Aslan Hafız Nereye Koşuyor?

Suriye liderinin adı Türkçe'de hep Hafız Esat olarak yazılır. Oysa Esat kelimesiyle Suriye liderinin adı olan "Esed" kelimesi arasında büyük bir anlam farkı vardır. Ne yazık ki bize özel isimler hep Batılı kaynaklardan aktarıldığından çoğu zaman yanlış aktarılıyor ve dilimize yanlış bir şekilde yerleşerek galatı meşhur haline geliyor. Yazarlarımız ve yayıncılarımız da "galatı meşhur luğatı fushadan evlâdır" hükmü gereğince yanlış yazılış şekillerini tercih ediyor, dolayısıyla Esed'i Esat, Yasir'i Yaser, Fehd'i Fahd, Davud'u Dawda olarak kullanıyorlar. Hatta biz doğrusunu yazdığımızda çoğu zaman redaktörler tarafından "tashih (?)" ediliyor. Suriye liderinin adı da "en mutlu" veya "mutlu" anlamına gelen "Esat" değil "aslan" anlamına gelen "Esed"dir.

Hafız Esed bugünlerde Ortadoğu politikasında ve kurulması istenen "Yeni Ortadoğu Düzeni"nde kilit adam durumundadır. ABD'nin eskiden "Terörü destekleyen ülkeler" listesine aldığı, bir ara Lockerbie olayından sorumlu tutmaya kalkıştığı, yakın zamana kadar sık sık insan hakları ihlallerinden dolayı hesaba çektiği Suriye'yi ve onun yaşlı lideri Hafız Esed'i bugünlerde yağlamasının sebebi bu. Çünkü söz konusu yapılanmaya karşı Esed'in elinde çok önemli birtakım kozlar var. Diğer Arap liderlerden biraz daha akıllı ve kurt politikacı olan Esed bu kozları çok iyi değerlendirmesini beceriyor. Ama uzun vadede söz konusu yapılanmaya entegre olmaya karşı çıkmadığını da hissettiriyor.

Nusayri asıllı olan ve Suriye'deki Baas iktidarının devam etmesinde önemli rol oynayan Esed, yıllardan beri sürdürdüğü İslâm düşmanlığından bir şey kaybettiğine dair herhangi bir intiba vermiyor. Bununla birlikte yeni Ortadoğu denkleminde yalnız bırakılması tehlikesine karşı halkıyla barışmak için bazı ufak tefek girişimlerde bulunmayı da ihmal etmedi. Tabii ki halkıyla barışması öncelikle halkının inancını yaşamasına karşı koyduğu engelleri ve yasakları kısmen kaldırması veya yumuşatmasıyla olacaktı. Bu yumuşama biraz da muhalefetle uzlaşma girişimi anlamına geliyordu. Öte yandan Ürdün kralı Hüseyin gibi kendini bir çırpıda İsrail'in kucağına atmaktan kaçınarak bazı konularda diretmesi de ona Arap halklar nezdinde nispeten prestij kazandırdı. Bu tutumu onun Arap liderlerin çoğundan daha akıllı biri olduğunu gösteriyordu.

Suriye'nin yaşlı lideri Esed'in hayatına baktığımızda çok ilginç paradokslarla karşılaşırız. Esed, bugün İsrail'den geri almaya çalıştığı Golan tepelerini 1967 Haziran savaşında kendisi teslim etmişti. Çünkü o, söz konusu savaşta Suriye'nin hava kuvvetleri komutanlığı ve genelkurmay başkanlığı görevlerini yürütüyordu. Konuyla ilgilenen birçok siyâsi gözlemcinin ortak tespitlerine göre Esed o zaman Suriye devlet başkanlığına göz dikmişti ve bazı dış destekleri garanti etmek amacıyla Golan tepelerini bir tür rüşvet olarak ikram etmişti siyonistlere. Nitekim bu olayın üzerinden bir sene geçmeden 25 Şubat 1968'de başarısız bir darbe teşebbüsünde bulunması ve 23 Kasım 1970'de başarılı bir darbe gerçekleştirerek Suriye yönetimini ele alması bu yöndeki iddiaları doğruluyordu. Ama şimdi bu tepeleri geri almak için bütün kozlarını kullanıyor. Bir bakıma kendisinin iktidara gelmesine yardımcı olan dış güçlere: "Ben o rüşveti sizin adamlarınıza hibe olarak değil faizsiz kredi olarak vermiştim. Şimdi bu kredinin vadesi doldu. Dolayısıyla onun geri verilmesini talep ediyorum" demek istiyor. Bunu kabul ettirmek için elinde bazı kozlar olduğunu söylemiştik. Bunların başta geleni Lübnan kozudur. Lübnan bugün adeta Suriye'nin uydusu durumundadır ve her ne kadar bağımsız ülke niteliği taşısa da bu ülkedeki yönetim Suriye'nin razı olmayacağı bir adım atma cesareti gösterememektedir. Dolayısıyla Suriye'nin kurulması istenen Yeni Ortadoğu Düzeni'ne adapte edilmesi Lübnan'ın da adapte edilmesi anlamına gelecektir. Bundan daha önemlisi Lübnan'da faaliyette bulunan ve İsrail'i tehdit eden bazı unsurların bu yolla tasfiye edileceği ümidinin taşınmasıdır. Birtakım siyâsi çevreler Lübnan'da asker bulunduran ve Lübnan ordusuna direktif verme imkânına sahip olan Suriye'nin elindeki kozları iyi değerlendirmek amacıyla Hizbullah'ın Güney Lübnan'daki faaliyetlerine göz yumduğunu sanıyor ve İsrail-Suriye barışının sağlanmasından sonra Hizbullah'ın iki koldan sıkıştırılması imkânının doğacağını düşünüyorlar. Ancak Hizbullah lideri bir süre önce yaptığı bir açıklamada mücadelelerinin uzlaşmacı politikacılara bağımlı olmadığını ileri sürmüştü. Bunun yanı sıra kurt politikacı Esed'in diğer Arap liderler gibi elindeki bütün kozları bir çırpıda tüketmeye yanaşmayacağı da kuvvetli ihtimal.

Suriye'nin elindeki bir koz da bütün muhalif Filistinli gruplara sahip çıkması ve bunlara kendi başkentinde faaliyet izni vermesi. Hatta gizli görüşmelerde Ürdün yönetiminden Amman'daki HAMAS mensuplarını ihraç etmesi istendiğinde: "Bunları biz ihraç edersek Suriye'ye giderler. Bu itibarla onlar için değişen bir şey olmaz. Bunun yanı sıra biz de halk arasında güçlü olan İslâmi muhalefetin dolayısıyla halkın ciddi tepkisiyle karşı karşıya geliriz" demişti. ABD ve onun uzak karakolu İsrail, Esed'i bazı şeylere razı ettikleri takdirde onun barındırdığı Filistinli muhalifleri ihraç edebileceğini, bunun yanı sıra Ürdün'den ihraç edilmesi düşünülenlerin önlerindeki kapıların da kapatılacağını sanıyor. Ancak böyle bir girişim en çok HAMAS dışındaki gruplara zarar verecektir. Çünkü HAMAS'ın gücü büyük ölçüde işgal altındaki topraklarda toplanmıştır. Diğer grupların kilit adamları ve içerideki varlıklarına destek sağlayan organları ise dışardadır. Ama bütün muhalif grupların işgalciler karşısında bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Hafız Esed'in sonuçta barış anlaşmasına imza atacağı kesin. Ancak elindeki kozları da öyle ucuza kaptırmayacağı izlediği politikadan anlaşılıyor. Dolayısıyla Suriye'yle pazarlığın daha uzun bir süre devam edeceğini söyleyebiliriz.