Mısır'daki Hareketlilik

9 Nisan 2005 Cumartesi, Vakit gazetesi

Mısır'da son dönemde yaşanan hareketlilik hakkında geçen Cumartesi ve Pazar yazı yazmıştık. O yazılarda Hüsni Mübarek'in yeniden cumhurbaşkanı olmasını istemeyen halkı temsil eden el-Kifâye (Yeter) hareketinin faaliyetlerinden ve Mübarek'in pabucunun dama atılmasına işaret eden bazı raporlardan söz etmiştik.

Mısır'da hareketlilik hâlen sürüyor. Bu süre içinde önemli gelişmeler oldu. Bunlardan biri de 7 Nisan Perşembe günü Kahire'de turistlerin ilgi gösterdiği tarihi bir çarşıda meydana gelen patlamaydı.

Mısır hükümeti muhalif hareketin önüne geçmek için önce copları konuşturdu. Ama daha yakın zamanda yaşanan tecrübeler bunun ters tepebileceğine ve tepkinin bütün kitlesel tabana yayılmasına sebep olabileceğine işaret ediyordu. Özellikle Arap dünyasında etkili bazı kanalların ilk günkü coplamaları ve tutuklamaları tüm Arap kamuoyuna yansıtmaları bu konudaki endişeyi daha da artırmıştı. Bu durum karşısında Mısır emniyeti yeni metotlar keşfederek muhalefetin faaliyetlerini engellemeye çalıştı. Ama başarılı olamadı ve tepki eylemleri özellikle üniversite gençliği arasında gittikçe yayıldı.

Bu şekilde, şiddet içermeyen kitlesel tepkilerin ve protesto eylemlerinin etkili olmasıyla birlikte biri birden tarihi el-Muski çarşısında özellikle turistleri hedef alan bir patlama olması düşündürücüdür. Biz bu olay etrafında komplo teorileri üretecek değiliz. Ancak şunu ifade edelim ki Lübnan'daki el-Hariri cinayeti ABD müdahalesine karşı kesimlerin aleyhine ABD'nin ise lehine olduğu gibi el-Muski patlaması da muhalif hareketin aleyhine dikta rejiminin lehinedir. Çünkü Mısır'daki dikta rejimi bu olayı emniyet tedbirlerini artırma, yeni tutuklamalar, baskınlar gerçekleştirme, olağanüstü halle ilgili uygulamaları şiddetlendirme için gerekçe olarak kullanacaktır. Nitekim Taba'daki patlamalardan dolayı 2400 kişiyi tutukladığı, Sina'daki bedevi köylerine baskınlar düzenlediği ve bu köylerin ahalisini taciz ettiği, olayla ilgilerinin olması imkânsız insanlara bile eziyet ettiği son günlerde açıklanan raporlarda dile getirildi.

Son patlamada özellikle turistlerin zarar görmesi dikta rejiminin bu olayı resmi şiddeti artırmasına gerekçe olarak kullanmasını kolaylaştırabilir. Çünkü malum olduğu üzere Batı ve bilhassa ABD kendi vatandaşlarının zarar gördüğü olaylarda devlet şiddetinin son raddesine kadar kullanılmasına göz yummaktadır.

Dikta rejimine karşı kitlesel eylemler başlatanların bu olayla ilgilerinin olması mümkün değildir. Çünkü birinci olarak bu muhalefette en etkili kitlesel tabana sahip Müslüman Kardeşler dikta rejimine karşı izlediği muhalefet siyasetinde şiddete başvurmaktan her zaman uzak durmuştur. Bu artık bilinen bir gerçektir. İkinci olarak söz konusu eylemlere şiddetin bulaşması o eylemlerin meşruiyetine ve haklılığına zarar verir. Ama buna rağmen Mısır'daki dikta rejiminin kendisinin resmi terörünü ve baskısını halk tabanına yayılan muhalif eylemleri bastırmak için kullanmak amacıyla bu muhalefete şiddet karıştığı iddiasını kullanacaktır. Bu iddiasını inandırıcı olarak kullanmakta zorluk çekse bile en azından kitlesel eylemler için ciddi riskler olduğu iddiasına başvurarak bu eylemlerin ertelenmesini isteyebilir ve bu amaçla polis baskısına başvurabilir.

Mısır'daki gelişmelerle ilgili dikkat çekmek istediğimiz bir husus da ABD'nin hadiselere burnunu sokmasıdır. Muhtelif haberlerde ABD'li yetkililerin Mısır ve Suriye'deki muhalefetle bu çerçevede Müslüman Kardeşler'le bağlantı kurmaya, görüşmeler yapmaya çalıştığı vurgulandı. Tabii bu haberler muhtelif yorum ve değerlendirmelere de konu oldu.

ABD'nin bu tür girişimlerde bulunmasının ve söz konusu haberleri yaymasının amacı bu ülkelerdeki muhalefete su katmaktan ve kendisinin bu işlerin de dışında olmadığı imajı vermekten başka bir şey değildir. Oysa Müslüman Kardeşler'in bu konudaki tutumu bellidir. Mısır'daki Müslüman Kardeşler daha önce ülkelerinde ABD'nin dayatmasıyla reformlar gerçekleştirilmesine karşı olduklarını bildirmişlerdi. Cemaatin genel idaresi Irak'taki Müslüman Kardeşler'in siyasi kanadı durumundaki İslâmi Parti (el-Hizbu'l-İslâmî)'nin geçici hükümete girmesine tepki göstermişti. Yani bu cemaatin amacına ulaşmak için saldırgan ABD ile işbirliğine gitmesi asla söz konusu değildir ve gerek okuyucularımıza, gerekse bu konularda yorum yapan arkadaşlarımıza bu hususta Batı kaynaklarından gelen haberlere şüpheyle bakmalarını, cemaatin kendi kaynakları tarafından tekit edilmeyen bilgilere kesinlikle itibar etmemelerini tavsiye ediyorum.