ABD Kuzey Afrika'ya Çörekleniyor

8 Ağustos 2000

Kuzey Afrika üzerinde uzun süreden beridir ABD ile Fransa'nın bir rekabeti var. Biz bu konuda yaklaşık iki ay önce Akit gazetesine bir yazı yazarak oradaki güç kavgasından söz etmiştik.

Kuzey Afrika, Fas, Tunus, Cezayir ve Moritanya adlı ülkelerin bulunduğu bölgedir. Bu bölgede Fransa'nın yakın geçmişten daha doğrusu sömürgecilik tarihinden gelen bir etkinliği var. Çünkü bu bölge uzun bir zaman Fransa'nın fiili işgali altında kaldı. Son olarak Fransa işgalinden kurtulan 1962 yılında bağımsızlığına kavuşan Cezayir oldu. Ancak işgalin sona ermesiyle birlikte Fransa bu ülkelerden tümüyle çekilmedi. Uzaktan kumandalı yönetimler vasıtasıyla bu bölge üzerindeki etkinliğini aynen devam ettirdi. Bu yüzden bölgede Fransız kültürünün etkisi hala belirgin bir şekilde görülmektedir. Bölgedeki ülkelerin tümünde okumuş kesim Fransızca'yı çok rahat konuşabilmektedir. Moritanya'da Fransızca ikinci resmi dildir. Diğer ülkelerde Fransızca resmi dil olmaktan çıkarıldıysa da hala adeta bir resmi dil gibi etkinliği görülmektedir. Ancak ABD ve onun kuyruğu durumundaki İsrail de bölgede ipleri ellerine alabilmek için yoğun bir çaba sarf etmektedirler.

ABD, Cezayir'e yönelik güç kavgasında yakın zamana kadar özellikle muhalif güçlerin yanında yer almak suretiyle bir politika izlemeye çalışıyordu. Ama son zamanlarda bu tutumunu değiştirdi. Şimdi ülkedeki cunta yönetiminin yanına yanaşarak onun vasıtasıyla ülkeye girmeye ve Fransa karşısında daha etkin bir konuma gelmeye çalışmaktadır. Bu yüzden son zamanda Cezayir'deki cuntayı kucaklayıcı bir tutum sergilemeye başladı. İsrail işgal devleti ise cuntanın karşısında İslami muhalefetin olması sebebiyle bu muhalefetin etkisiz hale getirilmesi için zaten başından beri askeri cuntanın yanında yer almıştı.

Son zamanlarda ABD, Kuzey Afrika'ya ekonomik yönden yerleşme çabalarını yoğunlaştırdı. Bunun sebebi ise bölgede siyasi hakimiyet gerçekleştirmenin ve stratejik rekabette Fransa'nın önüne geçmenin en etkin yolunun ekonomik yatırım ve ticaret olduğuna inanması. Nitekim Amerikalı bir üst düzey yetkili de: "Yatırım ve ticaret siyasi hakimiyetin kökleştirilmesine yardım eder" diyerek böyle bir tutum izlemelerinin gerekçesini ortaya koyuyor.

Basına yansıyan bazı bilgilere göre ABD, Kuzey Afrika bölgesine ekonomik yönden yerleşmek için bu sıralarda birtakım gizli görüşmeler de yürütüyor. Verilen bilgilere göre görüşmeler, Tunus, Cezayir ve Fas yetkilileriyle yürütülüyor. ABD, Kuzey Afrika'ya yapacağı yatırımların Ortadoğu'ya uzanan ekonomik köprüde de önemli rol oynayacağını ve bu bölgelerde etkili olacak iktisadi kuruluşlarının Ortadoğu pazarında da hakimiyeti ele geçireceğini düşünüyor.

Kuzey Afrikalı yorumcuların söylediklerine göre, eğer ABD bu yılın sonuna kadar bölgeyle ilgili projelerini hayata geçirebilirse bu, Vaşington'un Kuzey Afrika'da nüfuzu ele geçirmesi için önemli bir başlangıç olacak. Çünkü başta da söylediğimiz gibi bu bölgede nüfuz henüz Fransa'nın elinde.

ABD'nin projelerinin hayata geçirilmesi bölge ülkelerinin onayına bağlı. ABD, bölge ülkeleriyle anlaşabilmek için bu ülkelere büyük oranlarda yardım tekliflerinde bulunuyor. Tabii ABD'nin yardımlarının aynı zamanda bir ayak bağı olacağı bir gerçek. Ancak bu ülkelerin ayaklarında zaten bir bağ var ve bu bağın ucu Fransa'nın elinde. Dolayısıyla Kuzey Afrika ülkelerinin ABD'yle işbirliğine sıcak bakmaları durumunda kendi açılarından değişen pek bir şey olmayacak. Sadece ayaklarındaki bağın ucunu tutan el değişecek. Ama ABD önemli bir başarı elde etmiş olacak. Çünkü bilindiği üzere ABD dünyanın tek süper gücü olmak ve bu konuda karşısında ayak diretebilecek güçlerin tümünü ikinci plana itmek istiyor. Körfez Savaşı bu açıdan Amerika'ya çok şey kazandırdı. Bu savaştan sonra ABD, Fransa'yı Ortadoğu'dan özellikle de Lübnan'dan çıkarmayı başardı. Fransa son zamanlarda Ortadoğu'ya yeniden dönebilmek için değişik yönlerden atak yaptı, ama başarılı olamadı. Özellikle Fransa başbakanının Filistin ziyareti esnasında yaptığı gaflar Ortadoğu'nun kapılarının onun yüzüne tümüyle kapatılması sonucunu doğurdu. ABD, şimdi Fransa'yı "arka bahçesi" olarak gördüğü ve yıllardan beridir koyun sağar gibi sağdığı Kuzey Afrika'dan da çıkarmaya çalışıyor.

ABD'nin Kuzey Afrika ülkelerine ekonomik durumlarını iyileştirmeleri için büyük yardım tekliflerinde bulunduğunu söylemiştik. Bunun karşılığında ABD'deki özel sektöre bu ülkelerde yatırım ve ticaret yapabilmeleri için tam serbesti tanınmasını istiyor. Bu çerçevede ABD özel sektörünün bölge ülkelerine yatırım yapmak amacıyla geniş araziler satın almalarına da imkan tanınmasını talep ediyor. ABD, bu yatırımların bölge ülkelerinin halkına yeni iş imkanları sağlayacağını Amerikan şirketlerinin de Avrupa, Ortadoğu ve Japonya pazarlarına uzanmaları için kapıları açacağını söylüyor.

Ancak gelişmelere dışarıdan bakanların yorumlarına göre ABD, bu yolla Amerika'nın iç pazarlarında sıkışan ve ekonomik yönden sıkıntı çeken şirketlerine yeni yatırım alanları ve yeni pazarlar bulmayı hedefliyor. Ekonomik yönden bölgeye yerleşmenin beraberinde siyasi sultayı da getireceğine yukarıda işaret etmiştik.

Fransa, şimdiye kadar Kuzey Afrika'yı hem kendisinin arka bahçesi hem de her zaman çantada keklik olarak gördü. Bu yüzden de bölge üzerindeki sultasını genellikle stratejik balyozun gücünü kullanarak sürdürmeye çalıştı. Şimdi ise ABD, bölgeye demir atmak için ekonominin ve teknolojinin gücünü kullanmaya çalışıyor. Üstelik Fransa'nın kullandığı üsluptan çok farklı bir üslup, "sıcak ve sevimli görünerek yanaşma üslubunu" kullanarak. Dolayısıyla başarılı olması pek de ihtimal dışı değil.

Fakat ABD'nin atakları bir yandan da bölgedeki siyasi oluşumları, özellikle de muhalif güçleri rahatsız ediyor. Çünkü bu güçler söz konusu projelerin hayata geçirilmesinin getireceği ekonomik bağımlılığa ek olarak, ABD'nin şemsiyesi altında uluslararası siyonizme güç veren iktisadi kuruluşların bölgeye yerleşeceğinden endişe ediyorlar. İsrail'in de ABD'nin bir kuyruğu gibi onun yerleştiği her yere yerleştiği bilinen bir gerçek. Bu konuda endişeye sebep olan bir durum da İsrail'in Kuzey Afrika'yla ilgili birtakım emellerinin olması. İsrail bu emellerini önce "Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Zirveleri" yoluyla gerçekleştirmek istedi. Hatta bu yöndeki çabalara Şimon Peres'in ortaya attığı "Ekonomik Yönden Büyük İsrail" teorisiyle bir fikri altyapı oluşturulması için de hayli uğraşıldı. Ama şimdiye kadar, zikrettiğimiz başlıkla gerçekleştirilen zirvelerde İsrail umduğunu bulamadı. Özellikle Netanyahu'nun başbakanlığı döneminde gerçekleştirilen son zirveyi Arap ülkelerinin çoğunun boykot etmesi sebebiyle "Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Zirveleri" dönemi sona ermiş oldu. Bu zirveler yoluyla Kuzey Afrika'ya yerleşme fırsatı bulamayan İsrail'in şimdi ABD'nin bölgeye yönelik ekonomik ataklarının gölgesinde yerleşme çabası içine gireceği kesin. İşte bu yüzden bölge ülkelerindeki muhalif siyasi oluşumlar ABD'nin ataklarına şüpheyle yaklaşıyorlar.

Kuzey Afrika ülkelerinin aydın kesimini oluşturanlar ABD'nin bölgeyle ilgili projelerinin hayata geçirilmesi konusunda halkın görüşünün sorulması gerektiğini dile getirdiler. Aydınlar bu konuda halktaki genel temayülün anlaşılması için birtakım sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmasının da faydalı olacağını ifade ettiler. Kısacası aydınlar, muhalif siyasi oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları olaya şüpheyle yaklaşıyor ve ABD'nin projelerine hemen balıklama atlamanın önemli risklerinin olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Bazı devlet yetkilileri özellikle de Cezayir'deki üst düzey devlet görevlileri ise ABD'nin önerilerine biraz sıcak yaklaşıyorlar. Cezayir Maliye bakanı Abdüllatif bin Aşnehu yaptığı açıklamada ABD'nin ticaret ve yatırım projelerinin incelemeye alınacağını ifade ederek, bu projeler kanalıyla gerek borç gerek bağış şeklinde devlet hazinesine her yıl milyonlarca doların gireceğine dikkat çekti. Cezayir Özelleştirme Komitesi başkanı Abdurrahman Mebtul da ABD'nin projelerinin Cezayir ekonomisinin açık pazara yönelmesi için önemli bir finans kaynağı olacağını söyledi. Mebtul, söz konusu projelerin ülkedeki işsizlik sorununun çözümünde ve batan sanayi kuruluşlarının kurtarılmasında da önemli rol oynayacağını iddia etti.

Verilen bilgilere göre Amerikan Bankalar Konseyi bazı üyelerini Fas, Cezayir ve Tunus'un ekonomik durumunu araştırarak genel bir rapor hazırlamaları amacıyla bu ülkelere gönderdi.

Amerika'nın Kuzey Afrika'ya yönelik atakları sadece iktisadi yatırımlardan ve ticaretten ibaret de değil. Askeri yönden de bu ülkelerin stratejik konumundan yararlanmak istiyor. ABD bu ülkelerin bazı limanlarını deniz askeri tatbikatları için kiralamak istiyor. Ayrıca NATO'nun etki alanını bu ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefliyor.

Eğer Amerika'nın Kuzey Afrika'yla ilgili planları tutarsa ABD bu bölgede de Fransa'yı diskalifiye etmiş olacak. Bu gelişme Fransa'yla ABD arasındaki rekabetin bir üstü örtülü düşmanlığa ve kine dönüşmesine sebep olur mu bilemiyoruz. Ama İslam coğrafyasının, çağdaş sömürgeci güçlerinin birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri ataklarda manevra alanı olarak kullanılması hepimizi düşündürmeli. Bunun en önemli sebebi ise İslam coğrafyasında ortaya çıkmış sözde bağımsız devletlerin gerçekte bağımsız olamamaları ve hep başkalarının kuyruğu olmalarıdır. Ne yazık ki bu ülkelerdeki yönetimlerin kendi halklarıyla bütünleşememeleri onları kendilerine dışarıdan destek arama zorunluluğu duymalarına sebep oluyor. İşte bu zorunluluk yüzünden de o güçlerin kuyruğu oluyorlar. Sonra da kendi altyapılarını oluşturarak ekonomik düzenlerini kendi elleriyle kurmak yerine bu yöndeki imkanlarını başkalarının hizmetine sunuyorlar. Ardından yönettikleri ülkeleri çağdaş sömürgeci güçlerin birbirlerine karşı manevra olanı olarak kullanmalarına imkan sağlıyorlar.

Çağdaş sömürgeci güçler özellikle de ABD, geri kalmış ülkelere yaptığı yatırımları ve buralarla ticari ilişkilerini bir tür yardım olarak gösterirken gerçekte kendi gemisini yürütmenin hesaplarını yapıyor. Öncelikle bu ülkelerde ucuz iş gücü temin etme imkanı buluyor. İkinci olarak bu ülkelerde yatırım alanlarını daha ucuza kapatabiliyor. Çünkü kendi ülkelerinde iş gücü gibi yatırım alanları da artık bir hayli pahallanmış durumda. Üçüncü olarak bu projelerle ekonomik köleleştirmede modern metotların hayata geçirilmesi fırsatı doğuyor. Şöyle ki, geçmişte geri kalmış ülkelerin hammaddeleri buralardan alınıp sanayileşmiş ülkelere taşınıyor, oralarda teknolojik ürün haline getirilip yüksek fiyatlarla satılmak üzere tekrar geri kalmış ülkelere gönderiliyordu. Şimdi ise onun yerine fabrikaları doğrudan o hammaddelerin çıktığı ülkelere kurma böylece nakliyat masrafından kurtulma yolu tercih ediliyor. Ama fabrikanın mülkiyeti yine onların ellerinde olacağından onların kaybettiği bir şey olmuyor. Dolayısıyla bu yol geri kalmış ülkeleri ekonomik yönden bağımlı hale getirme siyasetine herhangi bir zarar vermiyor. Hatta bu yolla geri kalmış ülkelerdeki aktif iş gücünün de sanayileşmiş ülkelerin kartellerine mahkum edilmesi imkanı doğuyor. Üstelik bu işte bir de propaganda imkanı var: "Biz sizin ülkenize geliyor, yatırım yapıyoruz. İşsizlik sorununun çözümünde size yardımcı oluyoruz. Bizim kuruluşlarımız sayesinde her yıl bütçenize binlerce dolar giriyor vs. " şeklinde. Ticaret ve iktisadi yatırımlar ise siyasi hakimiyete her zaman güç katıyor, enerji sağlıyor.