Geçtiğimiz ay Bangladeş'te bir çalkantı yaşandı. Asıl mesleği doktorluk olan Teslime Nesrin adlı bir kadının Selman Rüşdi'lik rolü oynamaya kalkışarak Kur'an hakkında ileri geri laflar etmesi Bangladeş halkının geniş çaplı bir tepkisine yol açtı. Fakat işin ilginç tarafı kadının, kurulduğu günden beri Bangladeş'i hiç rahat bırakmamış olan Hindistan'ın bu ülke üzerindeki çıkarlarını savunmakla görevli lobiye yani Hindistan lobisine mensup olmasıydı. Gerçi Bangladeş'te "Hindistan lobisi" diye adı konmuş bir örgüt yok. Ama Hindistan çıkarlarını savunmayı kendilerine görev addeden bir grup var ki, bu gruba en çok bu isim yakışmaktadır. Tıpkı ülkemizde de "ABD lobisi" adını taşıyan bir lobinin bulunmamasına rağmen, ABD'nin ülkemiz üzerindeki çıkarlarını, çekiç gücünü, vs.'sini savunmayı kendilerine görev bilen bir "aydın takımı (!)" olduğu gibi. Ne hikmetse zamanımızda bütün toplumsal değerler gibi kavramlar da baş aşağı çevrildi. Dolayısıyla dış güçlerin bir ülke üzerindeki çıkarlarını savunmak ve korumakla görevli kesim "aydın ve yurtsever" olarak, kendi vatanlarının ve halklarının çıkarlarını savunmayı ve korumayı görev bilenlerse "gerici" olarak tanıtılıyor. Bu bizim ülkemizde böyle olduğu gibi Bangladeş'te de öyle. Bu değişik ülkelerin "aydın ve yurtsever (!)" kesimlerinin ilginç bir benzer yanları da kendi halklarının inançlarına sataşmaktan özel bir zevk almaları. Hem bu yolla kestirmeden ün kazanıyor ve halkın değerlerine sahip çıkarak onların aralarına girmeyi, benimsemiş oldukları anlayışa ve kabullenmiş oldukları göreve uygun görmediklerinden böyle sataşma yoluyla seslerini onlara duyurmaya çalışıyorlar. Yani meslekleri kapıdan girmelerine elvermediğinden bacadan girmeye çalışıyorlar. Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz konu yukarıda işaret ettiğimiz olayın Hindistan bağlantısı. Bu olaydan yola çıkarak Hindistan'ın gerek kendi topraklarında yaşayan Müslümanlarla, gerekse etrafındaki İslam ülkeleriyle ve diğer komşularıyla olan problemlerinden özetle söz etmek istiyoruz.
Bangladeş , 14 Ağustos 1947'de Hindistan'dan ayrılarak bağımsız bir devlet sıfatı kazanan Pakistan'ın doğu parçasını oluşturmaktadır. Gerçi aralarında sınır bağlantısı olmasa da 1971 iç savaşına kadar ikisi tek bir ülkeydi ve bugünkü Bangladeş, Doğu Pakistan olarak adlandırılıyordu. Hindistan'ın da etkin bir rol oynadığı 1971 iç savaşından sonra iki ülke ayrıldı ve Doğu Pakistan, Bangladeş adıyla ayrı bir ülke oldu. Hindistan, ayrılmanın gerçekleşmesi ve Pakistan'ın zor durumda kalması için savaşta Bangladeş'in yanında yer aldı. Hatta bazı hinduların ülkesine sığınmasını bahane ederek doğrudan müdahalede bulundu ve Bangladeş tarafına askeri yardım yaptı. Ancak daha önce Hindistan'dan ayrılarak bağımsız olması sebebiyle Pakistan'a karşı izlediği düşmanca politikayı ayrılma sonrasında aynen Bangladeş'e karşı da izlemeye başladı. Hindistan bu düşmanca tavrını çeşitli şekillerde açığa vurmaktan da çekinmedi. Örneğin Bangladeş'in kuzey kesimini sulayan Ganj ırmağının üzerine Farikka barajı adlı bir baraj yaptırarak ırmağın sularının yarısını kanalla bir başka bölgeye aktarmak suretiyle Kuzey Bangladeş'te kuraklığın baş göstermesine yol açtı. Hepsi bu kadar değil. Bilindiği üzere Bangladeş'te sık sık su baskınları olmaktadır. Bunda Bangladeş'in özellikle Bengal Körfezi'ne bakan güney bölgesinde akarsuların çokluğunun ve bu bölgenin denizden yüksekliği fazla olmayan ovalarla kaplı bulunmasının etkisi olmaktadır. Ancak son yıllardaki su baskınlarında maddi ve beşeri zararın yüksek olmasının sebebi Hindistan'dır. Çünkü daha önce Kuzey Bangladeş bitkilerle kaplı olduğundan kaynağını Himalayalar'dan ve Hindistan sınırları içinde kalan dağlık bölgelerden alan akarsuların ve özellikle Ganj nehrinin suyu yükselmeye başladığında yükselmeyen suyun bir kısmını kuzeydeki bitkiler emiyor, böylece güneydeki maddi ve beşeri zarar daha az oluyordu. Ancak kuzeyde kuraklığın baş göstermesi bu bölgedeki bitkilerin kurumasına ve arazinin çoraklaşmasına yolaktı. Dolayısıyla çorak ve kuru arazi suyu emmeyip olduğu gibi güneye göndermektedir. Bangladeş'teki sel felaketlerinin korkunç zararlara yol açmasının tek sebebi bu değil tabii ki. Hindistan'ın Ganj ırmağının suyunun yarısını başka bir yöne aktarmak için bir baraj yaptığından yukarıda söz etmiştik. Yukarıda zikredilen büyük barajın dışında da bazı küçük barajlar yapmıştır. Hindistan bu barajları suya ihtiyaç olan dönemlerde doldururken suların arttığı dönemlerde de baraj kapaklarını açarak Bangladeş topraklarına doğru akan akarsulardaki su oranının yükselmesine ve büyük sel felaketlerinin meydana gelmesine yol açmaktadır. Örneğin 1988'de Bangladeş tarihinde hiç benzeri görülmemiş bir sel felaketi yaşandı. Bu sel felaketinde 30 milyon insan evsiz kaldı (Bangladeş'in o yılki nüfusunun 110 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Yani ülke halkının dörtte birden fazlası evsiz kaldı.) 1500 kişi de hayatını kaybetti. O zamana kadar ki su baskınlarında başkent Dakka önemli bir zarar görmezken o yılki sel baskınında Dakka tamamen sular içinde kaldı bu şehirde yaşayan 6 milyon kişinin tamamına yakını dışarıda kaldı. Buna ek olarak suların cadde aralarında yayılması ve pisliklerin sulara karışması, bunun sonucunda etrafa mikropların yayılması yüzünden binlerce insan çeşitli hastalıklara yakalandı. Hindistan, yukarıda sözünü ettiğimiz Teslime Nesrin gibi maddi olarak desteklediği bazı kişiler vasıtasıyla zaman zaman Bangladeş'te siyasi ve sosyal çalkantılara da yol açmaktadır. Bununla da yetinmeyerek Bangladeş'ten Hindistan'a göç olduğu ve Bangladeş hükümetinin bunu önlemeye çalışmadığı iddiasıyla bu ülkeye sürekli siyasi baskı yapmaktadır. Bangladeş başbakanı Halide Ziya 1992'de yaptığı açıklamada Hindistan'ın bu yöndeki iddialarını yalanladığı halde Hindistan, Bangladeş üzerindeki siyasi ve ekonomik baskılarını sürdürmektedir.
Pakistan sürekli Hindistan tehdidi altındadır. Hindular başlangıçta Müslümanların ayrı bir devlet kurmalarına karşı çıkıyorlardı. Bu yüzden Pakistan'ın kurulmasından memnun kalmadılar. Günümüzde iki ülke arasındaki meselenin mihverini Keşmir sorunu oluşturmaktadır. Keşmir'in bir bölümü Pakistan yönetimindedir ve burası "Azad Keşmir (Özgür Keşmir)" olarak adlandırılmaktadır. Ancak önemli bir kısmı hala Hindistan işgali altındadır. BM Keşmir halkı arasında Pakistan veya Hindistan'dan hangisini tercih ettikleri konusunda bir referandum yapılmasını kararlaştırdığı halde Hindistan bu kararı uygulamadı. Öte yandan Keşmir'in bağımsızlığı için mücadele eden gruplar genellikle faaliyetlerini Pakistan'dan yürüttüklerinden dolayı Hindistan bu ülkeye karşı tavır almakta ve uluslararası kuruluşların Pakistan'a baskı yapmalarını istemektedir. Hindistan sahip olduğu nükleer silah gücüyle de Pakistan için bir tehdit oluşturmaktadır. ABD yönetimi Pakistan'ı atom bombası yapma çalışmalarından dolayı sürekli sıkıştırırken Hindistan'ın aynı yöndeki çalışmalarını görmezlikten gelmektedir.
Maldiv Adaları Cumhuriyeti, Güney Asya'da Hint Okyanusu'nun içinde ve Hindistan'ın güneybatısında yaklaşık 2000 kadar adadan meydana gelen, 240.000 nüfusa sahip ve halkının tamamı Müslüman olan bir ülke. Dünya Müslümanlarının pek çoğunun adını bile duymadığı bu İslam ülkesi sürekli Hindistan baskısı altındadır. İslam dünyasının parçalanmışlığı ve İslam ümmetini temsil edecek merkezi bir otoritenin bulunmaması Hindistan'a bu konuda rahat hareket etme fırsatı veriyor. Hindistan yönetimi Maldiv Adaları'nı sürekli etki altında tutmaya çalışmakta ve bu yüzden zaman zaman içişlerine müdahale etmektedir. Hatta bazen kendi adamlarını ve taraftarlarını yönetimde etkili konuma getirebilmek için doğrudan müdahalede bulunmaktan bile çekinmemektedir. Maldiv'in ordusunun bulunmaması ve askeri bir güce sahip olmaması Hindistan'ın işini kolaylaştırıyor. Hindistan Maldiv'i karıştırmayı amaçlayan eylemlerinde bazen Sri Lanka hükümetine karşı mücadele eden Tamil gerillalarını da kullanmaktadır. Görünüşte Hindistan'la Maldiv arasındaki ilişkiler iyidir ve sık sık karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilir. Ancak bu Hindistan'ın siyasi baskısından ve Maldiv yönetimini etki altına almasından ileri gelmektedir. Hindistan 1988'de Maldiv'deki Me'mun Abdulkayyum yönetimine karşı düzenlenen bir darbe girişimini bahane ederek bu ülkeye asker gönderdi. Halen de bu ülkede askeri müsteşarlar bulundurmaktadır. Öte yandan Maldiv yönetimine baskı yaparak bu ülkenin Pakistan ve Bangladeş'le diplomatik ilişki kurmasına engel olmaktadır. Hindistan, Maldiv için sürekli bir tehdit unsurudur.
Hindistan komşularından sadece İslam ülkeleriyle değil diğerleriyle de problemli. Örneğin halkının büyük çoğunluğu hindu olmasına rağmen kuzey komşularından Nepal'le çeşitli ekonomik ve siyasi meseleleri var. Nepal'in Hindistan yönetiminin baskılarına rağmen Çin, Pakistan ve bölgedeki diğer ülkelerle diplomatik ilişkileri başlatma kararı alması üzerine Hindistan bu ülkeye ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Nepal'in Hindistan baskısı karşısında direnmesi iki ülke ilişkilerinin iyice bozulması sonucunu doğurdu. Hindistan, kuzeydeki diğer komşusu Butan Krallığı'nı da sürekli siyasi baskı altında ve kendi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Hindistan, güneyde Hint Okyanusu içinde yer alan komşusu Sri Lanka'yı da kendi siyasi iradesine mahkum halde tutmaya çalışmaktadır. Hindistan bu amaçla, Sri Lanka'da ayrılıkçı Tamil gerillalarının yürüttüğü mücadeleden yararlanma yoluna gitti. Aslında Tamil gerillalarıyla dolaylı ilişkisi olduğu bilinen Hindistan, geçtiğimiz yıllarda Tamillerin savaşını bahane ederek Sri Lanka'da "barış ve düzeni (!)" sağlamak amacıyla bu ülkeye elli bin asker gönderdi. Tamil gerillalarının savaşını kendi siyasi çıkarları için istismar eden Hindistan'ın gönderdiği askerler ise Sri Lanka'da sadece bir "çekiç güç" rolü oynamaktan öte bir şey yapmadılar. Sri Lanka'da çoğunluğu oluşturan Sinhaliler ise "Hindistan çekiç gücü" nün ülkelerinde "barış ve huzuru (!)" sağlamak yerine yönetimin önünde bir ayak bağı oluşturduklarını hatta Tamil gerillalarının palazlanmasına ve rahat hareket etmelerine fırsat verdiklerini gördüklerinden bu askerlerin topraklarından kovulmasını istedi ve bunun için hükümete baskı yaptılar. Bu gelişme hükümetle halkı karşı karşıya getirdi. Sri Lanka'daki Hint askerleri, Tamil gerillalarıyla uğraşmak yerine, bu gerillalarla hiçbir ilgileri olmayan köylere, özellikle Müslüman köylerine baskınlar düzenleyerek kadın, çocuk demeden suçsuz günahsız insanları öldürüyorlardı. Yani Tamil gerillalarına rahmet okutacak zulümler işliyorlardı. Sonuçta gerçeği gören veya görmek zorunda kalan Sri Lanka hükümeti Hindistan'dan askerlerini çekmesini istedi. Ancak Hindistan yönetimi çeşitli siyasi tavizler koparmadan askerlerini bu ülkeden çekmeye yanaşmadı.
Yukarıda Pakistan'la Hindistan arasındaki meselelerden söz ederken Keşmir konusuna temas etmiştik. Orada da ifade ettiğimiz üzere Keşmir'in bir bölümü hala Hindistan işgali altındadır. İşgal altındaki Keşmir'in yüzölçümü 138.935 km2, nüfusu yaklaşık 7 milyon ve bu nüfusun % 80'i Müslümandır. Geriye kalan hindu nüfusun çoğunluğu da bölgeye sonradan yerleştirilmiş. Hindistan yönetimi Keşmir'i işgal altında tutabilmek için bu bölgede yarım milyon asker bulunduruyor. Askerlere Keşmir'deki bağımsızlık mücadelesini bastırmaları ve Müslüman halka göz açtırmamaları için her türlü yetki verilmiş. Çoğunluğu hindulardan oluşan ve Müslümanlara karşı özel bir kinle yetiştirilen askerler de kendilerine verilen yetkiyi sonuna kadar kullanarak insanları hunharca öldürüyor, sorumsuzca tutuklayıp işkence ediyor ve bazen de kadınlara tecavüz ediyorlar. Keşmir'deki hastaneler ve sağlık kuruluşları sürekli Hindistan askerlerinin saldırıları sonucunda yaralananlarla dolup taşıyor. Kısacası Hindistan askerleri Keşmirli Müslümanları zulmün her çeşidine maruz bırakıyorlar.
Hindistan en büyük Müslüman azınlığın yaşadığı ülke. 600 milyondan fazla nüfusa sahip olan ve nüfus bakımından dünyada Çin'den sonra ikinci sırayı alan bu ülkede 100 milyondan fazla Müslüman yaşıyor ve büyük çoğunluğu sünni. Hindistan hükümeti Müslümanları sürekli baskı altında tutuyor. Öte yandan çoğunluğu oluşturan hinduların Müslümanlara yönelik saldırılarına ve eylemlerine göz yumuyor. Hükümetin bu tutumu Müslümanlarla hindular arasında zaman zaman kanlı çatışmaların ortaya çıkmasına yol açıyor. Olaylarda polis hinduların tarafını tuttuğundan hayatını kaybedenlerin veya yaralananların çoğu Müslümanlardan oluyor. Buna rağmen polis olaylardan sonra daha çok Müslümanları tutukluyor.
Cami Yıkanlara Hindistan Hükümetinden Prim Hindistan'ın Uttar-Pradeş eyaletinde bulunan Ayota kentindeki Babür Şah Camisi konusunda Hindularla Müslümanlar arasında yıllardan buyana devam eden bir anlaşmazlık vardı. Hindular, Moğol İmparatoru Babür Şah tarafından yaptırılmış olan bu caminin binlerce tanrılarından biri olan Ram 'ın doğduğu yer üzerine inşa edildiğini ileri sürüyor ve bu iddialarına dayanarak söz konusu caminin yıkılıp yerine bir hindu tapınağının inşa edilmesini istiyorlardı. Aslında 430 yıl önce yapılmış Babür Şah Camii' yle ilgili bu iddianın son yüzyılda ortaya atılması İngiliz emperyalizminin ve İngilizlerin Hint yarımadasında yaşayan Müslümanlara uyguladıkları zulmün mirasçısı Hindistan yönetiminin bir oyunundan başka bir şey değildi. Üstelik Hinduların tanrı olduğuna inandıkları ve iki bin yıl önce doğmuş olan Ram 'ın, koskoca Ayota şehrinde tam Babür Camisi 'nin bulunduğu mevki üzerinde doğduğuna dair hiçbir kanıt yoktu. İddiayı yaymakla görevlendirilenlerin kışkırtmalarıyla galeyana getirilen kalabalık hindu gruplar zaman zaman bu camiye karşı çeşitli saldırılarda bulundular. Hinduların bu saldırılarında çıkan çatışmalarda çoğunluğu Müslüman olmak üzere çok sayıda insan öldü. Hindular Babür Camisi' ne yönelik saldırılarını 1992 yılı sonlarına doğru iyice yoğunlaştırdılar. 4 Aralık 1992 Cuma günü 50 bin kadar hindu Babür Camii önünde toplanarak büyük bir gösteri yaptı. Hindular ertesi gün de kalabalık gruplarla camiye saldırıda bulunarak 430 yıllık Babür Camisi 'ni yerle bir ettiler. Ancak hinduların bu saldırıları Hindistan'ın içinde de dışında hindularla Müslümanlar arasında geniş çaplı çatışmalara sebep oldu. Hindistan içinde çıkan çatışmalarda iki binden fazla insan öldü. Bunların çoğu da olaylara müdahale eden polisin açtığı ateşle canlarını kaybetti. Hindistanlı bazı Müslüman yetkililer Hindistan polisinin olaylarda hinduların tarafını tuttuğunu ve Müslümanların üzerlerine ateş açtığını bildirdiler. Ayota'daki cami krizi Bangladeş, Pakistan ve İngiltere'de de çeşitli çatışmalara yolaktı. Bunun yanı sıra olay yüzünden Pakistan ile Hindistan arasındaki gerginlik daha da arttı. Hindistan yönetimi olayların önünü alabilmek için yıkılan caminin yeniden inşa edileceği vaadinde bulundu. Ancak caminin yıkılmasının üzerinden iki yıl geçmesine rağmen bugüne kadar bu vaadini gerçekleştirme yönünde hiçbir girişimde bulunmadı. Hindistan hükümeti Babür Camisi 'nin arsasını hindulara teslim etmek ve üzerine hindu tapınağının inşa edilmesine imkan sağlamak için olayın küllenmesini veya bir fırsatın doğmasını bekliyor. Öte yandan hükümetin insanlık dışı eylemlerine göz yummasından hatta prim vermesinden cesaret alan fanatik hindular Babür Camisi 'ni yıkmakla hızlarını alamadılar ve daha başka camilere yöneldiler. Şimdi Hindistan'da birçok cami hindu tehdidi altında.