına sahne olmaya devam ederken bir yandan da önemli siyasi gelişmelere zemin oluşturabilmektedir. Geçtiğimiz ay da İslâm âleminin gündeminde üç önemli seçim vardı.

Bunların birincisi Mısır'daki parlamento seçimleriydi. Biz Mısır'daki siyasi durumun, seçim öncesi ortamın ve seçimlerin ilk merhalesinin oluşturduğu havanın genel değerlendirmesini geçen ayki yazımızda yapmaya çalışmıştık. Ancak biz o yazıyı yazarken daha bu seçimlerin ikinci ve üçüncü merhalesi yapılmamış, dolayısıyla sonuçlar ortaya çıkmamıştı. Aralık ayında üçüncü merhale de tamamlanarak parlamentonun son aritmetiği belirlendi.

İkincisi Irak'taki parlamento seçimleriydi. Bu seçimler 15 Aralık 2005'te gerçekleştirildi. Fakat resmi sonuçlarının on beş gün sonra açıklanabileceği bildirildi. Dolayısıyla bu ayki yazımızda sonuçların değil genel anlamda seçimin bir değerlendirmesini yapma imkânımız olacak.

Üçüncüsü de Irak seçimleriyle aynı güne denk gelen Filistin yerel seçimlerinin dördüncü ve son merhalesiydi. Biz bu ay özellikle bu merhalenin ve bu merhaleden alınan sonuçlarla bağlantılı olarak parlamento seçimleri öncesi oluşan havanın bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

Mısır Seçimleri

Mısır'da yapılan son parlamento seçimleri de aslında yeterince güven oluşturabilmiş değildir. Zaten gerek Mısırlı siyasetçiler ve yorumcular gerekse seçimleri dışarıdan murakabe edenler halk iradesinin özgürce sandığa yansımadığını, dolayısıyla çıkan sonuçların toplumun gerçek tercihini yansıtmayacağını vurguladılar. Seçimlerde oy verme oranının hâlâ çok düşük olması halkta güven oluşmadığının bir göstergesidir. Bununla birlikte üç merhalede yapılan 2005 parlamento seçimleri Mısır Arap Cumhuriyeti tarihinde bazı önemli ilklerin de gerçekleşmesine vesile oldu. Örneğin ilk kez bir muhalif hareketin parlamentodaki üye sayısı elliyi geçti. İlk kez bir muhalif hareket, hükümet veya herhangi bir bakan aleyhine güvensizlik talebinde bulunma barajını teşkil eden yüzde onluk oranı yakalayabildi. İlk kez iktidar partisinin parlamentodaki sandalye sayısı 400'ün altına düştü.

Bu seçimin en önemli yanı ise hâkim sistemle Müslüman Kardeşler cemaati arasında ciddi bir yarışmaya sahne olmasıydı. Hâkim sistemi iktidardaki Ulusal Demokratik Parti temsil ediyordu. Müslüman Kardeşler'in herhangi bir siyasi parti kurmasına şimdiye kadar izin verilmedi. Dolayısıyla seçimlere bağımsız adaylarla girdi. Ulusal Demokratik Parti'nin aldığı sonuçlar halkın iradesini yansıtan sonuçlar değildir. Çünkü bu parti devletin gücünü, imkânlarını, hile yollarını ve saptırmalarını kullanarak o sonuçları almıştır. Bu yarışmada halkın iradesini muhalif akımlar ve partiler temsil etmiştir. Muhalif akımlar içinde de özellikle Müslüman Kardeşler öne çıkmış, "yasadışı" ilan edilen bu cemaatin adaylarının aldığı oylar "yasal" kabul edilen 16 muhalif partinin aldığı oyların toplamının iki katından fazla olmuştur. Bu da Mısır'da muhalefeti ve halk iradesini gerçekte Müslüman Kardeşler'in temsil ettiğini göstermiştir.

Reform ve ıslahat vaadleriyle halkı uyutmaya, dünya kamuoyuna şirin görünmeye çalışan Hüsni Mübarek kendisini istemeyen kitlenin gerçek tercihinin ortaya çıkması karşısında yine kendini tutamayarak şiddeti konuşturdu. Yani huylu huyundan vazgeçmemişti. Özellikle üçüncü merhale seçimlerinde bazı bölgelerde dikta rejiminin silahlı güçleri, Müslüman Kardeşler taraftarlarının oy kullanmalarını engellemeye çalıştılar. Seçmenler bu engellemeye karşı çıkınca da silahlı saldırıda bulundu ve dokuz kişinin ölümüne yüzlerce insanın da yaralanmasına sebep oldular. Böylece Mübarek rejiminin iğrenç şiddet politikası yüzünden seçim sürecinde 12 vatandaş hayatını kaybetmiş oldu.

Seçimlerin tamamlanmasından sonra ortaya çıkan parlamento aritmetiği ise şöyleydi:

Hüsni Mübarek diktasını temsil eden ve iktidarı elinde bulunduran Ulusal Demokratik Parti 454 sandalyeli parlamentoda toplam 314 sandalye aldı. Bunun 10 tanesini cumhurbaşkanına tanınan kontenjanla tayin edilenler oluşturuyor. Yani UDP parlamentonun yaklaşık yüzde yetmişini yine ele geçirmiş oluyordu. Ancak bu sonucu dürüst bir şekilde ve usulüne uygun değil, devletin gücünü ve hile imkânlarını kullanarak aldığı herkes tarafından biliniyor. Zaten yorumcular onun aldığı sonuçlara halkın iradesini yansıtan sonuçlar olarak bakmıyorlar. İşin ilginç tarafı ise iktidar partisinin bu kadar sandalye alabilmek için devletin gücünü ve hile imkânlarını kullanmanın yanı sıra oldukça ilginç bir hile metoduna daha başvurmuş olmasıydı. Bunun için daha önce kendi partisinin listesinden meclise girmiş bazı kişileri ayırarak bağımsız aday yaptı. Bu kişiler güya partilerine kızmış ve bağımsız aday olmuşlardı. Amaçları ise ailelerinin ve kabilelerinin kitlesel tabanlarını değerlendirebilmek için kariyerlerini kullanmak sonra sonucu partilerine kaydırmaktı. Bu sebeple görünüşte partilerine kızıp bağımsız aday olan bu kişiler seçimi kazandıktan sonra daha meclis binasının eşiğinden içeri adım atmadan partilerine geri döndüler. UDP yüzden fazla sandalyeyi de işte bu yolla kazandı. Bunları ve tayin yoluyla verilen on sandalyeyi hesap dışında tutarsak normalde iktidar partisinin aldığı sandalye sayısı 200'ün altındaydı. Yani tüm resmi sahtekârlıklara rağmen yüzde ellinin altına düşmüş oluyordu.

Gerçekte halkın iradesini ve sisteme karşı muhalif cepheyi temsil eden Müslüman Kardeşler'in adayları 88 sandalye aldılar. Yani parlamentonun yüzde yirmilik kısmını ele geçirmiş oldular ki şimdiye kadar bu ülkenin "demokratik (!)" mekanizması hiçbir muhalif partiye yüzde onluk grup oluşturma imkânı vermemişti.

Altı seçim dairesinde mahkeme kararıyla seçimler iptal edildiğinden 12 sandalye buralarda seçimlerin tekrar edilmesinden sonra belli olacak.

30 sandalye ise muhtelif muhalif partiler ve bağımsız adaylar arasında paylaşıldı. En fazla sandalye alan ise 6 sandalye ile Vefd Partisi oldu.

İrtibatlı Yazılar:

  • Mısır Seçimlerine Yaklaşımlar
  • Mısır Seçimleri Güven Verecek mi?
  • Mısır'da Sancılı Dönem ve Seçimler
  • Baltacı Hüsni Paşa
  • Mısır Seçimleri
  • Mısır ve Azerbaycan Seçimleri
  • Irak Seçimleri

    Irak'ta şimdiye kadar işgalin gölgesinde muhtelif seçimler ve bir anayasa referandumu gerçekleştirildi. Bu oylamaları özellikle Sünni Arap kesim boykot etti. Ancak bu oylamalarla işgalin gölgesinde de olsa ülkenin siyasi yapısının ve idari mekanizmasının şekillendiğini, kendilerinin oyunun dışında kaldıklarını, sahanın başkalarına bırakıldığını düşünerek bu kesimi temsil eden siyasi organizasyonlar da seçimlere katılmaya karar verdiler. Ayrıca bundan önceki oylamalar genellikle geçici organlar için yapılırken son seçimle dört yıllık parlamento belirlenecekti. Bu parlamentonun şekillenmesine paralel olarak ülkenin siyasi yapısının da şekil alacağı dolayısıyla bu oyunun dışında kalınmasının olumsuz sonuçlar doğuracağı düşünüldü. Bu arada toplumda etkisi olan bazı dini otoriteler de oy vermenin önemli bir görev hatta fariza olduğuna dair fetvalar verdiler.

    Bu ve benzeri sebeplerden dolayı 15 Aralık 2005'te gerçekleştirilen parlamento seçimlerine, bazıları ittifak grupları şeklinde olmak üzere 228 siyasi organizasyon katıldı. Bunların içinde 21 ittifak grubu vardı. Katılanların tümü siyasi parti değildi. Bazıları küçük çaplı organizasyonlar veya akımlardı.

    Siyasi akımların yoğun ilgisi ve kendi kitlesel tabanlarını oy vermeye teşvik etmeleri seçime ilginin de yüksek düzeyde olmasına sebep oldu. Bu yüzden önceki oylamalarda oy verme oranının bayağı düşük olmasına rağmen 15 Aralık 2005 seçimlerinde bu oran % 75'e kadar vardı.

    Seçimde 275 sandalyeli yeni parlamentonun üyeleri belirlenecekti. Parlamentoda 45 sandalye anayasaya göre azınlıklara tahsis edilmişti. 230 sandalye ise kontenjan harici kullanılacaktı.

    Ağırlık teşkil eden siyasi partiler ve akımlar daha çok ittifak grupları halinde seçime girdiler. Bu grupların oluşmasında ise mezhebi ve etnik kimlikler belirleyici oldu. Bu konuda da üç önemli cephe ortaya çıktı: Şiî cephesi, Kürt cephesi ve Sünnî Arap cephesi. Ancak bu kesimler kendi aralarında tam bir ittifak oluşturamadılar. Dolayısıyla belirtilen her bir cephede birden fazla ittifak grubu oluştu. Bunlara ek olarak herhangi bir ittifak grubuna girmeyen partiler, akımlar veya bağımsız adaylar oldu.

    ABD Irak'taki seçimlere büyük önem verdi. Çünkü bu ülkede devam eden direnişin Amerikan işgal güçlerini bayağı yıprattığı, ABD'nin ise bu ülkede kendisiyle işbirliği yapacağı bir yerel yönetim oluşturmadan çekilmeyi gerek kendi hesapları ve gerekse işgalci siyonist devletin geleceği açısından tehlikeli gördüğü anlaşılıyor. Bu yüzden seçimler yoluyla gelmesi muhtemel siyasi formülleri önemsiyor. Ancak seçimlerin getireceği siyasi yapılanmanın bir çözüm formülü olması da kuvvetli bir ihtimal olarak görünmüyor.

    (Biz Vakit gazetesine Irak'taki seçimlere giren belli başlı ittifak grupları hakkında özet bilgiler veren yazılar yazdık. Bu yazılarımızı www.vahdet.com.tr adresinde de bulabilirsiniz.)

    İrtibatlı Yazılar:

  • Irak Seçimleri
  • Irak'ta Anayasa Sorunu
  • Filistin'de Yerel Seçimler

    Filistin'in özerk yönetim bölgesinde dört merhaleli yerel seçimlerin dördüncü merhalesi 15 Aralık 2005'te gerçekleştirildi. Böylece yerel seçimler süreci tamamlanmış oldu. Bu merhalenin Irak seçimleriyle aynı güne denk gelmesi büyük ölçüde o seçimlerin gölgesinde kalmasına yol açtı. Fakat Filistin yerel seçimlerinin en kritik merhalesini dördüncü merhale oluşturuyordu. Çünkü bazı önemli büyük şehirlerin seçimleri bu merhaleye bırakılmıştı. Ayrıca bu merhale parlamento seçimleri öncesi durum açısından belirleyici etkiye sahipti.

    Filistin'de yerel seçimlerin dördüncü merhalesine yine HAMAS damgasını vurdu. Çünkü belirlenen belediye sandalyelerinin yarıdan çoğunu HAMAS listeleri kazandı. Ayrıca kamuoyunun nabzını ortaya koyan büyük şehirlerde zafer HAMAS'ın olmuştu. Örneğin Batı Yaka bölgesinin en büyük şehri durumundaki Nablus'ta belediye meclisinde 15 sandalyeden 13'ünü HAMAS adayları aldı. Nablus ise Batı Yaka'daki havayı ortaya koyan en önemli şehirdir. Ayrıca bu şehir yakın zamana kadar el-Fetih'in kalesi olarak bilinirdi. Burada HAMAS'ın böyle önemli bir zafer elde etmesi arkasındaki kitlesel desteği ortaya koyması açısından büyük önem arz ediyordu. Diğer şehirlerde de HAMAS adayları büyük başarılar gösterdiler. Örneğin yine Batı Yaka'nın önemli şehirlerinden olan Cenin'de HAMAS adayları 15 sandalyeden 9'unu aldılar.

    HAMAS'ın yerel seçimlerdeki başarılarını dördüncü merhalede zirveye taşıması işgalci siyonist devleti özerk yönetim parlamentosu seçimleri konusunda endişeye sevk etti. Bu yüzden parlamento seçimlerine bu hareketin katılmasının engellenmesi için klasik tehdit politikalarını devreye sokmaya başladı. Ancak onun bu tehditlerinin işe yaramayacağı kesin. Çünkü özerk yönetim, böyle bir engellemenin kendi açısından da büyük sorunlar doğuracağını ve İsrail'in hatırına böyle bir şeyi göğüsleyemeyeceğini biliyor.

    Avrupa Yine Kendi Putunu Yedi

    Geçmiş dönemlerdeki rejimler taşları put yaparak insanları onlar vasıtasıyla kendilerine bağlamayı ve böylece hâkimiyetlerini sürdürmeyi başarıyorlardı. Günümüzdeki rejimler ise aynı işlemi belli birtakım kavramları putlaştırarak yapıyorlar. Çağdaş Avrupa'nın putlaştırdığı kavramların başında ise insan hakları ve demokrasi gelir. Ne var ki Leyla Şahin davasında insan hakları putunu yiyen Avrupa, Filistin karşısında da demokrasi putunu yiyerek HAMAS'ın parlamento seçimlerini kazanması durumunda Filistin'e yardımı keseceği tehdidinde bulundu. Avrupa böyle bir tehditte bulununca her halde dünya kamuoyu da onun Filistin'e söze gelir bir yardım yaptığını sanmıştır. Oysa onun bu tehdidinin Filistinli açısından ifade edeceği bir anlam yok. Çünkü Filistinli zaten Avrupa'nın yardımının kokusunu bile almıyor.

    İrtibatlı Yazılar:

  • HAMAS'ın Seçim Zaferi
  • Filistin'de Seçim Manipülasyonu ve Gerçekler
  • HAMAS'a Çok Yönlü Kuşatma
  • Ateş Hattında Seçim
  • 75.html">Ateş Hattında Seçim