ABD ve İslâmi Uyanış Hareketleri

İki hafta önceki yazımızda ABD'nin İslâmi uyanış hareketlerinin önünü kesmek için düşündüğü yeni formüllerden ve bu konuyla ilgili bir raporundan daha sonra sözedeceğimiz vaadinde bulunmuştuk. Bugün bu konu üzerinde durmak istiyoruz. Ancak bundan önce Suudi Arabistan'daki son idamlar üzerine başlatılan kampanyaya temas etmeden geçemeyeceğim.

Biz bundan aylar önce İslâm mecmuasında yayınlanan "Suudi Arabistan'da İnsan Hakları" başlıklı bir yazımızda şu ifadelere yer vermiştik: "Şeriat kanunlarını uyguladığını ileri süren Suudi Arabistan aynı zamanda laik anlayış sahipleri tarafından sürekli şekilde öcü olarak gösterilen ülkelerden biridir. Ama gerçekler gün yüzüne çıkarıldığında Suud yönetimiyle onu öcü olarak gösterenler arasında ciddi bir anlayış farkının olmadığı ortaya çıkacaktır. Dünyadaki "İslâmi hareketlere" para temin ettiği yolundaki bir habere dayanarak yargı yoluna başvurmadan bir insanı (Usâme ibnu Ladin'i) vatandaşlıktan çıkaran ve mal varlığına el koyan yönetimin "şeriatı uyguladığı" iddiası acaba ne kadar inandırıcı olabilir?" Ancak tabii ki adamların gayeleri İslâm'a sataşmak olduğundan Suudi Arabistan'ın gerçek kimliği onları ilgilendirmiyor. Özellikle İslâmi uyanış hareketlerinin gittikçe güçlendiği ve adeta bir mafya ağı gibi menfaat ağı oluşturmuş olanların tahtlarını sarsmaya başladığı böyle bir dönemde hiç bu fırsatı kaçırırlar mı? Ama onlar bu tür fırsatlardan yola çıkarak İslâm'a sataştıkça gerçek yüzleri daha bir gün yüzüne çıkıyor ve insanlarımız onları daha iyi tanımaya başlıyorlar.

Gelelim konumuza: Bilindiği üzere İslâmi uyanış hareketleri Müslüman toplumların gerçek anlamda ekonomik ve siyâsi bağımsızlığa kavuşmalarını istemektedirler. Bu ise ayakta kalabilmek için Müslümanların kanını emmeye ihtiyaç duyan ABD emperyalizminin geleceğini tehdit ediyor. Burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum: İslâmi hareketler ABD'nin değil ABD emperyalizminin geleceğini tehdit etmektedir. Gerek ABD'ye hükmeden sömürgeci güçlerin, gerek onun gölgesinde dünyaya hükmeden uluslararası siyonizmin ve gerekse bütün bu güçlerle bağlantı içinde olan çeşitli organların İslâmi uyanış hareketlerinin güçlenmesinden rahatsız olmaları bu yüzdendir. Yoksa İslâmi uyanış siyâsi cephesi olmayan kuru bir dindarlıktan ibaret olsaydı, Müslümanlar camilere hapsedilip siyâsi platformda hak isteme gibi bir teşebbüste bulunmasalardı söz konusu güçler rahatsız olmayacaktı.

Bilindiği üzere İslâmi hareketlerin zayıflatılması için şimdiye kadar genellikle "radikal dinci, fundamentalist, terörist" suçlamalarına dayalı baskı metodlarından yararlanıldı. Fakat bu nitelikteki baskıların sonuç vermediği görüldü. Bu tür suçlamalar, beş vakit namazlarını kılmalarına rağmen İslâm'ın hayatı bütün yönleriyle kuşatan bir ilâhi nizam olduğunu kavrayamamış Müslümanları bile harekete geçirdi ve onlar da yavaş yavaş "fundamentalist" olmaya başladılar.

Bunun üzerine ABD ve onun güdümündeki yönetimler başka çözümler arama yoluna gittiler. Bir süre önce ABD yönetiminin gözetiminde bu konuyla ilgili geniş bir rapor hazırlandığını öğrendik. Raporu ele geçirme imkânımız olmadı, ancak bazı güvenilir kaynaklardan içeriğiyle ilgili birtakım bilgiler temin edebildik. Öğrendiğimize göre raporda "fundamentalist, radikal dinci" suçlamalarının, bu tür suçlamalardan yola çıkılarak gerçekleştirilen tutuklamaların ve baskı uygulamalarının İslâmi hareketleri daha da güçlendirdiği dile getiriliyor. Bunun yerine bir başka metod tavsiye ediliyor ki o da şu: İslâmi hareketin ileri gelenleri İslâmcı görüşlerinden ve faaliyetlerinden dolayı değil de adi suçlarla suçlanarak tutuklansın. Örneğin toplumda etkinliği olan ve kalabalık kitlelere yön veren birisi kaçakçılık yapmakla suçlanarak mahkeme önüne çıkarılacak. Bir başkası kadınlarla özel ilişkiler kurmakla suçlanacak. Yine bir diğeri vergi kaçırmakla itham edilecek vs.

Aslında bu uygulama yeni değil. Söz konusu rapor hazırlanmadan önce bazı İslâm ülkelerindeki yönetimler bu metodu uygulamaya başlamışlardı. Örneğin Tunus'taki yönetim İslâmi hareketin ileri gelenlerinden birini tutuklayıp hapse attıktan sonra kendisine narkoz vermiş, sonra bir fahişeyi yanına sokmuş ve fahişenin onunla oynaşmasını kameraya aldırmış, sonra da televizyondan halka göstermişti. Yine aynı yönetim İslâmi kitabevlerini sırf İslâmi eserleri sattıklarından dolayı kapattığı halde kapılarına "vergisini ödemediğinden dolayı kapatılmıştır" levhaları astırmıştı. Son zamanlarda Mısır yönetimi de İslâmi hareket mensuplarına yönelik benzer suçlamalarda bulunmaya başladı. Buna benzer suçlamalar ileride daha da artabilir. Fakat bu metodun yeni keşfedilmiş bir metod olmadığını, daha önce komünist rejimlerin de muhaliflerine karşı bu metoddan yararlandıklarını biliyoruz. Hatta Mekke müşrikleri de Resulullah (s.a.s.)'a ve sahabilere karşı aynı yola başvurmuşlardı.

Aslında bu metodun öne çıkarılması sömürgeciliğin İslâmi uyanış karşısındaki çaresizliğinin bir göstergesidir. İslâm'a yönelik son sataşmalar da bu çaresizliğin bir diğer göstergesi. Bütün bu saldırıların, İslâmi uyanış hareketlerinin ilerlemesini önleme çabalarının ne derece sonuç verebileceği ve gelecekte nelerin olabileceği konusundaki düşüncelerimizi bir başka yazımızda serdetmeye çalışacağız inşallah.