Amerika Şiddetle Ayakta Duruyor

Bilindiği üzere Amerika'ya devlet çıkarlarını her türlü insani ve ahlâki değerlerin üstüne tutmayı esas alan bir anlayış hâkimdir. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu devletten insani değerlere saygı duyması ve gücünü insan haklarının korunması yolunda kullanması beklenemez. Filistin'deki İslâmi Direniş'in öncüsü Ahmed Yâsin bu konuda şu güzel sözü söylemişti: "Adaletin uygulanabilmesi için onun güçlü olması gerekir. Adaletin ve adaletten yana olanların zayıf oldukları bir ortamda adaletin uygulanması beklenemez."

Bugün, siyonizm vahşetinin yönlendirdiği ABD şeytanının dünyaya hükmetmeye kalkıştığı bir ortamda insanlığın huzura kavuşmasını bekleyemeyiz. Ama bu sistem hep böyle devam edip gidecek değildir. Allah'ın izniyle hakkın ve haktan yana olanların güçlü olacağı günler de gelecektir. Dünyada hiçbir anlayış sürekli olmamıştır. Dünya bir imtihan ortamı olduğundan Yüce Allah insanları böyle güç vererek denemektedir. Kur'an-ı Kerim'de de bu husus şu şekilde dile getirilmektedir: "Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehidler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez." (Ali İmrân, 3/140) Günlerin insanlar arasında döndürülmesiyle kastedilen, güç ve insiyatifin bazen bir tarafa bazen diğer tarafa geçmesidir. İnsanlık tarihte hakkın ve adaletin güç ve insiyatif sahibi olduğu günleri yaşadı. O zamanlarda inancı ne olursa olsun, adaletin gölgesine sığınan herkes mutluydu. Bundan dolayıdır ki, Edirne'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti yapılmasından sonra Edirne başhahamı İshak Sarfati Avrupa'daki dindaşlarına bir mektup yazarak onları "haçın gölgesinden hilalin gölgesine sığınmaya" çağırmıştı.

İnsanlık son yüzyılda güç ve insiyatifin büyük ölçüde zulüm ve şiddet yanlılarının eline geçtiği bir döneme girdi. Dolayısıyla hiç kimse huzurlu değil. Uluslararası platformda insiyatifi elinde bulunduran Amerika'nın varlığını en başta şiddete ve zulme borçlu olduğu ortadadır. İşte birkaç örnek:

  • 1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.
  • 1986'da yine ABD uçakları Libya lideri Muammer el-Kazzafi'nin karargâhını bombaladılar ve Kazzafi bu olayda yaralandı. Libya'ya yönelik bu saldırıların tek sebebi Libya yönetiminin Amerika'ya kafa tutması ve Amerikan politikasını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmamasıydı.
  • Lübnan'da maruni hıristiyanların hâkimiyetini dolayısıyla bu ülkede Amerikan politikasının üste çıkmasını sağlamak amacıyla görevlendirilen Kâmil Şem'un adlı kişinin ABD'den yardım istemesi ve bu istek üzerine Amerikan kuvvetlerinin 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a girmeleri Amerikan şiddet ve terörüne bir başka örnektir. Amerika'nın 1958'de Lübnan'a askeri çıkarma yapması Amerikan emperyalizminin tamamen askeri güçle kendini kabul ettirdiğinin çok açık göstergesidir.
  • İsrail işgal yönetimi, 5 Haziran 1967'de Mısır'a saldırı düzenlediğinde Amerika'nın Akdeniz'deki 6. filosundan ikmal yapmıştı. Bu olay şiddet ve zulümde aynı ortak çizgiyi izleyenlerin aralarında gerçekleştirdikleri yardımlaşma ve işbirliğine bir delildir. İsrail işgal yönetimi kurulduğu günden buyana sürekli Amerikan emperyalizminden destek almıştır. Siyonizmin tam bir vahşet ve saldırı ideolojisi olduğu biliniyor. Böyle bir ideolojiye destek veren güç aslında kendi kimliğini de ortaya koymuş olur.
  • Fas'ın Sebte ve Melilla adlı iki şehri doğrudan sömürgecilik döneminden buyana İspanya'nın işgali altındadır. İspanya bu iki şehri haksız bir şekilde ve bütün tarihi gerçekleri inkâr ederek işgal altında tutmaktadır. ABD yönetimi ise Sebte ve Melilla meselesinde İspanya'nın politikasını desteklediğini ve bu şehirlerin İspanya'nın elinden alınmasına çalışılması halinde bu ülkenin yanında yeralacağını açıkladı. Bu olay da Amerika'nın "zulümden yana, zalimlerle beraber, mazlumlara karşı" tutumunu ortaya koyan dikkat çekici bir örnektir.
  • Bilindiği üzere Eritre Müslümanları bağımsızlıklarını elde edebilmek ve Etyopya zumünden kurtulabilmek için yıllarca mücadale ettiler. Ancak ABD ve İsrail işbirliği yaparak Eritre Halk Kurtuluş Cephesi adında uzaktan kumandalı bir örgüt ortaya çıkardı, bu örgütü silah ve para yönünden destekledi ve bu örgüt vasıtasıyla şiddete, zulme ve teröre başvurarak Müslümanların başarılarını ellerinden aldılar. Bu olay da ABD'nin ve onunla işbirliği içindeki İsrail'in kendi politikalarını kabul ettirebilmek ve uygulatabilmek için nasıl teröre ve şiddete başvurduklarının göstergelerinden biridir.
  • 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinden sonra Tunus'a taşınmak zorunda kalan FKÖ'nün bu ülkedeki karargâhını bombalayan İsrail uçakları da Amerikan altıncı filosunu kullanmışlardı.
  • 1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir. O işgal esnasında, karınları sırtlarına yapışmış zavallı insanların Amerikan askerleri tarafından yerlerde süründürülmesi, modern teçhizatlı Amerikan askerlerinin yere yatırdıkları silahsız Somilililerin sırtlarına basarak poz vermeleri ABD kimliğini açıkça ortaya koyuyordu.
  • Bunlar sadece birkaç örnek. Bizim de amacımız Amerika'nın sicilini değil kimliğini ortaya koymak olduğundan bu kadarcık örneğin yeterince fikir verdiğini sanıyoruz. Körfez savaşında yaşanan vahşetin ve son Irak saldırısının da insanlığının gözlerini açması gerekir. Ama ne yazık ki, Amerika, insanlığın, çıkar hesaplarını insani değerlerin üstünde tutan basın yayın organları vasıtasıyla narkoz edildiği bir dönem içinde olmanın rahatlığını yaşıyor. İnsanlık bu narkoz halinden uyanıncaya kadar da zulüm ve vahşetin insiyatifi elinde tutması mümkündür. Ama, İslâmi şuurlanmanın insanlığın en azından önemli bir kesimini uyandırmaya aday olması bu konuda ümit veriyor. Amerika'nın İslâmi hareketten rahatsız olması ve insani değerlere sahip çıkan, zulme ve şiddete karşı hakkın üstün tutulmasını isteyen uyanış hareketini "fundamentalizm, radikalizm, İslâm terörü" gibi yaftalarla suçlaması hep bu yüzdendir.