Âlimler Buluşması

1 Temmuz 2005 Cuma, Vakit gazetesi

29 Haziran 2005 Çarşamba akşamı İstanbul Cevahir Otel'de Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi'nin 15. Dönem Toplantısı'nın açılışı vardı. Türkiye'den Hikmet Derneği'nin organize ettiği açılış programı aynı zamanda Türkiye'deki İslâmî camianın birçok ileri gelenini bir araya getirdi. Bu itibarla kendileriyle sıkça görüşme fırsatı bulamadığımız tanıdıklarımızla ve eski dostlarımızla bir araya gelip görüşmemiz için güzel bir vesile oldu.

Açılış ve protokol konuşmalarından sonra önce Lübnan'daki Sünni cemaatin ileri gelen âlimlerinden, Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi başkan yardımcısı Faysal Mevlevi'nin, ardından da İslâm dünyasının yakından tanıdığı, yaşının ilerlemesine rağmen gayretinden bir şey kaybetmeyen, mezkûr meclisin de başkanı olan Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi'nin müstesna bir konuşması oldu. İslâm âleminin birçok ileri gelen ilim adamını bir araya getiren toplantı yarın akşama kadar sürecek.

Kongreyi düzenleyen kurumun adının "Avrupa Fetva ve Araştırma Meclisi" olması sebebiyle gerek Mevlevi'nin ve gerekse Kardavi'nin konuşmalarında ağırlıklı olarak Müslümanların azınlıkta oldukları toplumlarda nasıl davranacakları konusu üzerinde duruldu. Her ikisi de çağımızda fıkıh âlimlerinin, Müslümanların bulundukları ortamlarda Müslümanca yaşayabilmeleri için gerekli şer'î izahları bulmalarının zorunlu olduğuna dikkat çekti, bu doğrultuda Müslümanların azınlıkta oldukları toplumlarda karşılaştıkları sorunlara da çözüm getirmelerinin gerekliliği ve önemi üzerinde durdular.

Her ikisinin de üzerinde durduğu hususlar gerçekten önemli ve dikkate alınması gereken konulardı. Her şeyden önce birilerinin günümüz Müslümanlarının karşılaştığı problemlere şer'î çözümler bulabilmeleri için ilim adamlarına öncülük etmeleri, onları bir araya getirerek kafa yormaya yöneltmeleri gerçekten takdire şayan bir harekettir. Çünkü salih ve muttaki ilim adamlarının günümüz Müslümanlarının önüne çıkan problemlere çözüm getirmemeleri durumunda iki önemli risk ortaya çıkıyor:

Bunların birincisi son zamanlarda bayağı yaygınlaşan "bana göre, bence…" riskidir. Sıkça karşılaştığım itiraz veya tenkit ifadelerinden biri: "Bana göre şunlar yanlış yapıyor!" Öyle ya onların önce gelip sana danışmaları ve planlarının, fiillerinin sana göre yanlış olup olmadığını öğrenmeleri gerekirdi; bunu yapmayarak hata ettiler! Birçokları böyle "bana göre, bence…" ifadeleriyle başlayan kişisel görüşlerin Allah'ın hükmüne göre hareket etme duyarlılığı içinde olanlar açısından bir bağlayıcılığının olmadığını düşünmüyorlar. Bu yüzden de "bence" hastalığı çok salgın hale geldi.

İkinci önemli risk ise insanları Allah'ın hükmüne tabi kılma yerine Allah'ın hükümlerini insanların zevk ve arzularına göre evirip çevirme çabalarının etkili hale gelmesidir. Son zamanlarda bu çabaların da bayağı yaygınlaştığını biliyoruz. Bazıları hâkim sistemlerin dayattığı yaşayış ve anlayış tarzlarının vahye ters düşmediğini ispat amacıyla yoğun çaba sarf ediyorlar. Bu şekilde hareket edenlerin kafa yapıları hakkında biz daha önce "Murtezika" başlıklı bir yazı yazmıştık. (Bu yazımızı www.vahdet.info.tr'den sırasıyla Dünya Gündemi ve Genel linklerini tıklayarak bulabilirsiniz.) Bazı kişiler birilerine hoş görünmek, onlara kendilerini sevdirmek için onların yaşayış ve anlayış biçimlerinin vahye ters olmadığını ispat amacıyla vahiyle gelen hükümleri bükmeye, asıl manasından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bazıları da kendileri şehvetlerinin, zevklerinin esiri olmuşlardır, kendilerini düzeltmek ya da hatalı olduklarını itiraf etmek yerine Allah'ın hükümlerini kendi yaşayış tarzlarına göre izah etme yoluna gidiyorlar.

İşte bu gibi tehlikelere karşı hakkı ortaya çıkarma konusunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan, sahih iman, salih anlayış sahibi, ilimlerine güvenilebilecek muttaki âlimlerin gayretlerini artırmaları gerekir. Bu gayretlerin münferit kalmaması açısından ortak meclisler, komiteler oluşturulması, çabaların birleştirilmesi oldukça önemlidir.

Dediğimiz gibi muhterem Kardavi ve Mevlevi'nin konuşmalarında ağırlıklı olarak Müslümanların azınlıkta oldukları toplumlarda karşılaştıkları sorunların çözümünün önemi üzerinde duruldu. Ancak bazı Müslüman toplumlarda da dini yaşama ve yaşatma gayreti gösterenler azınlığa düşmüşlerdir. Bu toplumlarda da benzer problemlerle karşılaşılmaktadır. İlim adamlarımızın bu gibi toplumlarda Müslümanca yaşama çabası sarf edenlerin problemlerine de eğilmeleri ve İslâm fıkhının ışığında çözümler sunmak için kafa yormaları gerekir.