ABD Zorlanıyor

9 Kasım 2005 Çarşamba, Vakit gazetesi

Avrupa, Fransa'da patlak veren olaylar sebebiyle tetikte. Bu olaylar Avrupa'nın, gizlenen ama gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Biz onun bu yüzünü yıllar önce "Batı'nın Öteki Yüzü" adlı kitabımızda kaynaklarıyla ve tamamen bilgi ağırlıklı olarak ortaya koymaya çalışmıştık. (Piyasada mevcudu bulunmayan bu kitabımızı Web sitemizin Kitaplar bölümünden okumak mümkündür.)

Avrupa'nın bu olaylar sebebiyle telaşlı ve endişeli, dünya kamuoyunun da zihninin bununla meşgul olduğu sırada Amerikan işgal güçleri Irak'ın el-Enbâr vilayeti içinde yer alan ve Suriye sınırına yakın bazı bölgelerde Çelik Perde adıyla askeri operasyon yürütüyorlar.

Adı geçen saldırı başlatıldığında Amerikan kamuoyu da yöneticilerinin Irak'ı işgal için uydurdukları yalanları tartışmaya başlamıştı. Bu yalanların tam da Hariri cinayetiyle ilgili BM raporunun Suriye'nin köşeye sıkıştırılması için dayanak edinildiği sırada gündeme getirilip tartışılması gayet isabetli oldu. Çünkü akıllarını kullanma kabiliyeti gösterebilenler, ABD emperyalizminin bugün Suriye'ye karşı izlediği politikanın dün Irak'a karşı izlediği politikadan hiç de farklı olmadığını düşüneceklerdir.

Amerikan kamuoyunun Bush'un ve avanesinin yalanlarını konuştuğu sırada bazı Amerikalı yetkililerin, Irak'taki işgalci güçlerini çekmeleri durumunda İsrail'in güvenliğinin tehlikeye gireceğini itiraf etme ihtiyacı duymaları da düşündürücüydü. Çünkü halk, yöneticilerinin geçmişte uydurdukları yalanları tartışırken bazı yöneticilerin ağızlarından şimdiye kadar saklanan doğrular çıkıyordu. Ama onları bu doğruları söylemeye zorlayan sebepler vardı. "Başka evlatlar ölmesin" diye Bush'un binasının karşısında mekân tutarak protesto eylemi düzenleyen anne Irak'ta öldürülen çocuğu için duyduğu ızdırabı dile getirmeye çalışıyordu. Resmî açıklamalara göre öldürülen asker sayısının 2000'i bulmasıyla birlikte tepki eylemleri yayılmaya başlamıştı. Anketler Bush'un popülerliğinin her geçen gün düştüğünü gösteriyordu. Yani artık işgalci askerleri Irak'tan çekilmeye zorlayanlar sadece bu ülkedeki direnişçiler değil aynı zamanda Amerikan kamuoyu içinde gittikçe tabanı genişleten savaş karşıtlarıydı.

Burada önce Amerikan kamuoyunun duyarlılığını sorgulamak istiyoruz: Oğlu Irak'ta öldürüldüğü için "başka evlatlar ölmesin" diye protesto eylemi düzenleyen annenin kastettikleri Irak'ta savaşa zorlanan Amerikalı "evlatlar"dı. O annenin ve çocuklarını Irak'a gönderen diğer annelerin, başka ana yavrularını kendi annelerinin kucaklarında öldürmek için Irak'a gittikleri zaman böyle sesler çıkardıklarını, protesto eylemleri düzenlediklerini duymadık. Yoksa onlar çocuklarının gittikleri yerdeki insanları kurşuna dizip geri döneceklerini böylece üniversite tahsillerine devam etmek için devletin bağlayacağı bursu garanti edeceklerini mi umuyorlardı? Öldürülen Iraklı sayısının on bini bulmasıyla harekete geçmeyen savaş karşıtlığı ne hikmetse öldürülen işgalci asker sayısının iki bini bulduğunun resmen açıklanmasıyla harekete geçti. Böyle bir savaş karşıtlığını ne kadar samimi bulabiliriz?

İşin ilginç yanı işte burada gizlidir. Amerikan emperyalizmine yön veren anlayış şudur: "Biz bu dünyada var olması gerekenleriz. Başkaları bizim için var. Bizim için var olanların bizim için yok olmaları da normaldir. Ama bizim için var olanların bizi yok etmeye hakları olamaz." Makyavelist felsefeye göre şekillenen ABD devlet yapısına hâkim bu zihniyetin kamuoyuna da taşınması için Amerikan medyası, sinema sektörü ve toplumu yönlendiren diğer sektörler yıllardır çaba harcıyor. Ortaya çıkan manzara bu konuda bayağı başarılı olduklarını göstermektedir.

Ne var ki Amerikan emperyalizmine hâkim bu zihniyetin bir de kapı bekçisi var. O bekçi kendini, kapının güvenliğini korumada kullanılan sihirli kelimeyi bilen tek kişi olarak kabul ettirmiş ve Amerikan emperyalizminden, kendini himaye etmek için bütün fedakârlığı göstermesini istemiştir. O da uluslar arası siyonizmdir. Bugün, Amerikan kamuoyu "askerlerimiz peş peşe dökülüyor", "başka evlatlar ölmesin" diye haykırırken yönetimdekilerin "biz Irak'tan çekilirsek İsrail'in güvenliği tehlikeye girer" diye açıklama yaparak mazeret gösterme ihtiyacı duymaları bu yüzdendir. Ama fena olmadı. Amerikan kamuoyu bu vesileyle evlatlarının Irak'ta öncelikle kendileri için değil işgalci siyonistler için öldüklerini öğrenmiş oldular.

İşgalci ABD şimdi "Çelik Perde" saldırısını sürdürüyor. Ama onun çelik perdesi de çökecek. Nasıl mı? Devam edelim inşallah.

Çelik Perde de Çökecek

10 Kasım 2005 Perşembe, Vakit gazetesi

Irak'taki işgalcilerin "Çelik Perde" adlı saldırılarının ana hedefi Suriye sınırındaki el-Kaim. Birçok yorumcuya göre amaç Suriye'ye gözdağı vermek. Tabii bu tür yorumlar ABD'nin işine yarıyor. Çünkü Suriye'ye yönelik baskıların sadece siyasi ve ekonomik yaptırımlardan ibaret kalmayacağı askeri saldırının da bir seçenek olarak yanda durduğu intıbaı veriliyor. Bu aynı zamanda onun Irak ve Afganistan'daki gerilla mücadelesi karşısında askeri yönden tükenmediği, hâlâ Suriye'ye saldıracak, İran'ı tehdit edecek askerî gücünün mevcut olduğu kanaatinin oluşmasını sağlıyor. Daha önce de dile getirdiğimiz üzere ABD'nin askeri stratejilerinin yarıdan çoğu psikolojik savaşa dayanır. Ama gerçeklerin çok farklı olduğu zaman içinde ortaya çıkıyor. Aynı şey işgalci siyonist devlet açısından da söz konusudur. Keşke insanlarımız gerçeklerin ortaya çıkmasını böyle zamana bırakmayıp önceden farketseler! O zaman karşılarında duran ve kendilerini ciddi şekilde korkutan devin aslında şişme bir korkuluk olduğunu anlayabilirler.

Son operasyonda hedef alınan el-Kaim şehri ilk kez saldırıya uğramıyor. Son altı ay içinde dört kez benzer saldırıya uğramış. Bunun da en önemli sebebi şu: ABD, Irak'ı çevreleyen Kuveyt'i ve Körfez'i tamamen kendisi kontrol ediyor. Ürdün ve Suudi Arabistan'la işbirliği içinde ve aynı zamanda onları çok korkutuyor. Dolayısıyla bu iki ülke Irak sınırlarını işgalcilerden daha sıkı bir şekilde denetim altında tutmaya çalışıyor. Son dönemde Suudi Arabistan'da meydana gelen çatışmalarda bu tutumun etkisi de var. ABD'nin Türkiye'den bir endişesi yok. İran sınırlarına yakın bölgeler ise çoğunlukla Şiîlerle Peşmergelerin kontrolünde. Onlar da ülkedeki gerilla savaşına destek verilmesini istemiyorlar. Dolayısıyla işgalcilerin en çok endişelendiği sınır Suriye sınırı. Çünkü Suriye'nin bu konuda izlediği politikayı kontrol edemiyor. el-Kaim ise güneydeki Arap bölgesinin Suriye'yle bağlantısını sağlayan ana yolların kavşağında. İşgalciler burayı kontrol etmeleri durumunda Suriye sınırının en önemli ve stratejik noktasını kontrol altına almış olacaklarını düşünüyorlar. Şimdiye kadar bu amaçla düzenledikleri operasyonlarda kontrolü ele geçiremediler. Sonuncudaki amaçları da aynı. Ama bundan aynı zamanda "Suriye'ye gözdağı verme" gibi bir sonuç çıkarmak suretiyle saldırıyı psikolojik savaşın malzemesi olarak da kullanmak istiyorlar.

Biz "Çelik Perde" saldırısının da başarısız olacağına inanıyoruz. İşgalciler gerçek kayıplarını açıklamıyorlar. Rasgele düzenledikleri kara ve hava saldırılarında öldürdükleri herkesi direnişçiler olarak lanse ediyorlar. Olayların dünya kamuoyuna doğru biçimde yansıtılmasını önlemek için yanlarına sadece akredite basın mensuplarını alıyorlar.

Biz direnişçilerin kaynaklarından aldığımız bazı bilgileri sizlere aktarmak istiyoruz: el-Kaim'in doğu girişinde bulunan el-Kavs kasabasında meydana gelen çatışmada 14 işgalci asker öldürüldü. Diğer bölgelerdeki çatışmalarda da birçok işgalci hayatını kaybetti veya yaralandı. İşgalciler, ahalinin terk ettiği ve direnişçilerin çekildiği bazı mahallelerde kontrolü ele geçirdiler. Ancak beş ayrı mahallede direnişin devam etmesi sebebiyle kontrolü ele geçiremediler. Terk edilen evlere eşkıya usülüyle baskın düzenliyorlar. Fakat buralara bomba yerleştirilmiş olabileceği korkusu ciddi bir can endişesi taşımalarına sebep oluyor. Direnişçiler aynı zamanda el-Kaim'deki saldırılara karşı Bağdat'ta eylemler düzenlediler. Bunlardan birinde dört işgalci askerin öldürüldüğü işgalciler tarafından da itiraf edildi. Irak ordusuna ve polisine mensup yedi kişi de söz konusu eylemlerde öldürüldü. İşgalcilere hizmet eden yerli istihbaratın güney bölge müdürü Basra'da düzenlenen eylemde öldürüldü. Hepsi bu kadar değil elbette. Kısacası işgalciler ve işbirlikçileri kan kaybetmeye devam ediyorlar. En büyük dezavantajları ise ölüm korkusuyla kuşatılmış askerlerini zorla savaştırmaları.

ABD ve işbirlikçileri kan kaybederken destekçi ülkeler ardarda çekiliyorlar. Gölge cumhurbaşkanı Talabani, İtalyanlara biraz daha kalmaları için yalvarıyor. Japonlar Ocak 2006'da çekilebileceklerini bildirdiler. Çünkü onlar savaş sonrasında Irak'ın yeniden imarı ihalelerinden pay almak için asker göndermişlerdi. Sürüye dalan aç kurtlar gibi. Ama savaş uzayıp gidince çıkışı çekilmekte gördüler. Asıl düşündüren ise emperyalizmin meşrulaştırma mekanizması BM'in işgalcilerin kalış süresini 2006 sonuna kadar uzatması.

ması.