Avrupa'da Irkçı Tırmanış

Irkçı zihniyetin kaynağı Batı'dır. İnsanları mensup oldukları etnik kimliklere göre tasnif ederek bunlardan bazılarını diğer bazılarına üstün tutan anlayışları Batılılar geliştirmişlerdir. Bu ideolojilerin geliştirilmesiyle iki temel amaç güdülüyordu: Birincisi, Avrupa kökenli etnik unsurları dünyanın en üstün etnik unsurları olarak lanse etmek. İkincisi, sömürgeleştirilen bölgelerdeki halklar arasında çeşitli fitneler çıkarabilmek için gereken şartları hazırlamak. Bu tür fitnelerin çıkarılması ise sömürgeleştirilen ülkelerdeki halklar arasında kavgalar çıkarılması suretiyle Batı'nın onlar üzerindeki hakimiyetini devam ettirmesine imkan sağlamaktı. Dünya üzerinde hakimiyet kurmak için güya coğrafi keşiflere çıkan Avrupalıların gemileri Amerika'yı "keşfetmeden" (!) önce Amerika'da yaşayan toplumlar, insanları etnik kimliklerine göre tasnife tabi tutarak bazılarını üstün bazılarını aşağı görme anlayışını keşfetmemişlerdi. Aynı şekilde Afrika da, Avrupalı sömürge güçleriyle tanışmadan önce ırkçılıkla tanışmış değildi. İslam, Müslüman halkları: "Şüphesiz mü'minler kardeştir" ilkesiyle birleştirmiş, kaynaştırmıştı. Ama Avrupa ülkeleriyle siyonizmin işbirliği neticesinde ümmetin birliğini temsil eden hilafet müessesesi etkisiz hale getirilip İslam coğrafyası Müslüman halkların etnik kimliklerine göre küçük parçalara ayrılınca kavmiyetçilik fitnesi de bütün İslam coğrafyasını sardı. Bugün İslam coğrafyasının ne tarafına baksanız bu fitnenin sebep olduğu bir yarayla karşılaşırsınız.

Önce ırkçılık fitnesini dünyanın her tarafına eken Batı daha sonra görünüşte bu anlayışı çağdışı ve insan haklarına aykırı ilan etti. İlan ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin ikinci maddesine: "Herkes; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka inançlarına bakılmaksızın eşit haklara sahiptir. İnsanlar ulusal ve toplumsal kökenleri, zenginlikleri, doğuş farklılıkları ya da herhangi başka bir ayrım gözetilmeksizin bu bildirgede belirtilen tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabilirler" ifadesini koydu. Bu ifade Batı'nın kendi pisliğini temizlemeyi ve böylece dünya ulusları karşısındaki imajını değiştirmeyi amaçlıyordu. Fakat samimiyetten son derece uzaktı. Çünkü bu ifadede ortaya konulanların pratiğe yansıtılması için ciddi bir şey yapılmadığı gibi geri kalmış ülkelere ve bilhassa İslam dünyasına yönelik fitne politikaları devam ediyordu. Fakat ırkçılık fitnesi kısmen Batı'nın da başını ağrıtmaya başlamıştı. Dolayısıyla en azından Batı'daki ırkçı anlayışların önüne geçilmesi için çaba sarf edilmesine ihtiyaç duyuluyordu. Zaten "İnsan Hakları Beyannamesi"ne her ne kadar "Evrensel" denilse de orada ortaya konan ilkelerin "Evrensel" platformda pratiğe geçirilmesi yönünde söze gelir bir gayret ortaya konmaması bu beyannamenin daha çok Batı insanını düşündüğü intibaı vermektedir.

Kendi içinde global bir yapılanmaya gitmek için yıllardan beridir yoğun çaba sarf eden Batı ülkelerinin mevcut yönetimleri kısmen rahatsız olsalar da Avrupa'da ırkçılığın tırmanışa geçtiğini görüyoruz. Avusturya'daki son seçimlerde ırkçı partinin önemli bir patlama gerçekleştirerek iktidara talip olması bunu gösteriyor. İtalya'da faşizmin yeniden dişlerini göstermeye başladığı son günlerde yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı. İngiltere'de Ford fabrikasında Asya kökenli işçilerin ırkçı ayrımcılığa tabi tutuldukları, aşağılandıkları, çirkin muamelelerle karşılaştıkları bizzat İngiltere kaynaklarında dile getirildi. İngiltere'de Asya kökenlilerin sadece fabrikada değil sokakta bile aşağılandıkları ve zaman zaman saldırıya uğradıkları da yine aynı konuyla ilgili haberlerde dile getirildi. Ben de şahsen Avrupa ülkelerini ziyaretimde bu ırkçı anlayışın sokağa kadar yansıdığına, Avrupa'ya dışarıdan gelenlerin aşağılandıklarına şahit olmuştum. Bu durum Avrupa'nın 21. yüzyıla girerken hala eski saplantılarından kurtulamadığını, insan hakları konusunda kağıda yansıyan ilkelerin gerek Avrupa ülkelerindeki pratik hayata ve gerekse Batı'nın geri kalmış ülkelere yönelik politikalarına yansımadığını göstermektedir.