18 Mayıs 2005 Çarşamba, Vakit gazetesi
Son dönemde gerek ulusal gerekse uluslar arası alanda sıkça kullanılır hale gelen bir kavram var: Akredite olmak. Akredite kelimesi Fransızca'dır ve kredi kelimesiyle aynı kökten gelir. Türkçe'de kredi kelimesi genellikle resmi kurumlar tarafından verilen, alınan borç için kullanılır. Ancak sözlük anlamı itibariyle güven ve itibarı ifade eder. Genellikle güven ve itibar kazanmış kişi, kurum ya da devletlere mukabilinde herhangi bir rehin alınmaksızın borç verildiğinden bunlar kredi olarak adlandırılmıştır. Akredite kelimesi de "güven ve itibar kazanmış" anlamındadır. Akredite haber ise "doğrulanmış, doğruluğu onaylanmış" anlamındadır.
Günümüzde küresel güç odakları nezdinde "akredite" olmak büyük önem kazanmıştır. Bu güç odakları akreditasyon işlemlerini bazen doğrudan kendi mekanizmaları vasıtasıyla bazen de BM ve ona bağlı kuruluşlar gibi uluslar arası kurumlar vasıtasıyla yapmaktadırlar. BM, ona bağlı kuruluşlar veya benzeri uluslar arası kuruluşlar vasıtasıyla yapılan akreditasyonun yasal zemine oturtulmasına ihtiyaç duyulduğundan açıktan yapılmakta ve belli prosedüre göre işletilmektedir. Ama küresel güç odakları nezdinde doğrudan güven kazanma tarzındaki akreditasyon çoğu zaman gizli işlemekte, prosedür de perde arkasında gerçekleşen kabullere, sorumluluk yüklenmelere dayanmaktadır. Bu tür akreditasyonda yüklenilen sorumluluğun ana mantığı çağdaş emperyalizme, küresel güçlere hizmette sadık kalma esasına dayanır. Bunu kabullenenlerin öbür tarafta yaptığı insanlık dışı uygulamalar gözlerden uzak tutulur.
Çağımızda uluslar arası platformda işleyen bu iki farklı akreditasyon işlemi aslında aynı merkezlerden yönlendirilmektedir. Ancak çoğu zaman birbirine ters düştüğünü, çelişkiler arz ettiğini görürsünüz. Çünkü birinde yasal zemine oturtma zorunluluğu var. Yasal zeminde ise en azından insan aklının ve fıtratının onaylarının ve redlerinin belli düzeyde dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla bir kişi, kurum ya da ülkenin uluslar arası alanda akreditasyon referansı veren kurumlar nezdinde güven ve itibar kazanması, doğruluğunun onaylanması için insan aklının ve fıtratının onayladığı ölçülere de belli düzeyde uyması gerekir. Ama diğerinde buna önem verilmez. Bu durumda birinin reddettiğini öbürü onaylamak zorunda kalmaktadır.
Bu çelişki yüzünden güven referansı verme iddiasında bulunan uluslar arası kuruluşların bizzat kendileri adaleti ve insanî değerleri öne çıkaran düşünce sahipleri nezdinde güven kaybetmişlerdir. Peki, kendileri güven kaybetmiş kurumlar nasıl güven kaynağı olabilecekler? Bunların gerçekten güven referansı verebilmeleri için küresel güç odaklarının güdümünden çıkarak insanlığa mal olmuş ortak değerleri öne çıkaran bir yasal zemin oluşturmaları, sonra da bu yasal zemini itinayla korumaları, güven referansı verirken buna dikkat etmeleri gerekir. Bunun zorunlu bir gereği olarak o referansa sahip olma hakkını kaybedenlerden de hiçbir küresel güç odağının baskısından çekinmeyerek geri çekebilmeleri gerekir.
Özbekistan cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Andican'daki haklı isyanı bastırabilmek için tam anlamıyla vahşet sergiledi. Örnek aldığı geçmiş zalimlerin metotlarını rahatça, herhangi bir uluslar arası baskıya maruz kalacağı endişesi taşımadan uygulayabildi. Olaylara şahit olanların verdiği bilgilere göre öldürdüğü kişilerin cesetlerini toplatmayarak caddelere savurdu. Bunu yapmaktaki amacı ise psikolojik yıpratma, göz korkutma, direnişe destek verme niyeti taşıyanlara: "Eğer niyetlerinizi gerçekleştirmeye kalkışırsanız sizin de başınıza gelecek budur!" mesajı vermekti. Sudan'da Darfur olayları yüzünden dünyayı ayağa kaldıran ABD, diğer küresel güç odakları ve yukarıda sözünü ettiğimiz uluslar arası alanda güven verme ya da çekme işlemleri yapma iddiasında bulunan kurumlar Özbekistan olayları karşısında harekete geçmediler. Oysa Darfur olaylarıyla ilgili olarak gündeme getirilen iddiaların çoğu asılsızdı ve Sudan'a baskı yapılması için doğrular yeterli görülmeyince yalanlara ihtiyaç duyulmuştu. Ama Özbekistan zulmüne karşı tavır konulması için sadece doğrulardan istifade edilmesi yeterlidir. Ne var ki doğrular da gözlerden uzak tutuluyor. Zaten Kerimov'un kendini o derece rahat hissetmesi de bu yüzden değil midir?
Çünkü Kerimov küresel güç odakları nezdinde akredite bir zalimdir. İstediği zulmü, vahşeti icra edebilir. Onun zulmüne, vahşetine maruz kalan insanlar ise akredite mazlum değildirler. Bu yüzden de söz konusu güç odaklarının anlayışına göre ölmeyi hak etmişlerdir.