4 Temmuz 2000 Salı
İslam Konferansı Örgütü'nün temelinin atılmasında Kudüs davası rol oynamıştır. İlk İslam Zirvesi, Mescidi Aksa'nın yakılması için yahudiler tarafından yangın çıkarılması olayından sonra Suudi Arabistan'ın eski kralı Faysal'ın çağrısıyla 22-25 Eylül 1969'da Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanmıştı. Bu zirvede İslam dünyasında bir dayanışmaya gidilmesi amacıyla örgüt kurulması ve bu amaçla İslam ülkeleri dışişleri bakanlarının ayrıca toplanması kararlaştırıldı. Dışişleri bakanlarının toplantısı 22-26 Mart 1970 tarihlerinde Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde gerçekleştirildi ve bu toplantıda İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)'nün temeli atıldı.
İKÖ'nün kuruluşundan sonra bu örgütün çatısı altında gerçekleştirilen II. İslam Zirvesi 22-24 Şubat 1974 tarihlerinde Pakistan'ın başkenti Lahor'da gerçekleşti. III. İslam Zirvesi'nin açılışı 25 Ocak 1981'de Mekke'de oldu. Açılıştan sonra Taif'e geçilerek çalışmalar orada sürdürüldü. IV. İslam Zirvesi 16-19 Ocak 1984 tarihlerinde Fas'ın ed-Daru'l-Beyza (Kazablanka) şehrinde gerçekleştirildi. V. İslam Zirvesi 1987'de Kuveyt'te, altıncı zirve 1991'de Senegal'in başkenti Dakar'da, yedinci zirve de 1994'te yine Fas'ın Kazablanka şehrinde gerçekleştirildi. Sekizinci İslam Zirvesi de Aralık 1997'de İran'ın başkenti Tahran'da gerçekleştirildi.
İKÖ'nün kuruluşuyla İslam aleminde siyasi bir yakınlaşmanın ilk adımı atıldıysa da daha sonraki yıllarda yaşanan birtakım problemler yüzünden arzulanan bütünleşme, globalleşme gerçekleşmedi. Aslında bir siyasi yakınlaşma ve işbirliği zemini oluşturulmuş olsaydı, İKÖ İslam aleminde en azından Avrupa Birliği'ne benzer bir yapılanmanın şartlarını hazırlayabilirdi. Böyle bir şeyse İslam aleminin ABD ve Batı baskıları karşısında biraz daha başı dik durmasını sağlayabilirdi. Çünkü günümüz dünyasında küçük ülkelerin siyasi açıdan bağımsız olduklarını söylemeleri uluslararası platformda çok fazla bir anlam taşımamaktadır. Gerçek bağımsızlık ancak ekonomik ve askeri güçle ortaya konabilmektedir. İslam ülkelerinin her birinin tek başına bunu başarması mümkün olmadığına göre bir araya gelerek bunu başarmaya çalışmaları zorunludur. Ancak ne yazık ki, İslam alemindeki bazı yöneticilerin bilinen tercihleri arzulanan işbirliğinin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.
İKÖ'nün ilk yedi zirvesi büyük ölçüde birer protokol toplantısı olmanın ötesine geçemedi. İslam coğrafyasında yaşanan sorunlar toplantılarda gündeme getirilip konuşulduysa da bu sorunların çözümü konusunda pratiğe yansıtılan bir şey olmadı. Hatta İslam ülkelerinin kendi aralarındaki sorunlarının çözümünde bile söze gelir bir rolünün olduğunu söylememiz mümkün değildir.
Sekizinci zirvenin Tahran'da gerçekleştirilmesine ABD karşı çıkıyordu. Bundaki amaç ise ABD'nin İran'ı yalnız bırakma ve kendisinin sömürgeci uygulamalarına boyun eğmeye zorlama politikasının başarılı olmasını sağlamaktı. Ama buna rağmen zirve yine de kararlaştırıldığı şekilde Tahran'da gerçekleştirildi. Tahran Zirvesi'nin bir başka farklı yönü ise İKÖ'nün kuruluşunda rol oynamış olan Kudüs davasının öncelikli gündem maddesi olarak ele alındığı bir toplantı olmasıydı.
Geçtiğimiz hafta da Malezya'da İKÖ'ne bağlı ülkelerin bir Dışişleri bakanları toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantı da zaman zaman ABD politikasına ve sömürgeciliğe karşı çıkışlar yapmasıyla tanınan Malezya'da gerçekleştirildi. Bu toplantıda dikkat çeken şey de İslam dünyasının çağdaş sömürgeci güçler tarafından sömürüldüğüne dikkat çekilmesiydi. Malezya başbakanı Mahatir Muhammed İslam aleminin sömürülmesine parmak basarken İKÖ Genel Sekreteri de İsrail işgal devletinin insanlık dışı uygulamalarından söz ederek İKÖ'nün kuruluşunda etken unsur olan Kudüs davası üzerinde kısmen durdu.
İslam dünyasının sömürüldüğünün dile getirilmesi önemli bir şey. Ama ne yazık ki çağımızın sömürgecileri bu sömürme işini uzaktan kumanda ettikleri yöneticiler vasıtasıyla yapmaktadırlar. Dolayısıyla bu gerçek zirvelerde her ne kadar dikkate getirilse de sömürgecilerin çıkarlarına hizmet edenler iş başında oldukları sürece değişen bir şey olmuyor.