Aslan Maşadov'un Şehadeti

Nisan 2005, Vuslat dergisi

Aksa İntifadası sürecinde Filistin direnişi karşısında bayağı zorlanan işgalci siyonist devlet bu direnişi kırmak ve Filistin halkının mücadelesinin önüne geçmek için direnişin önderlerini ortadan kaldıracağını açıklamıştı. İşgal devleti işte bu cinayet programı çerçevesinde Filistin direnişinin önderlerinden birçok kişiyi hedef aldı. Bunlardan bazıları başarılı olurken bazılarında da başarısız kaldı. Ama özellikle Filistin direnişinin öncülüğünü sürdüren Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS)'ın birçok ileri geleninin şehit edildiği bilinmektedir. Hareketin kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin de bunların arasındaydı. Ancak önderleri tasfiye politikası işgalci siyonist devleti pek de rahatlatmadı ve Filistin direnişi gücünden fazla bir şey kaybetmeksizin yoluna devam etti.

İşgalci Siyonist devletle ilişkilerinin iyi olduğunu bildiğimiz Rusya'nın da Çeçenistan'daki bağımsızlık mücadelesiyle başı derttedir. Dağıstan'daki bazı gelişmeleri bahane ederek Çeçenistan topraklarını ikinci kez işgal eden Rusya uzun süreden beridir burada kan kaybediyor. İşgalci Siyonist devletle strateji ve metot konusunda yardımlaşma içinde olduğu bilinen Rusya'nın, liderleri tasfiye yoluyla direnişi etkisiz hale getirme politikasında da onu örnek aldığı anlaşılıyor. Çeçenistan'ın bağımsızlık sonrası ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev'i, çatışmaların durmasından ve Moskova yönetimiyle Çeçenistan arasında anlaşma sağlanmasından sonra haince bir suikastla şehit eden Rusya, ondan sonra geçici cumhurbaşkanı olarak kısa bir süre görev yapan direniş önderlerinden Selimhan Yandarbiyev'i de Katar'da düzenlediği bir suikastla şehit etti. Bu suikast da işgalci siyonist devletin Filistin direnişinin önderlerini tasfiye amacıyla muhtelif yerlerde düzenlediği suikastlara benziyordu.

Rusya, Çeçenistan direnişinin bir başka önderi Selman Raduyev'i ise esir ettikten sonra zindanda işkenceyle öldürdü ki bu, Moskova'ya hâkim zihniyetin vahşet cihetini ortaya koyması açısından dikkat çekiciydi.

Rusya cumhurbaşkanı Putin direniş önderlerini tasfiye uygulamasını Çeçenistan'ın Yandarbiyev'in geçici cumhurbaşkanlığı sonrasında seçimle bu göreve getirilen Aslan Maşadov'u hedef alarak sürdürdü. Verilen bilgiler Moskova'nın bu cinayeti iğrenç bir şekilde ve korkakça gerçekleştirdiğini ortaya koyuyordu. Çünkü Maşadov, Çeçenistan'da suların durulması için ateşkes çağrısı yapmış ve tek taraflı olarak ateşkes ilan etmişti. Putin yönetimi bu ateşkes çağrısını ciddiye almayarak saldırılarını sürdürdü. Ama bir yandan da el altından işler çevirmek için Maşadov'a görüşme çağrısı yaptığı söyleniyordu. Maşadov işte bu görüşme çağrısını kabul ederek üçüncü bir devletin gözetiminde masaya oturabileceğini açıklamıştı. Ne var ki o üçüncü devlet de hain çıkmıştı ve Moskova'yla işbirliği yaparak Maşadov'un görüşmeler esnasında şehit edilmesine yardımcı olmuştu. Yani Moskova yönetiminin iddia ettiği Aslan Maşadov, sığınağının basılması suretiyle değil masa başında görüşmeler esnasında haince şehit edilmiş, cesedi de cinayetten iki gün sonra ortaya çıkarılmış ve hadiseye sığınağında öldürülmüş görüntüsü verilmişti.

Bu cinayet çağımızda güç odaklarının ne kadar iğrenç ve vahşi olduklarını, Müslüman karşısında nasıl bir işbirliği içine girdiklerini ortaya koyması açısından gerçekten düşündürücü ve ibret vericidir. Bu cinayet aynı zamanda "küfür tek millettir" gerçeğini de belgelemektedir.

Direniş önderlerini tasfiye uygulaması Filistin'de siyonist saldırganları rahatlatmadığı gibi Çeçenistan'da da Rus işgalcileri rahatlatmamıştır ve bundan sonra da rahatlatmayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü buralardaki mücadeleler kişilere münhasır değil bir dava için verilen mücadelelerdir. Bu davanın önderleri mücadelenin kendilerinin ömürlerinden daha uzun olabileceğini her zaman hesaba katmakta ve planlarını ona göre yapmaktadırlar. Ayrıca bu mücadeleler geniş bir kitlesel tabandan gücünü almaktadır. Bu taban ise teslimiyeti, zilleti onuruna yediremediği için bu zorluklara katlanmayı tercih etmiş bir tabandır.

Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS)'ın hemen her bildirisinin sonuna eklenen bir temel şiarı var: "İnnehu le cihâd, Nasrun ev istişhad = Bu öyle bir cihaddır ki, ya zafer ya da şehadetle biter!" Yani teslimiyet gibi üçüncü bir seçenek yok. İşgalciler bunu anlamakta güçlük çekseler de direnişin gücü Allah'ın izniyle onları bunu anlamaya zorlayacaktır. Biz Çeçenistan direnişine güç veren temel etkenin de işte bu kararlılık olduğunu düşünüyoruz.

Aslan Maşadov Kimdir?

Aslan Maşadov 21 Eylül 1951'de, Çeçen halkının toplu sürgün hayatı yaşadığı Kazakistan'da doğdu. 1957'de yurduna döndü. 1972'de Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te askeri akademiyi bitirdi. Kızıl Ordu'da çeşitli görevler yaptıktan sonra 1992'de istifa ederek ülkesindeki bağımsızlık mücadelesine katıldı. 1993'te bağımsızlık savaşı veren Çeçenistan'ın genelkurmay başkanı oldu. 1996'da Moskova hükümetiyle Çeçenistan yönetimi arasında sağlanan anlaşma gereği bu ülkenin bağımsızlığının Rusya tarafından resmen tanınmasından sonra kurulan geçici hükümette başbakanlığa getirildi. Bağımsız Çeçenistan'ın ilk cumhurbaşkanı Cevher Dudayev'in hain bir saldırı sonucu şehit edilmesinden sonra yeni başkanın belirlenmesi için 27 Ocak 1997'de yapılan seçimlerde Maşadov oyların yaklaşık % 60'ını alarak ikinci tur oylamaya gerek kalmadan seçimi kazandı. Başkanlığa seçildikten sonra yaptığı açıklamada Çeçenistan'ın bağımsızlığını Rusya'yla pazarlık konusu yapmayacaklarını dile getirerek dünya ülkelerini Çeçenistan'ı resmen tanımaya davet etti. Diğer adaylar onun başarısına hiçbir itirazda bulunmayarak onun liderliğinde ülkelerini ileriye götürebilmek için kendilerinden isteneni yapmaya hazır olduklarını ifade ettiler.

Aslan Maşadov 12 Şubat 1997'de Kur'an üzerine yemin ederek cumhurbaşkanlığı görevine başladı. Moskova yönetimi daha önce kabul ettiği anlaşmayı bozarak Çeçenistan'ı ikinci kez işgal ettiğinden Maşadov'un cumhurbaşkanlığı döneminde fiilî çatışmalar yeniden başladı. Bu yüzden o hem bir cumhurbaşkanı hem de bir cihad lideri olarak görevini yürütmek zorunda kaldı. Bu sebeple tahtta değil cephedeydi. Bütün zorluklara katlanarak ve oldukça akılcı bir yöntemle mücadelesini sürdürdü.

İşte bu mücadelesini sürdürürken yukarıda sözünü ettiğimiz iğrenç ve emperyalist güçlerin işbirliğiyle gerçekleştirilen bir cinayetle şehit edildi. Yüce Allah'tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyoruz.

Kırgızistan'da da "Kadife Devrim"

Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra eski Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını elde etmiş devletlerden Kırgızistan'da da ayaklanma, ardından "kadife devrim" olarak nitelendirilen bir yönetim değişikliği gerçekleşti. Buralardaki yönetim değişiklikleriyle ilgili yorumlarda genellikle ABD'nin ve uluslar arası siyonizmin spekülasyon cephesini oluşturan George Soros çetesinin parmağına dikkat çekilmektedir. Bu tür yorumlar ve yaklaşımlar ise ABD ile ona yön veren uluslar arası siyonizmin psikolojik savaşına güç katmaktadır. "Öyle olsa da vakıa bu; vakıayı görmezden gelmek onu değiştirmez" denilebilir. Doğrudur, ama burada vakıayı görürken dikkatten kaçırdığımız bazı şeyler de olmaktadır. Bunlardan biri de söz konusu devletlerde, özellikle Kırgızistan'da eski komünist rejimlerden kalma diktatörlerin halkın tepesine oturması sebebiyle buralarda zaten patlamaya hazır bir toplumsal tepkinin var olduğu gerçeğidir. Kırgızistan diktatörü Askar Akayev'i tahtından indiren asıl etken işte bu tepkinin sokağa taşmasıdır. Hadisenin kötü olan tarafı ise bu tepkiyi organize eden kadronun, birtakım menfaatler, uluslar arası konjonktüre dayalı vaadler karşılığında belli güç odakları tarafından yönlendirilmeye müsait olmasıdır. Eğer ki tepki bilinçli bir kadro tarafından ve ilkeli bir şekilde değerlendirilmiş olsaydı söz konusu güç odaklarının oralara el atması kolay olmayacaktı. Bununla birlikte biz, toplumlardaki tepkinin zaman içinde bilinçli bir tepkiye dönüşeceğini, böylece uluslar arası diktatoryaya, ABD ve Siyonizmin kanlı ellerine de itiraz edeceğini düşünüyoruz.

(Biz bu konularda daha önce Kırgızistan'a Bakış ve Akayev'in Gidişi başlıklı iki yazı yazarak tespitlerimizi ve yorumlarımızı vermeye çalıştık. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler bu yazılarımızı Web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okuyabilirler.)

Suriye'ye Baskı

ABD'nin ve onunla işbirliği içindeki çağdaş sömürgeci güçlerin Suriye'ye yönelik baskıları devam ediyor. Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekeceğini resmen açıklamasına ve kademeli bir şekilde de askerlerini kendi sınırına yakın bölgeye toplamasına rağmen baskılar devam ediyor.

Bu olayda her şeyden önce çağdaş emperyalizmin ve onun "meşrulaştırma" mekanizması olarak görev yapan BM'in ikiyüzlülüğünü bir kez daha gördük. Yıllardan beridir Filistin topraklarında cinayetler, katliamlar, yıkımlar, tahribatlar gerçekleştiren ve Filistin halkının ısrarla karşı çıktığı işgalci siyonist devletin askerlerine itiraz etmeyen, onun işgalci güçlerini çekmesi için herhangi bir baskı yapmayan ABD, onun meşrulaştırma mekanizması olarak çalışan BM ve bu ikisinin güdümündeki sömürgeci güçler, Lübnan'da herhangi bir cinayet, yıkım, tahribat gerçekleştirmeyen, bu ülkeyle de bir kavgası olmayan Suriye askerlerini çıkmaya zorlamak için bütün imkânlarını kullanıyorlar. Üstelik asıl mesele Lübnan'daki yabancı askerlerin çıkmasını sağlamak değil işgalci siyonist devletin geleceğini garantiye alma amacına yönelik planları devreye sokmak için ortamı hazırlamak.

(Biz Ribat dergisinin Mart 2005 sayısına bu konuyla ve Suriye'ye yönelik baskının arka planında duran niyetlerle ilgili ayrıntılı bilgiler içeren bir yazı yazdık. Konunun ayrıntısı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere o yazıyı okumalarını tavsiye ediyoruz. "Hedefteki Suriye" başlığını taşıyan bu yazımızı Web sitemizde de bulabilirsiniz.)

Lübnan Üzerinde Oyunlar

Suriye'ye yönelik baskının arkasında duran oyunların asıl hedefinde bulunan ülke Lübnan'dır. Ama ne kadar ilginçtir ki Amerikan emperyalizmi ve onun meşrulaştırma mekanizması BM, söz konusu oyunları "Lübnan'ın onurunu kurtarma" olarak lanse edebilmektedirler. Çünkü ABD'nin Suriye'ye baskı yapmak amacıyla çıkardığı yasaya "Suriye'nin Sorgulanması ve Lübnan'ın Onuru" adı verilmişti.

Oynanan oyunların hedefinde kendi ülkelerinin olduğunu, Suriye'ye uluslar arası emperyalist baskının ve bu baskı yoluyla Suriye askerlerinin çıkarılmasının kendilerine bir şey kazandırmayacağını Lübnan hükümeti ve halkının büyük bir çoğunluğu da bilmektedir. Sadece Dürzi lider Velid Canbulat tarafından yönlendirilen küçük bir azınlığı müstesna tutabiliriz. Kaldı ki belki bu azınlık da oyunun farkındadır ama kendilerine birtakım vaadlerde bulunulduğu, bazı beklentiler içinde oldukları için emperyalist güç odaklarının işine gelecek faaliyetlere girmektedirler. Ama bu tür faaliyetler geçmişte Maruni azınlığa yarar sağlamadığı gibi bugün ya da yarın da Dürzi azınlığa bir yarar sağlamayacaktır.

Emperyalist güçler Maruni azınlığı da oyunun içine çekmek amacıyla muhtelif girişimlerde bulunmaktadırlar. Geçtiğimiz ay, bir hafta içinde Marunilerin bölgesinde arka arkaya üç büyük patlamanın meydana gelmesi bu yüzdendi. Ama Maruniler, muhtemelen geçmişte yaşadıklarından ders çıkarmış oldukları için dikkatli davranmayı tercih ediyorlar. Bu yüzden Ketaib Partisi'nin (Falanjist Parti) lideri Kerim Bakardoni söz konusu patlamaların arkasında 1559 sayılı kararı destekleyen güçlerin, Lübnan'daki direnişçilerin silahlardan arındırılmasını isteyen uluslar arası güç odaklarının olduğunu dile getirdi. Falanjist lider böyle düşünürken Dürzi lider Velid Canbulat emperyalistlerle aynı hedefi vurarak söz konusu patlamaların arkasında Suriye ve Lübnan istihbaratının olduğu iddiasında bulundu. Maruni lider bizzat kendilerinin yaşadıklarından ders çıkarmış görünürken Dürzi liderin onların yaşadıklarından ders çıkarmadığı, siyonistlerin Falanjistleri nasıl kullanıp eski mendil gibi attıklarını, hatta Eli Hubeyka gibi bazı liderlerini bizzat ajanları vasıtasıyla tasfiye ettiklerini hiç nazarı dikkate almadığı anlaşılıyor. Canbulat emperyalist güç odaklarının maşası olmanın kendi geleceğini onların eline rehin vermek anlamına geleceğini düşünebilecek kadar kafasını yormamış anlaşılan.

Filistinliler Arası Diyalog ve Ateşkes

Geçtiğimiz ay içinde, Mısır'ın başkenti Kahire'de Filistin'deki direniş örgütleri ve özerk yönetim temsilcileri arasında bir diyalog toplantısı gerçekleştirildi. Diyalog toplantısının amacı işgal devletine karşı sürdürülen direniş ve ateşkes konusunda bir ortak tavır belirlemekti. Özellikle özerk yönetimin geçmişte direniş hareketlerinin tavırlarını nazarı dikkate almadan ateşkes görüşmelerine oturması ve ciddi bir karşılık söz konusu olmaksızın Filistin halkı adına ateşkes ilan etmeye kalkışması böyle bir diyalogu zorunlu kılmıştı. Toplantıya katılan direniş hareketleri temsilcileri, işgal devletine karşı sürdürülen mücadelede ciddi bir karşılık söz konusu olmadan ateşkes ilan etmenin işgal devletini ödüllendirmek anlamına geleceğini dile getirdiler. Filistin direnişi ateşkes için en başta işgal devletinin tüm düşmanca uygulamalarının ve saldırılarının sona ermesini, ikinci olarak işgal devletinin zindanlarında tutulan bütün tutsakların ve tutukluların serbest bırakılmasını, üçüncü olarak da ırkçı ayırım duvarı inşaatının tamamen durdurulmasını şart koşuyorlar. Ancak işgal devleti bunları kabullenmeye yanaşmak istemiyor. O, Filistinlilerin savunma haklarını kullanmamalarını, buna karşılık kendisine istediği gibi saldırma imkânı verilmesini, buna kimsenin itiraz etmemesini istiyor. Ne yazık ki çağdaş emperyalizm de işgalci siyonistleri işte böylesine insanlık dışı ve vahşi zihniyetinde desteklemektedir. Bu desteği veren emperyalist güç sadece ABD değildir. Hem teşkilat olarak Avrupa Birliği, hem de bu teşkilata üye ülkeler de aynı desteği sağlayanların arasındadır. Siyonist saldırganlığa destek verenler bu kadarla da bitmiyor. Çeçenistan'da kan dökmeye devam eden Rusya ve bütün bu sayılanların güdümündeki ufak tefek devletler de işgalci siyonistlerle işbirliği içinde olanlar arasındadır. Bu itibarla Filistin direnişi sadece siyonist işgal devletiyle değil çağdaş emperyalizmle savaşmaktadır. Bundan dolayı günümüzde Filistin cephesi bir ayrışma noktasıdır. Hakla bâtılın ayrışma noktalarından biridir. İşte bu ayrışma noktasında yerimizi iyi belirlemeliyiz. Ayrıca zulüm ve bâtıl cephesinde yer alanlar işgalci saldırganlara haksız olmalarına rağmen destek verirken bizim haklı ve meşru bir dava için mücadele edenlere destek vermekten, yardımcı olmaktan çekinmemiz hiç de doğru bir hareket olmaz.

HAMAS Parlamento Seçimlerine Katılıyor

Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS), önümüzdeki Temmuz ayında gerçekleştirilecek parlamento seçimlerine katılacağını açıkladı. Bazıları bu kararı HAMAS'ın çizgisinde bir değişiklik olarak değerlendirdiler. Biz bu konuyu bu yılın başında Suriye'nin başkenti Şam'da HAMAS'ın Siyasi Birimi başkanı Halid Meş'al'e de sormuştuk ve HAMAS'ın direniş ve mücadele konusundaki tutumunda, çizgisinde kesinlikle herhangi bir değişiklik olmadığını ifade etmişti. Ayrıca siyonist işgali tanımama, onun meşrulaştırılması anlamına gelen anlaşmaları onaylamama konusundaki tutumlarının da değişmeyeceğini söylemişti. Ancak HAMAS'ın yerel yönetimlere girme konusunda zaten farklı bir düşüncesinin olmadığını, özerk yönetim parlamentosu seçimlerine ise bu yönetimin izlediği tutum ve dayandığı şartlar sebebiyle girmediklerini, bu tutum ve şartların değişmesi, parlamentoya girmenin işgali meşrulaştırma gibi bir sonuca götürmemesi durumunda seçimlere girmelerinin mümkün olabileceğini söylemişti. ("HAMAS Siyasi Birim Başkanı Halid Meş'al'le Röportaj" başlıklı bu röportajın tamamını Web sitemizde bulabilirsiniz.)

Özerk yönetim parlamentosu seçimlerine girme kararı alınmasından sonra yapılan muhtelif açıklamalarda da bunun işgale karşı silahlı mücadeleyi bırakma anlamına gelmeyeceği, bu mücadelenin aynen devam edeceği dile getirildi.

Sonuç olarak şunu ifade edelim ki değişim zamanın, mekânın ve şartların zorunlu kıldığı bir şeydir. Önemli olan ise doğru çizgiden sapmamak, kişinin veya hareketin doğru çizgide kalmasını sağlayacak olan ilkelerden ayrılmamaktadır. Bu ilkeler ve istikamet korunduğu sürece zamanın ve şartların zorunlu kıldığı değişim zarar değil yarar getirir. Ama değişim beraberinde sapmayı getirirse ve insanlar bu sapmalarını izah edebilmek için dayandıkları temel ilkeleri ve bu ilkeleri belirleyen nassları da saptırma yahut te'vil etme ihtiyacı duymaya başlarlarsa işte orada zarara doğru yürüyüş başlamış olur. Yüce Allah'tan ümmetin haklı mücadelelerine öncülük eden önderleri ve hareketleri bu tür sapmalardan korumasını, bu tür sapmalara düşmüş olanlara da basiret vermesini diliyoruz.

Arap Birliği'nin Acziyeti

Geçtiğimiz ay Arap Birliği teşkilatı yeni bir zirve daha gerçekleştirdi. Ama ne yazık ki bu zirveden çıkan sonuç tam anlamıyla bir acziyet ilanıydı. ABD'nin ve işgalci siyonistin razı edilmesi için büyük tavizler içeren öneriler sunuluyordu. Böyle olmasına rağmen işgalci siyonist yine de razı edilemedi. Ne yazık ki ihanet içindeki koltuk müptelaları, büyük bir güç potansiyelini işte böyle bir "acziyet ittifakı"na dönüştürmeyi başarabilmektedirler. Emperyalizmin en büyük başarısı da zaten bu tür hasta ruhluları Müslüman toplumların başına musallat etmesidir.