Avrupa'nın Resmî Terörü

17 Temmuz 2005 Pazar, Vakit gazetesi

Resmî terör denirken genellikle devletin hukuka aykırı olarak uyguladığı şiddet kastedilmektedir. Avrupa'daki mevcut yönetimler adeta pusuda bekliyormuş gibi Müslümanların aleyhine kullanabilecekleri en ufak bir gelişme gördüklerinde işte bu şiddeti ateşliyorlar. Londra'da meydana gelen son olaylardan sonra sadece İngiltere'de değil Almanya ve Hollanda başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde resmi terör trendinde belirgin bir yükselme var.

AB İçişleri ve Adalet bakanları bu hafta Salı günü (13 Temmuz'da) Brüksel'de bir araya gelerek, "terörle bağlantılı olabileceklerinden şüphe edilenlerin üzerlerine gidilmesine imkân verecek yeni güvenlik tedbirlerine başvurulmasını (!)" kararlaştırdılar. Çağımızdaki hukuk dışı uygulamalarda yani devlet teröründe kendisinden en çok istifade edilen kavram "şüphe"dir. Çünkü "şüphe" devlet şiddetinin çok geniş çerçevede kullanılmasına imkân veren son derece izafî bir yaklaşımdır. Avrupalı bakanlar "şüpheli" kişiler hakkında şimdiye kadar yazılı metinlere geçmemiş uygulamalara başvurulmasına imkân verecek düzenlemelere gidilmesini de kararlaştırdılar. Bunun içinde elektronik postaların ve telefon görüşmelerinin kayıtlarının alınması ve 12 aya kadar saklanması da var.

Londra olaylarından sonra, "ikinci hedef" olarak gösterilmesini kendine dayanak edinen İtalya kendince "aşırı İslâmcı" avına çıktı ve on günden az bir sürede 170 kişiyi tutukladı. İtalya, tutuklamaların yanı sıra resmî baskıyı da artırdı.

Londra'daki olaylardan Müslümanları sıkıştırmak ve onlara karşı devlet terörünü artırmak için en çok istifade etmeye çalışan da Almanya İçişleri bakanı Otto Schily oldu. Almanya çok sayıda Müslümanı "aşırı İslâmcı" kategorisine sokarak yakın takibe aldı. Bu kişilerin telefonlarının dinleneceğini ve hareketlerinin izleneceğini açıklamaktan da çekinmiyor. İçişleri bakanlığı emniyet teşkilatına yakın takibe alınan ve sayıları bayağı fazla olan söz konusu kişilerin telefon görüşmelerinin çözümlerinin çıkarılması talimatı verdi.

Almanya bunun yanı sıra birçok kişinin evlerinin istihbarat ve polis tarafından gözetim altında tutulmasını kararlaştırdı. Bu kişileri aynı zamanda "güvenlik için tehlikeli" olarak nitelemek suretiyle fişlemiş, böylece siyasi ve toplumsal açıdan tecride tabi tutmuş oldu. Bunların içinde Müslümanlara yönelik faaliyetler yürüten çok sayıda sosyal kuruluşun yöneticileri de var ve Almanya yönetimi herhangi bir şiddet olayıyla irtibatlarını gösteremese bile bu kuruluşları "aşırı" kategorisine sokuyor.

Bilindiği üzere hukuku devre dışı bırakan devletlerin, resmi kurumlarının yanı sıra onların hukuk dışı uygulamalarına gaz vermesi için kullanılan sözde "sivil" kuruluşları da olur. Otto Schily'nin de bu nitelikte Anayasayı Koruma Komisyonu adlı bir kuruluşu var. Son gelişmelerden sonra bu sözde sivil kuruluş hedefe Milli Görüş teşkilatını yerleştirmiş bulunuyor. Bu teşkilatın Almanya'da şiddete ve toplumsal nefrete sebep olduğunu ileri sürüyor. Tabii bu iddialar Schily'nin bir oyunu ve o bu oyuna Milli Görüş'ü daha dar bir çembere almak, faaliyet alanlarını iyice daraltmak ve üzerine gitmek için başvuruyor. Bu da bize Mısırlıların meşhur "sarı öküz" hikâyelerini hatırlatıyor. Dün, Filistin'deki yetim çocuklara ve dul kadınlara yardım için gayret sarf edenleri "terör"le irtibatlandırarak tamamen hukuk dışı uygulamalarla tasfiye eden, ardından Schily'nin ve onun arkasında duranların maskesini düşürüp gerçek yüzünü ortaya çıkaran Vakit gazetesini susturan resmi terörün fazla vakit kaybetmeden Milli Görüş'ün de kapısını çalacağı önceden tahmin edilmeliydi. Ama bu hukuksuzluğun önüne geçmenin yolu suskunluk değil sesini daha gür çıkararak hakkını aramaktır. Seslerin gür çıkması için de birlikte çıkması gerekir.

Almanya bir de "aşırılarla" ilgili bir rapor hazırladı. Bu raporda hem aşırı kategorisine sokulan kurumlar, hem de şahıslar hakkında istatistikî ve güya "tanıtıcı" bilgiler veriliyor. Bu rapor çıkarma işi de bir zamanlar Türkiye'de Hizbullah olaylarının yaşandığı günlerde tüm İslâmî oluşumların "şiddet"le irtibatlandırılması amacıyla çıkarılan raporları hatırlatıyor. Hatırlanacağı üzere o zaman içki satan büfeleri bile isimlerindeki çağrışımdan dolayı "fişlenen kuruluşlar" listesine almışlardı ve bütün herkesi bir "fişlenme" fobisi kuşatmıştı.

Not: Bu gece inşallah saat 23.50'de Kenan Çamurcu'nun yönettiği Ortadoğu Masası'na katılmak üzere Sky Tv'de olacak, Avrupa, Irak ve Filistin'deki son olayların tahlilini yapmaya çalışacağız.

p>