İngiltere İntibaları

11 Temmuz 2000 Salı

Geçtiğimiz hafta, 4-5 Temmuz 2000 tarihlerinde Londra'da düzenlenen "Afganistan'da Bugünün Gerçekleri ve Gelecek" başlığını taşıyan bir uluslararası konferansa katılmak amacıyla İngiltere'ye gitmiştim. (Global Research Center (Uluslararası Araştırma Merkezi)'nin düzenlediği bu konferans programı ve konuşmacıların gündeme getirdikleri hususlar hakkında ayrıntılı bilgiler içeren yazımızı okumak için tıklayınız.) Ayrıca Allah izin verirse bugünkü Afganistan gerçeğini değişik boyutlarıyla ele alan kapsamlı bir yazı hazırlamayı düşünüyorum. Bu yüzden bugünkü yazıda söz konusu konferansın konusu ve orada konuşulanlar üzerinde durmayacağım. Çünkü bu konu geniş bir konu. Bir köşe yazısına sığdırmaya çalıştığımızda güdük ve yetersiz kalır. Bu konuyla ilgili olarak zihinlerde oluşan sorulara cevap vermekten çok uzak bir yazı olur. Dolayısıyla bugünkü yazıda seyahatle ilgili intibalarımı ve bu seyahatin bana hatırlattıklarını aktarmak istiyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki, bu seyahat vesilesiyle karşılaştıklarım, gördüklerim ve öğrendiklerim bende Türkiye için Avrupa Birliği üyeliğinin henüz ham hayal olduğu kanaatini uyandırdı. Çünkü Avrupa Birliği ülkeleri henüz Türkiye vatandaşlarının serbestçe kendi topraklarına girmelerinin doğurabileceği sonuçlarla ilgili endişelerini aynen koruyorlar. Benim daha önce de çeşitli Avrupa ülkelerine seyahatlerim olmuştu. Bu son seyahatimde Avrupa'nın Türkiye'ye bakışında bir değişiklik olmadığını çok açık bir şekilde gördüm. Öncelikle Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki gelir düzeyi farklılığı yüzünden Türkiye vatandaşlarının herhangi bir Avrupa ülkesine girme fırsatı bulduklarında geri dönmeyerek orada kalma yoluna gittikleri biliniyor. Avrupa ülkelerinin bu konudaki endişeleri aynen devam ediyor. Bu yüzden de vize isteyenlerin Türkiye'deki iş durumlarını ve gelir düzeylerini inceden inceye tetkik ediyorlar. Hal böyleyken IMF'nin Türkiye'nin ekonomik durumunu iyileştirmesine yarayacak ekonomik programlar yerine halkın daha da fakirleşmesine sebep olacak programları dayatması Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için gerekli düzeye gelmesinin istenmediğini ortaya koyuyor.

Yurt dışında edindiğim önemli bir intiba da zihinlerde Türkiye hakkında tam bir "polis devleti" imajının hakim olduğu. Zihinlerde bu imajın hakim olduğunu gösteren birçok açıklama, soru ve değerlendirmeyle karşılaştım. Bunların hepsini tek tek aktarmayacağım. Ancak Amerika'dan gelen bir kişinin sorduğu bir soruyu aktarmak istiyorum. Bu kişi bana: "Türkiye'deki yönetim sizin bu tür uluslararası toplantılara katılmanıza izin veriyor mu?" diye sordu. Cevabı ne olursa olsun bu sorunun yorumdan müstağni bir şekilde, Türkiye'deki mevcut sistem hakkında oluşan "polis devleti" imajını bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdiğini sanıyorum. Üstelik bu soruyu Türkiye'deki yönetimin önemsemediği "İslam ülkeleri"nin herhangi birinden gelmiş olan bir kimse değil Amerika'dan gelmiş bir kimse soruyordu. Bu imajın da Türkiye'nin Avrupa Birliği hayalinin önünde önemli bir engel teşkil ettiğini sanıyorum. Fakat Türkiye'deki yönetimin gerek "polis devleti" imajını değiştirme ve gerekse halkın ekonomik düzeyini düzeltme konusunda söze gelir hiçbir gayret göstermemesi Avrupa Birliği üyeliğiyle ilgili olarak söylenenlerin sadece politik malzeme olarak kullanıldığı, samimiyetten uzak olduğu yolundaki şüpheleri haklı çıkarmaktadır.

Son olarak da konferansın düzenlendiği otelden söz etmek istiyorum. Konferans, Yusuf İslam'a ait olan Brondesbury Park Hotel and Conference Centre'da düzenlendi. İngiltere'deki misafirliğimiz süresince de ikamet ettiğimiz bu otele Türkiye'den gidenlerin pek ilgi göstermediklerine şahit oldum. Bu belki söz konusu oteli tanımamaktan kaynaklanıyor olabilir. Otel çok yıldızlı lüks otellerden olmasa da rahat ve temiz. Beş vakit namazınızı cemaatle kılabileceğiniz bir mescidi, gönül huzuru içinde yemek yiyebileceğiniz bir lokantası var. Lokantasında çalışan ve dinine bağlı Faslı Ahmed'in temiz ve helal gıda maddeleri kullanarak yaptığı yemekleri seveceğinizi sanıyorum. Dünyanın değişik yörelerinden gelen Müslümanlarla tanışma fırsatı buluyorsunuz. Bu yüzden Londra'ya giden kardeşlerimize, başka bir otelde kalmalarını gerektirecek sebep olmadığı takdirde bu oteli tercih etmelerini tavsiye ediyorum. Otel Willesden adı verilen mıntıkada. Hyde Park'ın bitişiğindeki Marble Arch'dan 98 nolu otobüse binerseniz Willesden Lane durağında indiğinizde tam otelin önünde inmiş oluyorsunuz. M1 metrosuyla giderseniz Willesden Green istasyonunda inmeniz ve on dakika kadar yürümeniz gerekiyor. Londra'da İstanbul'daki kadar ulaşım sorunu olmadığından gidip gelmekte zorlanmazsınız. Otelin personelinin çoğu Arapça biliyor. Bu da Arapça'yı iyi bilenler için bir kolaylık. Otel gürültüden uzak, yeşillik bir yerde. Adresi: 233 Willesden Lane, NW2 5RP Tel.: (0044) 20 89 55 1000