Türkiye - İran İşbirliği

Hatırlanacağı üzere Yeni Dünya dergisinin bir sayısında günümüz dünyasındaki globalleşmeler kapak dosyası yapılmış, biz de o dosyada "Globalleşmeler ve İslâm Dünyası" başlıklı bir yazı yazmıştık. O yazıda bugün dünyadaki globalleşmeler karşısında İslâm ülkelerinin de kendi aralarında alternatif bir global yapılanmaya gitmelerinin zorunlu olduğunu dile getirmiş ve: "Böyle bir güç birliğinin oluşturulması halinde İslâm ülkelerinin dışarıdan gelecek ekonomik ve siyâsi baskılara direnmeleri de kolaylaşacaktır" demiştik. Bu açıdan Türkiye'yle İran arasındaki işbirliği ve yardımlaşma oldukça olumlu bir gelişmedir.

Günümüz İslâm dünyası özellikle kavmiyetçilik ve etnik ayrımcılık anlayışına dayalı devletlere ve devletçiklere bölündüğünden çağdaş sömürgeci yapılanma karşısında bir güç birliği oluşturamıyor. Bu durum ise İslâm dünyasının bütün doğal zenginliklerinin ve beşeri imkânlarının kendi aralarında sürekli işbirliğine giden, para birliğine varıncaya kadar birçok alanda ortak değerler üreten global sömürgeci güçler tarafından kullanılmasına imkân sağlıyor. Oysa İslâm ülkeleri, etnik ayrımcılık ve kavmiyetçilik anlayışlarını aşmayı ve doğrudan sömürgecilik döneminin miras bıraktığı ikili problemleri çözmeyi başararak global yapılanmaya gidebilseler hem askeri alanda, hem de siyâsi alanda başları daha dik olacak, kendi halklarını ilgilendiren konularda karar verirken daha hür hareket etme fırsatı bulabilecekler.

Geçmişte İslâm ülkelerini birbirine yaklaştırmayı ve işbirliği zemini oluşturmayı amaçlayan bazı örgütlenmeler oldu. İslâm Konferansı Örgütü bunların belki başta gelenidir. Ancak bu örgütler kurulmalarının üzerinden fazla zaman geçmeden çağımızdaki sömürgeci yapılanmanın dümen suyuna girdi ve sembolik bir "tavsiye mekanizması" kimliğine büründüler. Bunun belki en önemli sebebi sadece protokol örgütlerinden ibaret kalmaları ve müşahhas işbirliğini, belli alanlarda ortaklığı getirmemeleriydi. Türkiye - İran işbirliği sadece teorik bir çerçeveden ibaret değil; geleceğe yönelik müşahhas projeleri de beraberinde getirmektedir. Bu itibarla İslâm dünyasında artık zorunlu olduğuna inandığımız globalleşme yönünde atılmış önemli bir adımdır. Ayrıca İslâm dünyasındaki globalleşmenin böyle ikili ilişkilerle güçlendirilmesinin ve temel yapıya sürekli yeni organlar kazandırılması suretiyle dairenin genişletilmesinin daha sağlam bir doku oluşturulmasına vesile olacağı kanaatindeyiz. Bugün Türkiye - İran işbirliğiyle temeli atılan binanın katları zaman içinde yeni ülkelerle imzalanacak işbirliği anlaşmalarıyla yükselecek ve bu güç birliği İslâm dünyasına aynı zamanda bir bağımsızlık da getirecektir.

Bugün İslâm ülkelerinin gerçek anlamda bağımsız olduğu söylenemez. Çünkü bu ülkelerden herhangi birinin kendi içişleriyle ilgili konularda bile rahatça karar verebildiğini söylememiz mümkün değildir. Bunun en önemli sebebi kurtların söz sahibi olduğu günümüz dünyasında dağınık bir halde yaşamalarıdır. Makvayelizm denilen siyâsi vahşeti devlet ideolojisi haline getiren çağdaş sömürgeci güçlerin hüküm sürdüğü, pragmatizm denilen ekonomik terörün üretim sahasını ele geçirdiği günümüz dünyasında yalnız hareket edenlerin kendi karar mekanizmalarında bağımsız olmaları mümkün değildir. Bu durum karşısında güçlerin birleştirilmesi ve işbirliği ortamlarının oluşturulması dışında yapılacak bir şey yoktur. Ancak bu işbirliğinde hakkaniyetin de gözetilmesi esas olmalıdır. Örneğin siyonist işgal zihniyetinin sırf kendi çıkar ve hâkimiyet dairesini genişletme amacına yönelik işbirliği tekliflerinin kurtların hüküm sürdüğü dünyada yalnız kalmamayı amaçlayanlara kazandırabileceği bir şey yoktur. Çünkü siyonist işgal zihniyetinin sahipleri zaten o kurtlarla işbirliği halindedirler. Onlar kurtların gölgesinde barınmayı beceren tilkilerden başka bir şey değildirler.

ABD'nin ve onunla aynı konumda olan uluslararası güçlerin Türkiye - İran işbirliğinden rahatsız olmalarını anlamak mümkün. Çünkü bu güçlerin daha önce kurmuş oldukları çıkar düzeninin devamı İslâm dünyasındaki dağınıklığın ve ikili sorunların devamına bağlıdır. İslâm dünyasındaki globalleşmenin ABD'nin çıkar hesaplarını ve kurmaya çalıştığı tek kutuplu dünya düzenini tehdit edeceği apaçık ortada. Amerika'yı en çok endişelendiren de söz konusu globalleşmenin gittikçe büyümeye yatkın olması ve şartların böyle bir şeyi kolaylaştırması. Örneğin bugün Sudan'ın devlet yönetimini İslâm hukukuna göre şekillendirmeye çalışmasına karşı Amerika ve onun tarafından yönlendirilen BM her zaman olduğu gibi "terör" fişini kullanarak bu ülkeye karşı ambargo uygulayabilmektedirler. Ancak yarın İslâm dünyasındaki global yapılanmanın biraz güçlenmeye yüz tutması ve Sudan'ın da bu yapılanma içinde yerini alması durumunda artık ABD ve BM'nin yaptırımları bugünkü etkisini gösteremeyecek, bilakis ters tepecektir. Nitekim daha bugünden İran'ın yanısıra, Yemen, Malezya ve Sudan başta olmak üzere bazı İslâm ülkelerinin Amerikan eşkiyalığına karşı kendilerini korumaya alacakları müstahkem bir kale aradıkları bir gerçektir. Yönetim kadrolarının değişmesine ve halk iradesinin kısmen de olsa devlet yönetimlerine yansımasına paralel olarak bu sayının artacağı açıktır. Öte yandan yakın zamana kadar halkıyla arasındaki sürtüşmeyi pek gün yüzüne çıkarmayan Suudi Arabistan dahil olmak üzere, Batı'nın çıkarlarına ters düşmemek için halklarının iradelerinin önüne set çeken ülkelerdeki yönetimlerin ciddi krizler yaşadıkları, bu krizler yüzünden kendi insanlarına yönelik baskı ve zulümlerini artırdıkları, ancak onların baskı ve zulümlerini artırmalarının kendi ömürlerini kısalttığı da bilinmektedir. İşte Amerikan yönetimini ve onunla aynı konumda olan uluslararası güçleri rahatsız eden bu realitedir.

Fakat Türkiye - İran işbirliğinden bu ülkenin sürekli çağdaş sömürgeci güçlerin dümen suyunda gitmesini isteyen yerel güçlerin ve özellikle de bu anlayışı taşıyan basın yayın organlarının da rahatsız olduğunu müşahade ettik. Oysa aynı güçler ve basın - yayın organları yakın geçmişte Türkiye - İsrail askeri işbirliğine alkış tutmuşlardı. İşin gerçeğinde yukarıda da ifade ettiğimiz gibi İsrail'le işbirliğinin Türkiye'ye hiçbir şey kazandırmadığını tecrübe isbat ettiği gibi bunun akli muhakemeyle tesbit edilmesi de zor değildir. Ama İsrail'le işbirliğine alkış tutarken, İran'la işbirliğinin gündeme geldiği an hemen PKK denklemleri kurmalarının sebebi bağımsız düşünememekten ve belli güçlerin Türkiye'deki çıkarlarının bekçiliğini yapma gayretkeşliğinden başka bir şey değildir. Bu konumda olanların hür ve bağımsız düşünmeleri mümkün değildir. Aynı basın yayın organları yakın geçmişte sırf İsrail karşısında Suriye'yi köşeye sıkıştırma politikasına hizmet etmek amacıyla Türkiye'yle Suriye'nin arasını açmak amacıyla da yoğun bir propaganda kampanyası başlatmışlardı. Bu kampanyayla neredeyse iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar getirmişlerdi ki, Türkiye'de bir iktidar değişikliği yaşandı da oyunları boşa çıkarıldı. Oysa Türkiye - Suriye savaşından kârlı çıkacak olan sadece İsrail işgal rejimi olacaktı ve böyle bir savaş Türkiye'ye çok büyük yükler yükleyecekti. İslâm dünyasının kalbine saplanmış bir hançerin çıkarları uğruna yaşadığı ülkeyi uçurumun kenarına doğru sürükleyen, içinden çıkılması zor girdaplara sokmaya çalışan bir gruptan "vatanseverlik" namına bir şey beklemek mümkün müdür? Böyle bir grup vatanın yağını kaymağını yemeğe çalışan ama çıkarları söz konusu olduğunda hemen göbeklerinin bağlı olduğu odakların hesaplarını öne çıkaran bir lobiden başka bir şey olamaz. Bu lobinin elemanları görünüşte farklı farklı noktalarda, farklı farklı organizasyonların içinde olsalar da hepsi de aynı hedefe vurmakta, hepsi de aynı merkezlerin hesabına çalışmaktadırlar.

Bu konu hakkında son olarak şunu hatırlatmak istiyoruz ki, Türkiye - İran işbirliğini geçmişte İsrail'le imzalanan askeri işbirliği anlaşmalarını gölgede bırakacak veya onun vebalini tamamen silip yok edecek bir gelişme olarak görmemek gerekir. Bunların herbirini kendi konum ve çerçevesi içinde ele almak zorundayız. İsrail'le askeri işbirliğine "evet" denilmesi hiçbir gerekçeyle izahı mümkün olmayan bir yanlışlıktır ve bu yanlışlığın telafisi ancak düzeltilmesiyle mümkün olabilir. Allah'ın mübarek kıldığı beldeleri haksız bir şekilde işgal altında tutan, Müslümanların mukaddes değerlerini kirleten, zulmün her çeşidini işleyen bir güçle askeri işbirliği devam ettiği sürece yanlışlık da devam ediyor demektir.