Ramazan ve Düşmanca Duygular

12 Aralık 2000 Salı

Ramazan, Yüce Allah'ın mü'minler için özel bir feyiz ve bereket dönemi olarak belirlediği mukaddes bir aydır. Bu mukaddes ayın bereket ve üstünlüğü çeşitli yönlerden müşahede edilmektedir. Yüce Allah da bu ayla ilgili olarak: "Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile bâtılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur'an'ın indirilmiş olduğu aydır" (Bakara, 2/185) diye buyurmaktadır.

Bu mübarek ayın bereketinden dolayıdır ki bu ayda mü'minler arasındaki kardeşlik ve yardımlaşma duyguları daha da pekişmekte, ümmet bilinci biraz daha kendini hissettirmektedir. Ancak ne yazık ki, mü'minler arasında dayanışma ve kardeşlik duygularının pekişmesi, birbirlerine karşı tarihi düşmanlıkları olsa da İslam karşısında ittifak kurabilenleri, en önemli ortak yanları İslam düşmanlığı olanları huzursuz etmektedir. Bundan dolayı bu mübarek ayda onların kin ve düşmanlıkları biraz daha kabarmakta, saldırganlık ruhları daha bir dışa yansımaktadır. Ayrıca Müslümanlar arasında yaşadıkları, hatta kendilerini Müslümanlardan olarak gösterdikleri halde kalpleri İslam'a ve Müslümanlara karşı kinle dolu olanlar da Ramazan'da yaşanan İslami canlılık ve hareketlilikten bir hayli rahatsız olmaktadırlar. Bu yüzden içlerindeki o kini dışa yansıtabilmek, Müslümanların kalplerine birtakım tereddütler sokabilmek, onları huzursuz edebilmek, Ramazan'daki hareketlilikten etkilenerek İslam'ı daha bir özenle yaşama gayreti içine girmeye karar verenleri bu düşüncelerinden vazgeçirebilmek için ellerindeki tüm imkanları kullanmaktadırlar. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında da bu saldırganlık ruhunun çeşitli şekillerde dışa yansıdığını gördük.

Aslında insanların inançlarının gereğini yerine getirme çabalarını baltalamak için onların kalplerine şüphe sokmak amacıyla, çoğunlukla yalan ve asılsız iddialara dayalı medyatik saldırılar da bir tür şiddet ve şiddete teşviktir. Hukuk düzenlerinde bu tarz şiddetin önüne geçmek de devletin görevi olmalıdır. Ama ne yazık ki mağdur edilenler İslami duyarlılık sahipleri olunca hukuk devletinin görev ve sorumlulukları unutuluyor.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim Tağut'u inkâr edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur." (Bakara, 2/256) Bu ayeti kerimede Yüce Allah'ın insanların inanç ve düşüncelerini kendi iradeleriyle belirlemelerine imkân tanımış ve bir inancın herhangi bir kimseye şiddet yoluyla kabul ettirilemeyeceğini bildirmiştir.

İslam dini insanlara tebliğ ve telkin konusunda şiddet yolunu reddediyor. Fakat günümüzde, Müslüman halkların inançlarıyla uzlaşmayı kabul etmeyenler, İslâm'ın izlediği metodun tam tersine kendilerini kitlelere kabul ettirebilmek için şiddet ve baskı yolunu kullanıyorlar. Savundukları sistemleri ayakta tutmanın tek yolu olarak da şiddet ve baskı uygulamalarını görüyorlar. Oysa bu sistemlerin sahipleri insanlara sundukları ilkelerin ikna edici yönlerine güvenselerdi şiddet ve baskıya gerek duymazlardı. Çünkü hürriyet ortamında kabul gören ilkeler şiddet ve baskı yoluyla zoraki kabul ettirilen ilkelerden daha güçlü ve daha uzun ömürlü olurlar. Şiddet hürriyetin alternatifi değildir. Şiddet şiddeti doğurur.

Ramazan ayında şeytanlar bağlanıyor ama insanlar arasında onların vekilleri var. Onlar, o bağlananlardan boşalan yerleri doldurmak için hemen harekete geçiyorlar. Teknolojik gelişmelerin iletişim alanında sunmuş olduğu imkanları sonuna kadar kullanarak insanların kafalarını bulandırmaya çalışıyorlar. Fakat ilginçtir ki İslami duyarlılık sahiplerinden de pek çok kimse sanki İslam'ı onlardan öğrenme ihtiyacı içindeymişler gibi onların ifsat programlarına yakın ilgi gösteriyorlar. Oysa düşünmüyorlar ki bu ilgi onlara güç ve cesaret veriyor. Üstelik bizim İslam'ı öğrenmek için onlara ihtiyacımız yok. Bizim İslam'ı öğrenmek için yeterli ve güvenilir kaynaklarımız bulunmaktadır. Allah'a şükürler olsun bu konuda kendilerine güvenerek ilimlerine başvuracağımız alimlerimiz de mevcuttur.