Afganistan'da Bugünün Gerçekleri ve Gelecek

11 Temmuz 2000

Geçtiğimiz hafta, 4-5 Temmuz 2000 tarihlerinde İngiltere'nin başkenti Londra'da Afganistan meselesiyle ilgili bir uluslararası konferans düzenlendi. Dünyanın değişik ülkelerinden muhtelif kişilerin katıldığı bu konferansa Türkiye'den de ben katıldım. Bu haftaki yazımızda bu konferans ve konferansta gündeme getirilen hususlar üzerinde duracağım. Allah izin verirse Afganistan meselesini değişik boyutlarıyla ele alan bir yazı yazmayı düşünüyorum. Dolayısıyla bu yazımızda sadece söz konusu konferansın değerlendirmesini yapmak, orada konuşulanlardan önemli gördüğümüz bazı hususları aktarmak istiyorum.

"Afganistan'da Bugünün Gerçekleri ve Gelecek" başlığını taşıyan konferans Global Research Center (Uluslararası Araştırma Enstitüsü) adlı kuruluş tarafından organize edildi. Konferansın önemli bir özelliği Afganistan'daki değişik grupların temsilcilerini bir araya getirmesiydi. Bunların arasında Şii grupların temsilcileri de vardı. Ancak Taliban'ın temsilcisi yoktu. Hizbi İslami'nin temsilcisi yaptığı bir konuşmada bu durumdan rahatsızlık duyduğunu dile getirdi ve Taliban'dan herhangi bir temsilcinin olmamasını önemli bir eksiklik olarak telakki ettiğini ifade etti.

Konferans sadece Afgan gruplarının temsilcilerinin bir araya getirilip meselelerini kendi aralarında görüşmeleri için uygun bir ortam oluşturulması amacı taşımıyordu. Bunun yanı sıra ümmetin bu mesele hakkındaki sorumluluğunun da dile getirilmesi ve bir fikir alış verişi zemininin oluşturulması için dünyanın değişik ülkelerindeki İslami oluşumların ileri gelenleri de davet edilmişti. Bu davete icab edenler arasında Tunus'taki Nahda hareketinin lideri Raşid el-Gannuşi, Müslüman Kardeşler cemaatinin uzun yıllardan beridir Afgan davasıyla ilgilenen temsilcisi ve bu cemaatin ileri gelenlerinden Dr. Kemal Hilbavi, Pakistan'daki Cemaati İslamiye'nin ileri gelenlerinden Prof. Dr. Hurşid Ahmed, İslami Düşünce Enstitüsü'nün müdürü Dr. Azzam Temimi gibi tanınmış isimler de vardı.

Global Research Center'ın başkanı Hasan Ahmed ed-Dukki'nin yaptığı açılış konuşmasında konferansın Afganistan meselesini yeniden İslam dünyasının gündemine sokarak, İslami bir bakış açısıyla çözüme kavuşturma yolunda bir adım atma amacı taşıdığı dile getirildi. Konuşmacılardan Dr. Kemal Hilbavi de bu noktaya parmak basarak Afganistan meselesinin neredeyse ölü hale geldiğine ve bu çabanın adeta ölüyü diriltme çabası niteliği taşıdığına dikkat çekti.

Açılış konuşmasından sonra protokol konuşmasını Tunus'taki Nahda hareketinin lideri Raşid el-Gannuşi yaptı. Gannuşi, Afgan cihadıyla ilgili olarak bazı önemli noktalara parmak bastı. Onun dikkat çektiği hususlardan biri cihadın iki merhaleden oluştuğu, bunun birinci merhalesinin bâtılın kovulmasıyla ikinci merhalesinin ise hakkın ikamesiyle ilgili olduğu hususuydu. Gannuşi, Afgan mücahitlerin birinci merhalede örnek bir başarı ortaya koyduklarını ancak ikinci merhalede kendi aralarında bir kavgaya ve sürtüşmeye girmeleri sebebiyle başarısız kaldıklarını dolayısıyla bütün İslam aleminde ümit kırıklığına sebep olduklarını dile getirdi. İkinci merhaledeki başarısızlıkta nefsani unsurların etkili olduğuna işaret ederek bu yüzden mücahitlerin çok iyi bir öz eleştiri yapmaya ihtiyaçlarının olduğunu; çünkü bu merhalenin aynı zamanda nefisle mücadele merhalesi niteliği taşıdığını söyledi. Gannuşi ayrıca Afganistan'da geleneksel kültürün etkin rolüne de temas etti ve geleneksel kültürün hakkı tüm ülke coğrafyasına hakim kılmada yetersiz kaldığına dikkat çekti.

Daha önce Kabil'in komünistlerden alınmasından sonra kurulan geçici hükümette başbakanlık görevi yapan ve İttihadi İslamiyi Mücahidani Afganistan (Afganistan Mücahitleri İslami Birliği)'nin lideri Abdurabbirresul Seyyaf'ın yardımcılığı görevini yürüten Ahmedşah Ahmed Zey düzenlenen konferansın önemiyle ilgili bir konuşma yaptı. Ahmedşah Ahmed Zey, dünya Müslümanlarının Afganistan mücahitlerini Ruslara karşı verdiği mücadele esnasında desteklediğini ancak kendi aralarında fitne çıkmasından sonra tamamen terk ettiğini ifade etti. Zey, bu tutumun İslami açıdan bakıldığında doğru olmadığını çünkü Müslümanların meseleleriyle fitne halinde de ilgilenmek gerektiğini vurguladı ve Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesini hatırlattı: "Eğer mü'minlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine tecavüz ederse tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever." (Hucurat, 49/9) Ahmed Zey, Afganistan'da yaşanan iç çatışmaların sadece Afganlar arasında süre giden bir çatışma olmadığını fitnenin dışarıdan körüklendiğini ve maddi olarak da dışarıdan finanse edildiğini dile getirerek meseleyi sadece Afgan gruplara yükleyerek çözüm beklemenin bir sonuç getirmesinin zor olacağını ifade etti. Ahmedşah Ahmed Zey, Londra'da düzenlenen konferansın daha önce muhtelif uluslararası unsurların müdahaleleriyle dünyanın değişik ülkelerinde düzenlenmiş olan konferanslardan önemli bir farklılığının olduğuna, bu konferansın İslami bir bakış açısına sahip olduğuna dikkat çekti. Zey, konferansın Afganistan meselesini yeniden ümmet platformuna yayma yolunda atılmış önemli bir adım olduğuna işaret etti ve bu tür konferansların devam etmesinin, Afganistan meselesi köklü bir İslami çözüme kavuşturuluncaya kadar bu yönde yürütülecek çabaların sürdürülmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi. Dünya Müslümanlarının Afganistan meselesini ihmallerinin önemli birtakım tehlikeleri de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Ahmed Zey bunların başında misyonerlik faaliyetlerinin geldiğini belirtti ve: "Bugün Peşaver'de yirmiden fazla misyoner teşkilatı var. Ne yazık ki bazı başarılar da elde etmişlerdir" dedi. Zey konuşmasının sonunda da: "Afgan davası unutulmasın. Çünkü bu dava İslami ve insani bir davadır" ifadesini kullandı. Ahmedşah Ahmed Zey konferansta ayrıca "Afgan cihadının İslam dünyasında ve genel olarak dünyadaki büyük sonuçları" başlığını taşıyan bir bildiri de sundu.

Birinci gün program arasında Afganistan'daki mücahit liderlerinden Abdurabbirresul Seyyaf'la da bir telefon bağlantısı kuruldu. Seyyaf'ın konuşması hoparlörle salona yansıtıldığından bütün katılımcılar onun konuşmasını dinleme imkanı buldular. Seyyaf konuşmasında kendilerinin hak üzere devam ettiklerini ve bu yoldan sapmadıklarını ifade etti. Seyyaf Afganistan'da şu anda yaşanan iç savaşta dış güçlerin parmaklarının olduğunu dile getirdikten sonra Taliban'ın emperyalistlerin elinde bir oyuncak olduğunu iddia etti. Seyyaf, bu savaştan sadece dış güçlerin istifade ettiklerine işaret ederek: "Bu savaşın bir tek Müslümana en ufak bir faydası yoktur" dedi. Seyyaf, Taliban'ın bütün ısrarlara rağmen barış ve diyalogdan uzak durduğuna dikkat çektikten sonra diyaloga çağıranların yanında olunmasını istedi ve: "Yıkım, öldürme ile çözüm olmaz" dedi. Seyyaf, dış güçlerin Afganistan'a İslam'ın hakim olmasını istemediklerinden dolayı bu ülkenin huzur ve istikrara kavuşmasını engellediklerini bu yüzden de muhtelif oyunlarla olaylara müdahale ettiklerini, fitneyi körüklemek için değişik yollara başvurduklarını ifade etti. Seyyaf, dış güçlerin bu müdahaleleriyle ilgili olarak Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesine de işaret etti: "Onlar eğer güç yetirebilirse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler." (Bakara, 2/217)

Üzerinde durulması gereken önemli bir konuşma da Dr. Kemal Hilbavi'nin konuşmasıydı. Kemal Hilbavi, Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden ve bu cemaatin Afganistan davasıyla doğrudan ilgilenmesi için görevlendirdiği kişi. Bu yüzden de yaklaşık yirmi yıldır bu meseleyle yakından ilgileniyor. Dolayısıyla Afganistan meselesini ve Afganları en az Afgan kökenliler kadar tanıyor. Şimdiye kadar pek çok sıkıntıyla karşı karşıya gelmiş olmasına ve yaşının da ilerlemiş olmasına rağmen bu konudaki gayretini sürdürüyor. Londra'daki konferansta da bütün katılımcıların takdir ettikleri ve özenle dinledikleri bir konuşma yaptı. Öyle ki daha sonraki tartışmalarda birçokları Hilbavi'nin sözlerine atıfta bulundu ve onun dile getirdiği hususları kendi görüşlerinde gerekçe olarak kullandılar. Onun sözlerine atıfta bulunanlar sadece belli bir grubu temsil edenler değil hemen hemen bütün grupların temsilcileriydi.

Hilbavi konuşmasında öncelikle Afganistan cihadının dünya politikasında doğurduğu sonuçların genel bir tahlilini yaptı ve Afganistan cihadı sebebiyle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Amerika'nın bir dünya hakimiyeti rüyasına kapıldığına dikkat çekti. Bu rüya sebebiyle başta BM olmak üzere muhtelif uluslararası kuruluşların ABD'nin ve onun vasıtasıyla siyonistlerin hizmetine girdiğini dile getirdi. Hilbavi, ABD ve Batı'nın Rus işgalcilere ve komünist rejime karşı verilen cihad esnasında Afgan mücahitlerin yanında yer almasına rağmen Sovyetler'in dağılmasından ve Kabil'deki komünist rejimin düşürülmesinden sonra tavırlarını tamamen değiştirdiklerini, bu kez fitne politikaları üretmeye başladıklarını, Afganistan'daki mücadeleye karşı da bir psikolojik savaş başlattıklarını dile getirdi. Bu yüzden daha önce "mücahit" olarak alkışlanan ve büyük fedakarlıklar göstererek Afgan mücahitlerin yanında yer alan ve Arap - Afganlar olarak adlandırılan Arap kökenli mücahitlerin sonra terörist ilan edildiklerine, bu yüzden de daha sonra kendi ülkelerine dönmelerine bile fırsat verilmediğine dikkat çekti. Hilbavi, Pakistan'ın da Afganistan topraklarıyla ilgili muhtelif hesaplarının, ayrıca Afganistan'a yönelik çeşitli siyasi ve ekonomik hedeflerinin olduğuna işaret etti. Amerika'nın da Afganistan'a Pakistan yoluyla girmeye çalıştığına dikkat çekti. Hilbavi bu ve benzeri tahlillerinden sonra bugün Afganistan'da yapılması gerekenler hakkındaki görüşlerini arz etti. Hilbavi: "Afgan topraklarının tüm fertlerinin haklarının teslim edilmesi ve bu toprakların davet toprakları olarak telakki edilmesi, safların birleştirilmesi için çalışılması gerekiyor" dedi. O da bu konuda Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesini hatırlattı: "Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin ve çekişmeye girmeyin. Yoksa gücünüz, devletiniz gider. Sabredin. Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal, 8/46)

Bunların yanı sıra Pakistan'daki Cemaati İslamiye'nin ileri gelenlerinden olan ve İslam ekonomisi konusunda bir otorite olduğu bilinen bu arada uluslararası ilişkiler üzerinde de muhtelif çalışmaları bulunan Prof. Hurşid Ahmed de "Afgan krizinin gölgesinde Taliban hareketinin ortaya çıkmasının boyutları" başlıklı bir bildiri sundu. Hurşid'in bir başka bildirisi de: "Bölgesel ve uluslararası değişimde Afganistan'ın konumu" başlığını taşıyordu. Afganistan'lı araştırmacılardan Sabahaddin Kuşeki de "Çözüm konusunda ortaya konan İslami alternatifler" başlıklı bir bildiri sundu.

Konferans esnasında aynı zamanda her oturumdan sonra sorulara, fikirlerin takdim edilmesine ve tartışmalara da hayli geniş vakit ayrıldığından katılanlardan isteyenler çok rahat bir şekilde görüşlerini serdetme imkanı buldular. Bu da "müsademeyi efkardan barika-i hakikat çıkar" sözü gereğince farklı görüşlerin rahatça ortaya konabilmesi ve hakikat ışığına ulaşma çabası açısından oldukça faydalı oldu.

Yazının başında da ifade ettiğimiz üzere biz bu yazımızda sadece Londra'da düzenlenen "Afganistan'da Bugünün Gerçekleri ve Gelecek" başlıklı konferansın bir değerlendirmesini yapmaya ve orada söylenenlerden seçtiğimiz bazı önemli notları iletmeye çalıştık. Aktardığımız notların bu meseleyle ilgili oldukça önemli hususlara işaret ettiğine ve meseleyi çok boyutlu olarak değerlendirmek isteyenlere ışık tutacağına inanıyoruz. Allah izin verirse bu konuda kendi tespitlerimizi, değerlendirmelerimizi ve tahlillerimizi bir başka yazıda ortaya koymaya çalışacağız. (Bkz. Afganistan'da Bugün ve Gelecek)