Apo Yakalandı mı Sağlama mı Alındı?

Birtakım kirli işlerle ilgili dosyaların hayli açıldığı, çetelerle ilişkilerin tepe noktalarına doğru yaklaşıldığı bir sırada İtalya imdada yetişti. Şimdi kamuoyunun gündeminde sadece Apo var. Öyle ki hükümetin düşürülmesi için verilen ve Meclis'ten geçmesi kesin gibi görünen gensoru önergeleri bile ikinci plana itildi. "Kimse acaba hükümet düşürülünce yerine nasıl bir hükümet gelecek?" sorusu üzerinde düşünmek için pek fazla vakit ayıramıyor. "İtalya Apo'yu teslim edecek mi etmeyecek mi?" sorusu herkesin zihnini yeterince meşgul ediyor. Düşünce yapımız o kadar daraltılmış ve iletişim araçlarının yani medyanın yönlendirmelerine o kadar bağımlı hale getirilmiş ki bu araçların belli bir konu üzerinde yoğunlaşmaları halinde biz zihinlerimizi farklı konulara yöneltemiyoruz. Hatta bu araçların çizdiği sınırların dışına çıkmakta bile zorlanıyoruz. İşte bundan dolayı "medya" birinci güç olarak ilan edilebiliyor. Oysa biz zihinlerimizi onların yönlendirmelerinden bağımsız hale getirebilir, onların yalanlarının, belli çevrelerin çıkarlarına hizmet etmekten başka bir amaç taşımayan yorumlarının pençesinden kurtarabilir, doğru bilgiye ulaşma konusunda gayretimizi artırabilir ve kendi çizgimizi kendimiz belirleyebilirsek "medya" birinci güç olmaktan çıkacaktır.

Bu noktaya temas ettikten sonra yazımızın başlığıyla ilgili konuya geçelim. Bizim kanaatimize göre, Türkiye'deki hükümetin çeteler meselesinden dolayı bir hayli sıkıntılı bir döneme girdiği sırada Apo'nun yakalanması ve gündem değişikliğine yol açarak hükümet mensuplarını rahatlatması bir tesadüftür. Ancak işin gerçeğinde İtalya, Apo'yu hukuki anlamda gözaltına almamış, sağlama almıştır. Apo'nun Rusya'daki varlığı Rusya'yı bazı yönlerden rahatsız ediyordu. Dolayısıyla Rusya ona kendisine daha uygun bir kale seçmesi tavsiyesinde bulundu. Onun da özellikle İtalya'yı seçmesi bir tesadüf değildir. Bilindiği üzere İtalya Avrupa ülkeleri içinde PKK'ya en çok destek veren ülkedir. PKK kanalıyla değişik Avrupa ülkelerine siyasi ilticada bulunmak isteyenler genellikle İtalya yolunu tercih etmektedirler. Bunun yanı sıra İtalya PKK'ya her türlü siyasi faaliyet ve propaganda imkanı tanımaktadır. İtalya parlamentosundaki bazı parlamenterlerin PKK'yla doğrudan irtibatlarının olduğu bilinmektedir. Son günlerde izlenen politika da bu gerçekleri gözler önüne serdi. İtalyan polisinin Türkiyeli gazetecilere yönelik saldırıları keyifli keyifli seyrettiğini ve en ufak bir müdahalede bulunma ihtiyacı duymadığını gördük.

Bu gerçeklerin ışığında diyebiliriz ki, Rusya açısından sorun oluşturmaya başlayan Apo, İtalya'da "gözetim altına alındığı" süsü verilerek sağlama alınmıştır. Bundan PKK ileri gelenlerinin de rahatsız olmadıkları kanaatindeyiz. Bazı PKK yanlılarının birtakım gösteriler düzenlemeleri de iki sebebe dayanıyor olabilir. Birincisi: Bu gösteriler senaryonun kamufle edilmesi ve İtalya'nın yaptığı işlemin gerçek anlamda bir tutuklama olduğu imajı verilmesi amacına yönelik olabilir. İkincisi: Olayın arka planını bilmeyen, her şeyi kendilerine yansıtıldığı şekilde gören ve çoğunlukla da alt tabandan oluşan PKK yanlıları bu gösterilerle tepkilerini dile getiriyor olabilirler. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, gelişmelerin bilincinde olanlar birinci sebebe, bilincinde olmayanlar ise ikinci sebebe binaen bu gösterilere katılıyor olabilirler.

"İtalya Apo'yu Türkiye'ye teslim edecek mi?" sorusuna cevap ararken de bu noktaların göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyoruz. Uluslararası anlaşmalara göre Apo'nun teslim edilmesi gerektiği söyleniyor. Ancak şu bir gerçektir ki, uluslararası anlaşmalar sadece güçsüzleri bağlıyor. Dolayısıyla kendini Türkiye'ye karşı güçlü hisseden İtalya'nın bu anlaşmaları pek ciddiye alacağını sanmıyoruz. Türkiye'deki mevcut yönetimin İtalya'yı razı edebilmek için onun karşısında eğilip bükülmesinin, hukuk sisteminde değişiklikler yapma garantisi vermesinin fazla bir yarar sağlayacağını sanmıyoruz.

Türkiye'deki mevcut yönetimin, bu ülkede yaşayan vatandaşlara yönelik idam kararları alınırken hiç hukuk sistemini sorgulama ihtiyacı duymamasına rağmen Apo'yu teslim alabilme uğruna böyle bir şeye ihtiyaç duyması ise son derece düşündürücüdür. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de en başta sistemin sorgulanması gerektiği anlaşılır. Aslında pek çok meselenin özünde de mevcut sistemin tabulaştırılıp halkımızın tamamen kendi iradesi dışında işleyen bu sisteme köle haline getirilmesi zorbalığı yatmaktadır.