Bangladeş'te yapılacak seçimlerden daha önce yayınlanmış olan bir yazımızda söz etmiştik. Ancak orada üzerinde durduğumuz seçimler daha gerçekleşmeden ülke ciddi bir kargaşanın ve adeta bir iç savaşın içine itildi. Sürekli sömürgeci güçlerin baskısı altında olan ve halkının fakirliği hıristiyan misyonerler tarafından istismar edilen Bangladeş'te son olaylardan birinci derecede iktidar partisinin sorumlu olduğu kanaatindeyiz.
Bu ülkede siyâsi bir gelenek var. Seçim döneminde iktidar partisi hükümetten çekilir ve seçimlerin dürüst geçmesi için tarafsız bir hükümet kurulur. Gerçi 16 Kasım 1971'de Pakistan'dan ayrılmasından sonra anayasal düzeni bir türlü oturtamayan ve 20 Ocak 1975 - 21 Nisan 1977 ve 24 Mart 1982 - 5 Aralık 1990 tarihleri arasında askeri cunta tarafından yönetilen, sivillerin iktidarlarında da sürekli siyâsi kargaşalar yaşayan bu ülkede söz konusu geleneğin gereği gibi uygulanabildiği söylenemez. Ama buna rağmen, iktidardaki Bangladeş Milliyetçi Partisi'nin lideri ve başbakan Hâlide Ziya'nın seçimlere hile karıştıracağından endişe eden ülke halkının söz konusu siyâsi geleneğin hayata geçirilmesini ve tarafsız bir seçim hükümeti kurulmasını istemesi onun hakkıdır. Ama ne yazık ki, bayan Hâlide Ziyâ benzerleri gibi iktidar koltuğuna yapıştıktan sonra bir daha asla onu bırakmak istemediğinden dolayı halkın bu isteğini kabul etmedi. Bayan Halide Ziyâ'nın tarafsız seçim hükümeti kurulmasına razı olmaması halkta seçimlere hile karıştırılacağı endişesinin daha da artmasına yolaçtı. Halk: "Bu kadın eğer seçimlere hile karıştırmak istemese, seçimlerin dürüst bir şekilde yapılmasını istese tarafsız seçim hükümeti kurulmasına karşı çıkmaz. Buna karşı çıktığına göre birtakım dümenler çevirme hesapları yapıyor olmalı" diye düşünmeye, dolayısıyla iktidar partisine ve onun başındaki bayan başbakana karşı tepki göstermeye başladı. Tam tansiyonun yükseldiği ve nabız atışlarının arttığı ortamda bir muhalefet liderinin öldürülmesi de yaraya tuz biber ekti ve ülke bir anda savaş alanına döndü. Yani bir bayanın başbakanlık hırsı, sık sık doğal felaketler yaşayan ve kişi başına düşen milli gelir (220 dolar) açısından dünyanın en fakir ülkeleri arasında yeralan Bangladeş'e oldukça pahalıya maloldu.
Bayan Halide Ziya'nın Bangladeş Milliyetçi Partisi 6 Ağustos 1991'de gerçekleştirilen genel seçimlerde, 330 üyeli parlamentoda 166 sandalye kazanmıştı. Yani parlamentoda kılı kılına salt çoğunluğu yakalayabilmişti. Gerçi şu an muhalefette olan partiler 1991 seçimlerine de hile karıştırıldığını ileri sürüyorlar. Ancak asıl önemli olan bu yıl yapılması planlanan seçimler. Halide Ziya'nın iktidar dönemi pek başarılı bir dönem olmadı. Dolayısıyla iktidar partisinin oy kaybettiği kesin. Bu durumda bayan Ziya, dürüst bir seçim yapılması halinde yeniden salt çoğunlukla iktidara gelemeyeceğini biliyor. İktidar koltuğunun tadına bir kere erdikten sonra bir daha onu bırakmak da istemiyor. Bu yüzden tarafsız bir seçim hükümeti kurulmasına razı olmuyor. Görünen o ki, hâlen İslâm dünyasındaki üç bayan başbakandan biri olan Halide Ziyâ hile yoluyla da olsa iktidarda kalabilmenin mücadelesini veriyor. Ama onun bu iktidar hırsının faturası ülkenin fakir halkına çıkarılıyor.
Bangladeş'teki muhalefet partileri istediklerinin olmaması durumunda seçimleri boykot edeceklerini bildirdiler. Biz işin sadece sessiz bir boykotla bitmeyeceğini ve bu ülkede siyâsi kargaşanın devam edeceğini sanıyoruz. Ne yazık ki, bu tür siyâsi kargaşaların çoğu da İslâm topraklarında yaşanıyor. İslâm coğrafyası tam bir siyâsi ve ekonomik bağımsızlığına kavuşmadıkça da bu tür siyâsi kargaşaların son bulması mümkün değildir. Bangladeş olaylarından ibret alınmalı ve kişisel ihtirasların kitlelere ne kadar pahalıya malolduğu görülmelidir.