Avrupa'da Müslümanlara Kuşatma

16 Temmuz 2005 Cumartesi, Vakit gazetesi

Müslümanlar Avrupa toplumlarının zencileridir. Haklarını tam olarak kullanmalarına geçmişte de izin verilmiyordu. Ancak son dönemde tam bir haçlı kuşatmasıyla karşı karşıya geldiler. Bu kuşatma çemberi günden güne daraltılırken, baskı ve resmi şiddet uygulamaları da gittikçe artırılıyor.

Batı'daki çağdaş haçlı zihniyetine, Müslümanlar üzerindeki baskılarını, resmi şiddetlerini artırmaları için koz verenlerin stratejideki ve ilkelerdeki hatalarını tartışmayı ayrı bir dosyaya bırakıyorum. "İnsan hakları" konusunu kendine imaj ve prestij kazandırmak için değerlendiren Batı'nın samimiyetsizliğini son gelişmelerle daha belirgin olarak gördük. Hukuk ve insan hakları cezalandırmada suç işlemeyi veya suça ortak olmayı esas alır. Bir kimsenin akrabalık bağı veya iş ortaklığı bile herhangi bir suçu işleyenle aynı kategoriye konulup cezalandırmaya maruz bırakılmasını haklı kılmaz. Aynı inancı paylaşmak veya aynı dine mensup olmak ise "ortak ceza"ya maruz bırakmanın asla gerekçesi olamaz. Eğer öyle olursa o zaman herhangi bir hıristiyanın Müslümanlardan birini hedef alan suçundan dolayı suçu işleyenin aranmasına hiç ihtiyaç duyulmaz. Birilerinin rasgele bir veya birkaç hıristiyanı cezalandırması için 'yol' açılmış olur.

Biz burada sadece son olaylardan sonra galeyana getirilen kişilerin veya grupların suç kategorisine giren fiillerini kastetmiyoruz. Aslında hukuku icra etmekle yükümlü devlet mekanizmasının bu suçların da önüne geçmesi gerekir. Batı'daki mevcut yönetimler bunu yapmadıkları gibi medya ve bazı kilise yetkilileri vasıtasıyla galeyana getirmeye devam ediyorlar. Bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz ise o galeyana getirilen insanların yaptıklarından daha fenasının ve daha fazlasının devlet eliyle yapılmasıdır.

Avrupa'da Müslümanlara karşı rencide edici uygulamaların üç ciheti var. Birincisi Müslümanların kimlik yönünden yıpratılması, medyanın aşağılayıcı, horlayıcı tutumuyla karşı karşıya bırakılmasıdır. İkincisi şiddet olaylarının Batılıların inançlarına ve dinî kimliklerine yönelik olduğu fikrinin işlenmesi ve böylece din tabanlı kin ve nefret duygularının yaygınlaştırılmasıdır. Böyle olunca Müslümanlar, söz konusu şiddet olaylarıyla irtibatlarına, bu eylemleri onaylayıp onaylamadıklarına bakılmaksızın hedef alınıyorlar. Din tabanlı kin ve düşmanlığın tahrikinde ne yazık ki bizzat kilise yetkilileri bile rol oynuyorlar. Yeni papanın Londra'daki olaylardan hemen sonra bunların hıristiyanları hedef alan eylemler olduğunu söylemesi söz konusu politikanın önünü açan bir açıklama oldu. Üçüncüsü de bir önceki yazımızda üzerinde durduğumuz "kavramlarla mağlup etme" politikasıyla insanları sırf dinî kimliklerinden dolayı devlet terörünün hedefi haline getirmektir. Örneğin şiddet olaylarıyla irtibatlı olarak sürekli "İslâm terörü" kavramının işlenmesi bu amaç içindir. Hollanda hükümeti Londra'daki olaylardan sonra vatandaşlarını "İslâm terörü (!)"ne karşı uyardı. Avrupa'da bulunduğum sıralarda şiddet olaylarıyla bağlantılı olarak sürekli bu kavramın zihinlere işlendiğini müşahede etmiştim. Bu da tabii ki medya kuşatması vasıtasıyla oluyor.

Bir önceki yazımızda kendisinden söz ettiğimiz Karen Armstrong bu konu üzerinde de duruyor ve "İslâm terörü" nitelemesine şiddetle karşı çıkıyordu. Zaten yazısının başlığında da bu vurguyu yapmış ve "IRA terörünü katolik terör olarak niteliyor muyuz?" diye sormuştu. Ne yazık ki dünün haçlı zihniyetinden pek uzaklaşmamış ama "insan hakları" kavramıyla yüzüne beyaz maske çekmeye çalışan çağdaş haçlı zihniyeti böyle Robert Fisk, Karen Armstrong türü vicdan sahibi yazarlar gibi objektif bir bakış açısına sahip değil.

Müteakip yazımızda inşallah Batı'nın son dönemde Müslümanlara yönelik bazı resmi şiddet uygulamalarından söz edeceğiz.

Tebrik

RTÜK başkanlığına seçilen Muhterem A. Zâhid Akman'ı tebrik ediyor, yeni görevinde başarılar diliyorum. Her zaman değerli gördüğüm muhterem dost! Hak ettiğin, ama ağır bir külfeti, zor bir sorumluluğu olan göreve getirildiğine inanıyorum. O mülayim kişiliğinle devletin demir yumruğunu temsil etmen gayet zor. Fakat zaten gerekli olan da bu değil. Bununla birlikte insanımızın özellikle ailevi ve ahlâkî değerlerinin çökertilmesi için kampanya yürütenlerin karşısında dik durulmasına mülayim kişiliğinin engel olmayacağını umuyorum. Seninle RTÜK'ün de gerçek fonksiyonuna kavuşacağını bekliyorum. Ama bunun için orada yalnız bırakılmaman gerektiğini, seni oraya getirenler düşünürler inşallah.

p>