Geçtiğimiz Cumartesi akşamı İstanbul'un genç radyolarından Özel FM "Şehadetinin 31. Yılında Seyyid Kutub" konulu bir program düzenledi. Gerçi Seyyid Kutub'un şehid edilişinin yıldönümünün üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçmiş olmakla birlikte, onun idam ediliş tarihi olan 29 Ağustos bütün okulların kapalı olduğu döneme denk geldiğinden programın böyle bir döneme ertelenmesi doğaldır. Temennimiz onu halka tanıtmayı hedefleyen bu tür kültürel etkinliklerin devam etmesidir.
Seyyid Kutub, Yüce Allah'ın: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söz e sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır" (Ahzab, 33/23) ayetinde sözü edilen kişilerden olduğuna inandığımız ve çağın yetiştirdiği müstesna insanlardan biridir.
Onun hayatı ve mücadelesi hakkında tafsilatlı bilgi edinmek isteyenler gerekli kaynaklara başvurabilirler. Ben Türkiye'de onunla ilgili olarak ortaya atılan birtakım tutarsız iddialara ve görüşlere temas etmek istiyorum. Türkiye'de ümmet bilincinden yoksun ve birtakım taassuplar içinde olan bazı kişiler insanları ondan soğutmak amacıyla çeşitli iddialar ortaya atmaktadır. Bu gibilerin bütün işleri insanları, sade ve temiz kaynaklardan uzak tutabilmek için o kaynakların zehirli olduğu söylentileri yaymaktır. Kendileri alternatif kaynaklar ortaya koymazlar. İnsanların o kaynaklara olan ihtiyaçlarını gidermek amacıyla da Yüce Allah'ın: "Ne semirtir, ne de açlığı giderir" (Gaşiye, 88/7) dediği türden, insanlara bir şey vermeyen ya da asıl kendisi zehirli olan birtakım ürünler sunarlar. Zehirli olduğunu ileri sürdükleri kaynaklar hakkında ise hiçbir test yapma, onu tanıma, gerçekten zehirli mi yoksa besleyici mi olduğunu araştırma ihtiyacı bile duymazlar. İşte insanlarımızın asıl bu gibiler karşısında duyarlı olmaları, onların o zehirleyici dedikodularına karşı uyanık bulunmaları gerekir.
Bazıları Seyyid Kutub'un tefsirini ilmi dayanaklara göre değil tamamen fikir yürütmek suretiyle yazdığını ileri sürüyorlar. Oysa Fi Zilal'i okuyanlar onda geçmişte yazılmış tefsirlerin hemen hemen tamamının incelenip birtakım özetlemeler yapıldığını ve günümüz insanının bilmesi gereken neticeler çıkarıldığını, bir ayetin tefsiriyle ilgili herhangi bir açıklama reddedilirken ilmi delillerinin de sıralandığını göreceklerdir. Seyyid Kutub'un tefsir yapacak kadar şeriat ilimlerini bilmediği iddiası da doğru değildir. Çünkü o medrese geleneğine sahip bir aileden geliyordu ve yedi yaşından itibaren şeriat ilimlerini öğrenmeye başlamıştı. On yaşına geldiğinde hafız olmuştu. Hayatının sonraki döneminde de şeriat ilimleriyle irtibatı kesilmemiş bu ilimleri tetkik etmeye şehit edildiği tarihe kadar devam etmiştir. O hem şer'i ilimleri, hem de Batı'nın felsefe ve anlayışını bildiğinden tefsirinde günümüz insanını etkileyebilecek önemli tespitler yapmayı başarabilmiştir. Çünkü bilindiği üzere günümüz insanı sadece İslami kaynaklarca değil Batı kaynakları tarafından da beslenmektedir. Dolayısıyla bir insana hitap ederken onun etkilendiği kaynakları bilmenin ve zihnindeki soruları ona göre cevaplandırmanın büyük yararları olmaktadır.
Seyyid Kutub'la ilgili bir diğer yanlış iddia ise onun şehadetinden önce Müslüman Kardeşler cemaatiyle irtibatının kesildiği veya bu cemaatin onun yolunu terk ettiği, cemaatin içinde ona karşı anlayışların geliştiği iddiasıdır. Onun şehadetinden önce bu cemaati terk ettiğine dair hiçbir delil yoktur. Varlığı bilinen bir şeyin yok olduğunu ispat etmek için yok olduğunun delillere dayandırılması gerekir. Kaldı ki onun kardeşleri ve kendisini yakından tanıyanlar böyle bir şeyin olmadığını ifade etmişlerdir. Cemaat içinde de Seyyid Kutub geçmişte olduğu gibi sevilmekte, kitapları tavsiye edilmekte, tefsiri eğitim programlarında okutulmakta ve davasına her zaman olduğu gibi sahip çıkılmaktadır. Ben Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden ve alt tabakasından yüzlerce insanla görüştüm, Seyyid Kutub'u reddeden, fikirlerine karşı olan bir tek kişiye rastlamadım. Fakat unutmamak gerekir ki Seyyid Kutub da bir beşerdir. Biz onu Allah'ın yolunu gereği gibi tanımamızda bize delalet ettiğinden dolayı severiz. Asıl izlenmesi gereken yol ise Allah'ın yoludur.
Seyyid Kutub'u böyle bir anlayışla yeniden gündeme getirdiğinden Özel FM'e teşekkür ederiz.