Orta Asya'da İslami Uyanış ve Resmi Terör

29 Ağustos 2000

Bu sıralarda Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinde bir hareketlilik var. Kırgızistan'da Özbekistan İslami Hareketi mensuplarıyla Kırgızistan askerleri arasında günlerce süren çatışmalar oldu. Olaylarla ilgili haberlerde Özbekistan İslami Hareketi'ne mensup 30 kişinin, 15 de Kırgız askerinin çatışmalarda hayatını kaybettiği bildirildi. Olaylar basına genellikle terör olayları olarak yansıtıldı. Özbekistan'daki baskıcı Kerimov yönetiminin izlediği resmi terör politikası ise hep gözlerden uzak tutuluyor. Öte yandan bölgedeki dört Türk cumhuriyetinin yöneticileri İslami oluşumlara karşı ortak tavır almak ve yardımlaşmak üzere aralarında toplantılar düzenlediler. Biz de bu haftaki yazımızda bu son gelişmeleri de dikkate alarak özelde Özbekistan'daki durum, genelde Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinde dikkat çeken İslami uyanış üzerinde durmak istiyoruz.

Kırgızistan'daki Son Çatışmalar

Öncelikle son olaylar hakkında biraz daha ayrıntılı bilgiler vermekte yarar olduğunu sanıyoruz.

Özbekistan'daki baskıcı Kerimov yönetimine karşı mücadele eden Özbekistan İslami Hareketi mensuplarının Kırgızistan üzerinden Özbekistan'a geçmek isterken, Kırgızistan askeri güçlerinin engeline takılmaları sıcak çatışmalara neden oldu. Kırgızistan daha önce Özbekistan'la işbirliği yaparak İslami Hareket mensuplarına karşı ortak mücadele etme kararı almıştı. Bu yüzden Özbekistan'daki baskıcı Kerimov yönetimi Kırgızistan'ı adeta bir karakolu gibi kullanıyor. Son çatışmaların da nedeni Kırgızistan yönetiminin, Kırgızistan üzerinden Özbekistan'a geçmek isteyen Özbekistan İslami Hareketi mensuplarına silahlı saldırıda bulunması ve onları kıskaca alarak topluca imha etmek istemesiydi.

Kırgızistan'da 15 Ağustos gecesi başlayan çatışmalarda 30 kadar mücahidin, 15 de Kırgız askerinin öldürüldüğü bildirildi. Çatışmalarda Kırgızistan askeri güçlerine ait bir helikopter de Özbekistan İslami Hareketi mücahitleri tarafından düşürüldü.

Kırgızistan'da daha önce de çatışmalar olmuş ve ülke yönetimi Özbekistanlı muhaliflerin tamamen Kırgızistan dışına atıldığını açıklamıştı. Ancak son olaylar durumun böyle olmadığını ortaya çıkardı.

Şiddet Şiddeti Doğurmuştur

Özbekistan'daki yönetime karşı fiili bir mücadelenin ortaya çıkmasının sebebi bu ülkede halen devam eden İslam Kerimov yönetiminin vahşetin sınırlarını da aşan ve artık süper vahşet dememiz gereken uygulamalardır. Yani Kerimov yönetiminin uyguladığı şiddet politikası şiddeti doğurmuştur. İşte olayın bu yanı hep gözlerden uzak tutulmaktadır. Yöneticilerin kendi halklarına karşı uyguladıkları terör sürekli göz ardı ediliyor. Bu yüzden de o teröre son verilmesi için şiddete başvurulması durumunda karşı çıkanlar terörist oluyorlar. Bunda da tabii ki medya organlarının hakimiyeti ellerinde tutanların lehine işlemesinin önemli rolü olmaktadır. Çünkü insanlar olayların arka planları hakkında bilgi sahibi olmadıklarından çağımızın en etkin gücü olan medyanın kendilerine ulaştırdığı bilgilere göre düşünmektedirler.

Kırgızistan'daki çatışmaların sebebi yukarıda da söylediğimiz gibi bu ülkedeki yönetimin Özbekistan'daki baskıcı Kerimov yönetimiyle işbirliği yaparak Özbekistan İslami Hareketi mensuplarını kıskaca almak istemesiydi. Bu durumda söz konusu hareketin mensupları da kuvvetli bir ihtimalle kendi istekleriyle değil ama canlarını kurtarmak için silahla karşılık verme ihtiyacı duymuşlardır. Çünkü onların asıl kavgaları Kırgızistan'daki yönetimle değil, Özbekistan'daki yönetimledir. Kırgızistan askerleri onları bir yere sıkıştırıp topluca imha etmek ve böylece Özbekistan'daki vahşet yönetimini rahatlatmak istiyordu. Bir kedinin bile köşeye sıkıştırıldığı zaman insanın yüzüne sıçradığını ve kaçarak kurtulma yollarının kapanması halinde canını kurtarmak için kendisini kıskaca alanların üzerlerine saldırmaktan başka bir yol bulamadığını düşünürseniz Kırgızistan'da kıskaca alınan mücahitlerin silaha silahla karşılık vermelerini anlamanız daha da kolaylaşır.

Özbekistan'da Kerimov Vahşeti

Özbekistan'da bugün ne yazık ki eski komünist rejimin bir devamı niteliği taşıyan baskıcı bir rejim hakimdir. Ülkede cumhurbaşkanlığı görevini adından başka İslam'la hiçbir ilgisi olmayan İslam Kerimov yürütmektedir. Kerimov aslında eski komünist rejimin bir kalıntısıdır. Ancak komünistliğin ipliği pazara çıktığından artık ekonomide ve idari konularda bu ideolojiyi savunmanın bir anlam taşımadığını biliyor. Fakat eski komünist rejimin baskı ve şiddet politikasını aynen sürdürüyor. Özellikle de ülkede günden güne güçlenen İslami hareket karşısında resmi terörü sonuna kadar kullanıyor.

Bu yüzden bu ülkede İslami oluşumlara şiddetli bir şekilde baskı yapılmaktadır. Bu baskılara yasal kılıf uydurulması için de çoğu zaman komplolar düzenlenmekte ve İslami anlayış sahibi insanlara iftira atılmaktadır. Bu komplo ve iftiralar bazen çok gülünç olmaktadır. Örneğin bir kimsenin Özbekistan dışında olduğu sırada işlenen bir cinayetin faili olarak itham edildiği olmaktadır. Bu tür iftiralar atılmasının amacı ise hem İslami anlayış sahiplerine çamur atarak onların halk nazarında prestij kaybetmelerini sağlamak, hem de tutuklanmalarını haklı ve yasal göstermek suretiyle halktan gelecek tepkilerin önüne geçmektir.

Özbekistan'da tutuklamalar ve zulümler kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Bir tutuklama dalgası da bu yılın Mayıs ayında gerçekleşti. Verilen haberlere göre tutuklananlar Karakalpak Çölü'nde kurulmuş olan ve adeta bir esir kampı niteliği taşıyan sahra hapishanesine götürüldüler. Buraya doldurulan mahkumlara yemek öğünleri gibi işkence öğünleri uygulandığı, namazdan ve Kur'an okumaktan alıkonuldukları da konuyla ilgili haberlerde dile getirildi.

Helsinki İnsan Hakları Komitesi'ne bağlı olan Orta Asya'da İnsan Haklarını Savunma Örgütü'nün verdiği bilgilere göre Özbekistan'daki İslam Kerimov zulmü dolayısıyla zindanlara doldurulanların sayısı elli bini buldu. Özbekistan yönetimi de tutuklananların sayısının yirmi bini bulduğunu itiraf ediyor, ama daha fazlasını inkâr ediyor. Biz İnsan Haklarını Savunma Örgütü'nün verdiği bilgilerin daha inandırıcı olduğunu düşünüyoruz. Buna göre 25 milyon nüfuslu ülkede her 500 kişiden biri zindana atılmış durumdadır.

Özbekistan yönetimi sadece Özbekistan toprakları içindeki İslami anlayış sahiplerinin peşlerine düşmekle yetinmiyor. İşbirliği içinde olduğu ülkelerin istihbarat ve güvenlik teşkilatlarıyla yardımlaşarak Özbekistan dışına çıkmış olanları da yakalatıp zindana atabiliyor. Bu amaçla işbirliği yaptığı ülkelerin başında ise Rusya geliyor. Rusya kendi topraklarına sığınmış Özbekistanlı birçok siyasi mülteciyi yakalayarak Kerimov zulmüne teslim etti. Aynı şekilde Ukrayna da bazı siyasi mültecileri yakalayıp teslim etti.

Özbekistan toprakları içinde bu zulümler işlenirken çok sayıda Özbekistanlı da siyasi sebeplerden dolayı yurtlarının dışında yaşamak mecburiyetinde bırakılmışlardır. Bunların başında da ülkenin en güçlü muhalefet partisi durumundaki Özbekistan Demokratik Erk Partisi'nin lideri Muhammed Salih'i zikredebiliriz.

Zulme Gerekçeler Oluşturulması

Yukarıda da söylediğimiz gibi Özbekistan'daki zulüm yönetimi izlediği terör politikalarına gerekçeler oluşturabilmek için zaman zaman muhtelif komplolara başvurmaktadır. Son dönemdeki zulmün şiddetlendirilmesinde önemli bir malzeme olarak kullanılan ve son derece ibretamiz bir nitelik taşıyan olay olması sebebiyle cumhurbaşkanı Kerimov'a karşı gerçekleştirilen suikast girişiminden biraz söz etmek istiyoruz.

16 Şubat 1999 Salı günü Kerimov'a yönelik bir suikast girişiminde bulunuldu. Yapılan açıklamalara göre olay günü başkent Taşkent'in on ayrı yerinde patlama oldu. Patlamalarda gayri resmi kaynaklara göre en az 67 kişi hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Kerimov ve Bakanlar Kurulu üyeleri ise yara almadan kurtuldular.

Kerimov bu olaylardan sonra yaptığı açıklamalarda patlamalarda kendisinin hedef seçildiğini açıkladı ve halkı bütün bu saldırılara karşı kendisine destek olmaya çağırdı.

Bu suikast girişiminde ilk etapta suçlananlar İslamcılar oldu. Kerimov'la İslamcılar arasında bir kavga olduğundan böyle bir ihtimale "mümkün" gözüyle bakılıyordu. Buna "mümkün" gözüyle bakılması ise Kerimov'un işine geliyordu. Neden? Çünkü onun İslami hareket mensuplarını daha çok kıskaca alabilmek için gerekçeye ihtiyacı vardı. Bu olayların faili olarak onların gösterilmesi de Kerimov için gerekçe teşkil ediyordu. İkinci olarak olaylarda İslamcıların suçlu gösterilmesi onlara yönelik olarak daha önce yapılan baskıları ve yasaklamaları haklı göstermek için de malzeme teşkil ediyordu. Bu noktada ister istemez zihinlere şu soru takılıyordu: "Acaba Kerimov, bütün bu sebepleri, gerekçeleri ve malzemeleri oluşturmak için bu eylemleri bizzat kendi adamlarına mı işletti?" Böyle bir şey hiç de ihtimal dışı değildir ve özellikle diktatörlerin, zorba yöneticilerin sıkça başvurdukları bir metottur. Suikast girişimlerinden Kerimov'un ve adamlarının yara almadan kurtulmaları ve ölenlerin çoğunlukla sivil vatandaşlardan olması bu ihtimali daha da güçlendiriyordu. Kerimov'un siyasi muhalifleriyle de kavgalı olmasına rağmen olaylardan hemen sonra, televizyondan açıklama yaparak halktan destek istemesi ve İslami hareket mensuplarını suçlaması da hedefin önceden belirlenmiş olabileceği ihtimalini güçlendiriyordu. Olayın en ilginç yanı ise aynı gün içinde başkentin on ayrı yerinde birbirine yakın zamanlarda patlamaların olmasıydı. Bu da olayın komplo olması ihtimalini güçlendiriyordu.

Özbekistan'da İslami Hareket

İslam Kerimov yönetiminin baskıcı ve terörist rejimi hakkında bazı bilgileri aktardıktan sonra şimdi biraz da bu ülkedeki İslami hareketten söz etmek istiyoruz.

Özbekistan zengin bir İslâmi mirasa sahiptir. Bugün Özbekistan sınırları içinde kalan Buhara, Semerkant ve Taşkent gibi şehirler tarih boyunca önemli ilim merkezleri olagelmiştir. Özbekistan, Sovyetler Birliği döneminde de Orta Asya Müslümanları açısından özel bir konuma sahipti. Orta Asya Müslümanları'nın dini idaresi Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te bulunuyordu. Sovyet yönetiminin faaliyetine izin verdiği iki medresenin ikisi de Özbekistan'daydı. (Buhara'daki Mir Arap ve Taşkent'teki İsmail Buhari Medresesi.) Bağımsızlık sonrasında İslâmi faaliyetler daha da canlandı, yeni yeni cami ve mescitler ibadete açıldı. Bunun yanı sıra İslâmi ilimleri öğreten yeni medreseler ve enstitüler de açıldı. Bunlardan biri de değişik İslâmi ilimlerin öğretildiği, 4 yıllık dini yüksek öğretim veren İmam Buhari Enstitüsü'dür. Ancak yönetim, İslâmi gelişmelerden ve uyanıştan endişe duyduğu için bazı İslâmi faaliyetleri engellemeye başladı. Yeni İslami eğitim kurumlarının ve camilerin açılmasını engelledi.

Belirttiğimiz ve benzeri sebeplerden dolayı Özbekistan, Tacikistan'dan sonra bölgede İslami hareketin en güçlü olduğu ülkedir. Yani İslami hareketin etkinliği yönünden Orta Asya'da, Müslüman halkların yoğunluk oluşturduğu beş cumhuriyet içinde ikinci sırada, Türklerin yoğunluk oluşturduğu dört cumhuriyet içinde ise birinci sırada gelir.

Özbekistan'da en çok adı duyulan İslami oluşum Özbekistan İslami Hareketi'dir. Bu oluşum zaman zaman yönetimle çatışmalara da girmektedir.

Erk Partisi taraftarları arasında da İslami anlayış sahibi birçok kişi bulunmaktadır. 1991'de Özbekistan Yüksek Sovyeti üyesi yazar Muhammed Salih'in liderliğinde kurulan Erk Partisi, muhalefet partileri arasında halk içinde en geniş desteğe sahip olan partidir. Ülkedeki İslami anlayış sahiplerinin en çok destekledikleri siyasi parti de bu partidir. Partinin mensupları arasında milliyetçiliği benimseyenler de önemli bir yekun oluşturmaktadırlar. Parti üzerinde şiddetli bir baskı olduğundan ülke içinde herhangi bir siyasi faaliyet yapması engellenmektedir. Partinin genel başkanı Muhammed Salih de ülke dışında yaşamaktadır.

Bunların dışında herhangi bir örgütle veya siyasi oluşumla ilişki içine girmeden İslami faaliyetler yürütenler de bulunmaktadır.

Bağımsızlık sonrasında tasavvufi tarikatlar da canlılık kazanmış, yoğun bir faaliyet yürütmeye başlamışlardır. Bu tarikatların başında Nakşibendi, Kubrevi, Yesevi, Kadiri ve Kalenderi tarikatları gelmektedir.

Diğer Türk Cumhuriyetlerinin Telaşı

Özbekistan'daki İslami uyanış bölgedeki diğer Türk cumhuriyetlerinin yöneticilerini de telaşlandırıyor. Çünkü bu uyanışın kendi yönetimleri altındaki Müslüman halkları da etkileyeceğinden ve saltanatlarının tehlikeye gireceğinden korkuyorlar. Bu yüzden İslami uyanışa karşı ortak hareket etmek için zaman zaman bir araya gelerek işbirliği anlaşmaları imzalıyorlar. Fakat buna rağmen İslami bilinçlenme günden güne tesirini göstermektedir. Biz bu hafta ağırlıklı olarak Özbekistan'daki gelişmeler üzerinde durduğumuzdan diğer ülkelerdeki gelişmelerin ayrıntılarına pek giremedik. Allah izin verirse gelişmelere paralel olarak zaman zaman diğer ülkelerdeki gelişmeler üzerinde de değerlendirmeler yapmaya çalışırız.