Albright'ın Orta Asya Seyahati

9 Mayıs 2000

Başta Özbekistan'daki Kerimov yönetimi olmak üzere Orta Asya'da komünist rejimlerin kalıntısı durumundaki zulüm yönetimlerinin baskı ve resmi terör uygulamalarında sırtlarını dayadıkları birtakım güçler var elbette. Ne yazık ki, görünüşte kendilerini insan haklarının ve demokrasinin bekçisi gibi lanse eden, her yıl insan haklarıyla ve terörle ilgili raporlar hazırlayan, kara listeler yayınlayan ABD ve onunla aynı paraleldeki Batı bu zulüm rejimlerine destek vermektedirler. Hatta zulme uğrayanlar inançlarında samimi Müslümanlar olunca yapılan baskıları yeterli bulmamakta daha fazlasını isteyebilmektedirler.

ABD Dışişleri bakanı bayan Madleine Albright geçtiğimiz Nisan ayının sonuna doğru Orta Asya ülkelerine bir seyahat düzenledi. Bayan Albright Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ı kapsayan bu seyahatinde ziyaret ettiği ülkelerin yöneticilerini bir yandan demokrasiyi uygulamaya çağırırken bir yandan da "aşırı İslamcılığa" karşı mücadeleye çağırdı. Bilindiği üzere ABD'nin ve onun güdümündeki yönetimlerin nazarında İslam'ı bir bütün olarak anlamak ve hayata geçirmeye çalışmak "aşırı İslamcılık" olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca adı geçen ülkelerin zulümde zirveye tırmanan yöneticilerinin "aşırı İslamcılığa karşı mücadele" şemsiyesi altında insanlara kan kusturdukları biliniyor. İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlarda hiçbir şiddet eylemiyle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı bilinen on binlerce insanın esir kamplarına toplanarak vahşi uygulamalara maruz bırakıldıkları belgeleriyle ortaya konmaktadır. Hal böyleyken çağdaş emperyalizmin başını çeken ABD'nin Dışişleri bakanı bu ülkelerin yöneticilerinden acaba daha fazla ne istiyor? Demek ki vahşetin ve zulmün bu kadarını bile yeterli görmüyor. Bu durum ABD'nin gerçek kimliğini gözler önüne sermektedir.

ABD Dışişleri bakanı bu arada niyetlerini biraz kamufle edebilmek için söz konusu ülkelerin yönetimlerini demokrasiye ve şeffaflığa da çağırdı ve İslami radikalizme karşı en etkin mücadelenin şeffaflıkla yürütülebileceğini söyledi.

Verilen haberlere göre bayan Albright'ın ziyaretinden önce de ABD'li bazı güvenlik ve istihbarat yetkilileri bu ülkeleri ziyaret ederek son derece hayati öneme sahip olan Orta Asya bölgesindeki İslami oluşumlara karşı mücadeleyle ilgili birtakım projeler geliştirmek için yardımlaşabileceklerini söylemişlerdi. Bu amaçla ziyarette bulunan ekiplerin başında ise CIA ile FBI genel müdürleri bulunuyordu.

İlginç bir şey de yapılan açıklamalarda Amerika'nın adı geçen ülkelerin "İslami radikalizm"e karşı verdiği mücadeleye güvendiğinin dile getirilmesiydi. Bu açıklama Albright'ın söz konusu ülkelerin yönetimlerini demokrasiye ve şeffaflığa çağırmasında samimi olmadığını gözler önüne sermektedir. Çünkü sayılan üç ülkenin hiçbirinde demokrasinin zerresi bile yoktur ve "İslami radikalizme karşı verilen mücadele" olarak lanse edilen uygulamalar insanlık dışı vahşet uygulamalarından başka bir şey değildir. Elli bin insanın sırf inancından dolayı toplama kamplarına götürülmesi, oralarda kendilerine tertipli bir şekilde işkence uygulanması, dini görevlerini yerine getirmelerinin engellenmesi ABD'nin güvendiği ve onayladığı bir mücadele şekliyse o zaman bütün bu zulümleri yapan yönetimleri şeffaflığa çağırmanın ne anlamı olabilir? Tabii ki bu çağrı asıl niyetleri kamufle etmekten başka bir anlam ve amaç taşımaz.

Bayan Albright, Orta Asya gezisi esnasında yaptığı açıklamada daha önce Taşkent'te ve Kırgızistan'ın sınır bölgelerinde yaşanan bazı olaylara temas ederek bu olayların "İslamcı radikalizm"in bölgede ciddi bir tehlike haline geldiğini gösterdiği iddiasında bulundu. Oysa Taşkent'te yaşanan olaylar tamamen Özbekistan cumhurbaşkanı Kerimov'un komplosuydu. Bu olayların komplo olduğu, iddia edilenlerin tümünün senaryo olduğu belgeleriyle ispatlanmış ve muhtelif insan hakları örgütlerinin ve medya kuruluşlarının dikkatlerine sunulmuştur. Kırgızistan sınırında yaşanan olayların gelişme tarzı ve Kırgızistan'ın silahlandırılması için bu olayların bahane olarak kullanılması bu oylarların da bir komplo olduğunu göstermektedir.

Bayan Albright, ziyaret ettiği üç Orta Asya ülkesinin yöneticilerinden önümüzdeki Haziran'da Vaşington'da düzenlenecek "Teröre Karşı Mücadelede Orta Asya" konulu toplantıya katılma sözü aldı.

Amerika'nın İslam karşısındaki tutumu bellidir. İnsan hakları ve demokrasi konularındaki iki yüzlülüğü de artık iyice gün yüzüne çıkmıştır. Ama Orta Asya'daki Türk devletleriyle bu kadar yakından ilgilenmesinin ve "İslami radikalizm"e karşı mücadele şemsiyesini kullanarak bu ülkelere yerleşmek istemesinin başka sebepleri de var. Bunların başta geleni Çin'e ve İran'a karşı buralara yerleşerek, bu ülkeleri kendisinin uzak karakolları haline getirmek. Tabii bu arada bu ülkelerin yöneticilerine, "İslami radikalizm"i ciddi bir tehlike olarak göstermek suretiyle onları kendisiyle işbirliği yapmaya zorluyor ve: "Eğer bizimle işbirliği yapmazsanız, bu hareketler zamanla büyüyerek sizi koltuklarınızdan indirebilirler" diyor. Bu korkuya dayandırdığı yardımlaşmayı ise söz konusu ülkelere epey pahalıya getiriyor. Örneğin: "Sizinle radikal örgütlere ve teröre karşı yardımlaşabiliriz" diyerek bazı anlaşmalar imzalıyor. Bu anlaşmalar gereğince "teröre karşı mücadele"de kullanılmak üzere geliştirdiği birtakım teknik araçları satıyor. (Bunların içinde gizli yollardan satılan işkence malzemeleri de olabilir.) Birtakım "eğitim hizmetleri (!)" veriyor ve karşılığında epey para koparıyor. Bütün bunların karşılığını o ülkelerden söke söke aldığı gibi buna ek olarak bir de Çin ve İran'a karşı onlarla yardımlaşıyor. Kısacası ABD, kendisinin ürettiği hayali tehlike senaryolarını da çıkar hesaplarında ve emperyalist planlarında çok mükemmel bir şekilde değerlendiriyor.

Bu arada ABD Dışişleri bakanı bayan Albright'ın yahudi kökenli ve Amerika'daki siyonist lobinin önemli fertlerinden biri olduğunu hatırlatmakta yarar görüyoruz.