1997 Değerlendirmesi

Doğu Türkistan'da İslâmi Başkaldırı

Doğu Türkistan, Uluğ (Büyük) Türkistan olarak adlandırılan bölgenin doğu kesimini oluşturmaktadır. Bugün bu bölge Kızıl Çin'in işgali altındadır. İstatistiklere göre dünya pamuk üretiminde ikinci sırada gelen Çin'in pamuk havzası Doğu Türkistan sınırları içinde kalan alanlardır. Bölge bunun dışında da çeşitli ekonomik zenginliklere ve doğal kaynaklara sahiptir.

Doğu Türkistan Müslümanları Mao devriminden önceki Çin yönetimine karşı 1944'te bir ayaklanma gerçekleştirmiş ve bağımsızlık ilan etmişlerdi. Ancak kurulan bağımsız devlet sadece beş yıl ayakta kaldı ve Mao devriminden sonra resmen Çin Halk Cumhuriyeti adını alan Kızıl Çin 1949'da Doğu Türkistan'ı yeniden işgal etti. Kızıl Çin, işgalden sonra bölgenin Müslüman halkını kendi dininden ve kültüründen uzaklaştırmak için çeşitli yollara ve baskı uygulamalarına başvurdu. Çünkü bölge üzerindeki hâkimiyet ve sultasını kuvvetlendirmeye karşı en büyük engel olarak halkın İslâmi kimliğini görüyordu. Bu amaçla okullarda dinsizlik propagandası yapan kitaplar zorla okutuldu. Ateist konferansçılar köy köy dolaştırılarak dinsizlik propagandası yapıldı. Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların dinden soğutulması için yoğun çaba harcandı. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri ise tamamen yasaklandı. Buna rağmen halkın İslâmi kimliği yok edilemedi.

Kızıl Çin'in baskı ve zulüm uygulamalarına karşı Doğu Türkistan Müslümanları birçok başkaldırı hareketi gerçekleştirdiler. Bu başkaldırı hareketlerinin tamamı zulüm, şiddet ve vahşetle bastırıldı. Ne yazık ki dünya kamuoyu Doğu Türkistan Müslümanlarının bu başkaldırı hareketlerinden hep habersiz kalmış ve Kızıl Çin de istediği gibi katliam gerçekleştirmiştir. Bütün bu katliamlar ve baskılar doğal olarak Doğu Türkistan'daki Müslüman sayısının azalmasına da yol açtı. Verilen en son istatistiki bilgilere göre Çin'de 28 milyon Müslüman yaşamaktadır ve ülke nüfusunun % 2.3'ünü oluşturmaktadırlar. Ancak gerçek rakamın bundan fazla olduğu sanılıyor. Bununla birlikte 1936 sayımında Müslümanların ülke nüfusunun % 10.5'ini oluşturdukları belirlenmişti. Bugün bu orana göre ülkedeki Müslümanların 130 milyon civarında olması gerekir.

Çin Müslümanlarının hepsi resmi yönetim tarafından Sinkiang (Sincan) olarak adlandırılan Doğu Türkistan'da yaşamıyor. Bu ülkedeki Müslümanların yarısı Uygur (Türk) kökenli, yarısı Hui'dir. Doğu Türkistan'da yaşayanlar ise genellikle Uygur kökenli Müslümanlardır. Çin hükümeti Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türklerinin sayısını 8.5 milyon olarak gösteriyor. Gerçek rakamın ise 22 milyon civarında olduğu bildiriliyor.

Doğu Türkistan geçtiğimiz ay da Müslümanların bir başkaldırı hareketine şahit oldu. Verilen bilgilere göre olaylar 5 Şubat tarihinde bazı Müslüman gençlerin bir yürüyüş gerçekleştirmeleriyle başladı. Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesine destek vermek amacıyla Çin dışında kurulmuş örgütlerin yaptığı açıklamalarda Uygur gençlerinin yürüyüşünün 30 kadar Uygurun Çin yönetimi tarafından idam edilmesinden sonra başladığına dikkat çekildi. Çin yetkilileri yürüyüş gerçekleştiren gençlerin "Allah" ve "Özgürlük" diye slogan attıklarını bildirdiler. Çin yönetimi gençlerin yürüyüşlerini bastırmak için "Halkın Silahlı Polisi" adı verilen milis güçleriyle saldırıda bulundu. Çıkan çatışmalarda en az on kişi öldü, 140 kişi de yaralandı. Olaylar daha sonra yayıldı ve 7 Şubat'ta Doğu Türkistan'ın Yining kentinde meydana gelen çatışmalarda en az seksen Uygur Türkü hayatını kaybetti. Olaylarda 55 Çin polisinin de öldüğü bildirildi. Bu çatışmalardan sonra Çin hükümeti Yining kentini askeri kuşatmaya alarak belli saatler dışında sokağa çıkma yasağı ilan etti. Olaylardan sonra en az 30 Uygur Müslüman tutuklanarak Doğu Türkistan'ın (resmi adıyla Sinkiang Özerk Bölgesi'nin) başkenti Urumçi'de idam edildi. Çin yönetimi yetkilileri ayaklanmanın 7 Şubat'tan sonra da bir süre devam ettiğini ancak zamanla bölgede tamamen hâkimiyeti sağladıklarını ve ayaklanmaları bastırdıklarını bildirdiler. Dünya kamuoyu ve "insan hakları" denince mangalda kül bırakmayan uluslararası örgütler ise bu kez de Kızıl Çin yönetiminin yaptığı zulüm ve katliama seyirci kaldılar.