Nijerya, yüz milyona yaklaşan nüfusuyla Afrika'nın en kalabalık ülkesidir. Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip olduğundan normalde Afrika'nın zengin ülkeleri arasında yer alması gerekiyor. Çünkü OPEC ülkeleri arasında yapılan anlaşmaya göre günde ortalama 1 milyon 870 bin varil petrol üretebilmektedir. Buna rağmen halk yine de fakirdir ve ülkede kişi başına düşen ulusal gelir yıllık 290 dolar civarındadır. Yani Almanya'dakinin seksende biri.
Bu durumun en önemli sebebi ise 1 Ekim 1960'a kadar süren İngiliz işgali döneminde ülkenin önemli doğal zenginliklerinin Avrupa'ya taşınması, dolayısıyla yerli halkın fakir ve muhtaç halde bırakılması, söz konusu tarihte bağımsızlığın elde edilmesinden sonra gelen yönetimlerin de hiçbir zaman halkın çıkarlarını göz önünde bulundurmayıp sırf kendi ceplerini şişirmekle ve sömürgeci güçlere hizmet etmekle meşgul olmalarıdır.
Nijerya da Türkiye gibi sık sık askeri darbelere şahit olmuş bir ülkedir. Bağımsızlık sonrasında ilk cumhurbaşkanlığına getirilen Sir Ebu Bekir Tafeva, 15 Ocak 1966'da gerçekleştirilen bir askeri ayaklanma sonucu öldürüldü. Bu ayaklanma Tümgeneral Jhonson Aguiyi tarafından bastırıldı. Ayaklanmayı bastırdıktan sonra bir cunta yönetimi oluşturan Jhonson Aguiyi ancak 6,5 ay iktidarda kalabildi ve 29 Temmuz 1966'da saltanatına son verildi. Bu tarihte bir başka askeri darbeyle Korgeneral Yakub Gawon yönetimi ele geçirdi. Onun iktidarı da 29 Haziran 1975'te Tuğgeneral Murtala Ramat Muhammed'in askeri darbesiyle son buldu. O da 13 Şubat 1976'da öldürüldü ve yerine Olusegun Obasanjo geçti. Derken Nijerya'nın bağımsız olmasından sonra ilk kez 11 Ağustos 1979'da seçim yoluyla bir devlet başkanı belirlendi ve Obasanjo'nun yerine Hacı Şehu Şugari devlet başkanı seçildi. Ama 31 Aralık 1983'te o da askeri bir darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı ve yerine Tümgeneral Muhammed Buhari geçti. Buhari de 27 Ağustos 1985'te Tümgeneral İbrahim Babangida tarafından gerçekleştirilen bir darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. 1960 sonrasında Nijerya'da en uzun süre iktidarda kalabilen Babangida'dır. Ama o da kendisine yönelen halk tepkisi ve siyasi baskılar sonucu 4 Ocak 1993'te Geçici Yönetim Kurulu oluşturmak 26 Ağustos 1993'te de devlet başkanlığından tümüyle çekilmek zorunda kaldı. Babangida'nın oluşturduğu Geçici Yönetim Kurulu işbaşındayken 12 Haziran 1993'te gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini geçtiğimiz günlerde zindanda hayatını kaybeden Sosyal Demokrat Parti adayı Mesut Abiola kazanmıştı. Ama General Babangida buna razı olmadı ve seçimleri iptal etti. Halkın buna tepkisi sebebiyle ülke uzun süre kargaşa yaşadı ve sonuçta 17 Kasım 1993'te General Sani Abaşa yönetime el koydu. Abaşa'nın ölümünden sonra da yerine şu anki diktatör Abdüsselam Ebu Bekir geçti.
Bütün bu özet bilgileri vermekle cunta ve askeri darbe geleneğinin ülke halkı açısından nelere mal olduğuna dikkat çekmek ve son günlerdeki olaylar sebebiyle gündemde olan Nijerya tecrübesinden bazı dersler çıkarmak istedik.
Birinci olarak: Askeri darbe ve cunta yönetimi geleneği bir ülkenin ekonomik ve siyasi iktidara kavuşmasının önündeki en önemli engellerden biridir. Çünkü cunta yönetimleri genellikle sivil denetime açık olmadıklarından devletin başında ne gibi işler çevirdikleri bilinemez. Yani cunta yönetiminin şeffaf olması beklenemez. Nijerya'nın onca petrol zenginliklerine ve Afrika'nın en çok petrol ihraç eden ülkesi olmasına rağmen bu ülkede hala kişi başına düşen milli gelirin 290 dolarda kalması cunta liderlerinin ceplerini şişirmelerinden ve baskıcı uygulamalarına rağmen iktidarda kalmalarına göz yuman sömürgeci güçlerin ülke üzerindeki çıkarlarını kendi halklarının çıkarlarına tercih etmelerinden ileri gelmektedir.
İkinci olarak: Cunta yönetimleri kendi içlerinde de istikrarlı değildirler. Bir ülkede eğer sivil denetimin önü kesilir, halkın seçme ve seçilme hakkı elinden alınır, yönetimi ele geçirmenin en kestirme yolu olarak silah gücünü kullanmak görülürse bu gücü ele geçiren ve kendini halkına karşı sorumlu hissetmeyen herkes iktidara koşacaktır. O zaman da darbe üstüne darbe yaşanır ve ülke hiçbir zaman istikrara kavuşamaz.
Üçüncü olarak: Cuntacı zihniyet sadece belli bir kesime değil kendi saltanatlarına karşı olan ve halka hürriyet tanınmasını isteyen herkese karşıdır. Dolayısıyla herhangi bir zaman diliminde cuntacı zihniyetin belli bir kesimi karşısına almasından dolayı diğer kesimler kendilerini rahat hissetmemeli, haklar ve hürriyetler konusunda samimi olmalıdırlar. Hürriyetten yana olan herkesin cuntacı baskı uygulamalarına karşı olma konusunda birlikte hareket etmeleri gerekir. Nijerya'da Mesut Abiola'nın maruz kaldığı durum kimsenin cunta yönetiminin baskılarından paçayı kurtaramadığının açık göstergesidir.
Şunu unutmayalım ki adaletin hakim olduğu ortamda bütün herkes hakkını arama fırsatına sahiptir. Ama kuvvetin hakim olduğu ortamda adalet de kuvvete mahkum olur. Ayrıca kanun üstünlüğüyle adaletin üstünlüğünü birbirine karıştırmamak gerekir.