Afganistan

Resmi adı: Afganistan İslâm Cumhuriyeti

Başkenti: Kâbil (Nüfusu: 1.500.000)

Diğer önemli şehirleri: Kandehar (300.000), Herat (200.000), Kunduz, Celalabad, Pencap, Bedahşan, Belh, Mezarı Şerif, Gazne, Çarikar, Farah ve Bamiyan.

Yüzölçümü: 652.225 km2.

Nüfusu: 20.275.000 (1993 tahmini) Halkın % 16'sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 44 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 164'tür. Nüfusun % 44'ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.

Km2 başına düşen insan sayısı: 31

Nüfus artış hızı: % 5 (İç savaşta nüfus çok fazla artmamıştır.)

Etnik yapı: Nüsufun % 42'sini Afganlar, % 24'ünü Tacikler, % 12.5'ini Türkler, % 8'ini Moğolca konuşan Hazaralar, % 4.2'sini Farisiler (İranlılar), % 3.4'ünü Aymaklar, % 1.7'sini Beluciler, kalanını da Paşayiler, Kızılbaşlar, Nuristanlılar, Brahuiler, Hintliler, Ariler ve bunların dışında kalan küçük etnik unsurlar oluşturur. Afganların kuzeydeki kabilelerine Pehtun, güneydekilerine de Peştun denmektedir. Tacikler Fars lehçelerinden olan Dari (Tacik) lehçesini konuşurlar. Türkler içinde en kalabalık kitle Özbeklerdir. Özbeklerin genel nüfusa oranları % 9.2'dir. İkinci sırada Türkmenler gelir. Diğer Türk boyları ise Kırgızlar, Kazaklar, Kıpçaklar, Karluklar, Karakalpaklar, Çağataylar, Uygurlar ve bunların dışındaki küçük gruplardır.

Dil: Resmi dil Peştuca ve Tacikçedir. Nüfusun yarıdan çoğu Peştuca, dörtte bire yakın bir kısmı da Tacikçe konuşur. Bunun yanısıra azınlıkların dilleri de konuşulmaktadır. Özbekçe, Türkmence, Belucice, Paşice ve Nuristanice milli dil olarak kabul edilmiştir. Bu diller ilk öğretimde kullanıldığı gibi, bu dillerle yayın da yapılabilmektedir.

Din: Afganistan'ın resmi dini İslâm ve halkın % 99'u Müslümandır. Müslümanların yanısıra az sayıda hindu, sih ve yahudi yaşamaktadır. Müslümanların büyük çoğunluğu sünni hanefidir. Ayrıca % 9 oranında Caferiye şiası ve % 2 oranında İsmailiyye şiası mevcuttur.

Coğrafi durumu: Bir Ön Asya ülkesi olan Afganistan, kuzeyden Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan, kuzey doğudan Çin, doğu ve güneyden Pakistan, batıdan İran'la çevrilidir. En yüksek yeri Tinç Mir (7699 m.)'dir. En önemli akarsuyu Hilmend'dir. Yine Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur. En önemli gölleri Sarıgöl, Cakmaktın, Sıva gölü, Bendi Emir gölü, Abı İstade ve Namus gölü adlı gölleridir. Afganistan topraklarının önemli bir kısmı dağlıktır. Kuzey doğusunu Hindukuş dağları kaplar. Bu dağların ülkenin değişik bölgelerine doğru uzanan kolları bulunmaktadır. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney batı bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır ve buralarda çöl iklimi hâkimdir.Topraklarının % 12'si tarım alanı, % 46'sı otlak, % 3'ü ormanlık, kalanı dağlık ve bozkırdır. Ülke genelinde sert bir bozkır iklimi hâkimdir. Başkent Kâbil'de yıllık sıcaklık ortalaması 12.5 derece, yıllık yağış ortalaması 317 mm'dir. Kandahar'da bu oran 17.9 derece/178 mm'dir.

Yönetim şekli: Ülke 27 Eylül 1993'te yürürlüğe konan geçici anayasayla yönetilmektedir. Anayasaya göre devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. 250 üyeli geçici parlamento oluşturulmuştur. Ancak mücahit grupları arasındaki ihtilaflar ve çatışmalar dolayısıyla belli bir siyasi yapı oturtulamamıştır. Afganistan, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), IMF (Uluslarası Para Fonu), İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

İdari bölünüş: 31 ile ayrılır.

Tarihi: İslâm, Afganistan'a Hz. Osman (r.a.) veya Muaviye (r.a.)'nin Basra valisi Abdurrahman bin Semure'nin bu ülkeye gönderilmesiyle ulaşmıştır. Afgan halkının İslâm'la tanışmasından sonra bu din onların arasında hızla yayılmaya başladı. Daha sonra ülke kabile başkanlarınca yönetildi. 9. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir kısmı Sâmâniler'in eline geçen Afganistan'da daha sonra Gazneli Devleti kuruldu. Gazneliler'in ardından Selçuklular'ın hâkimiyetine girdi. Sonra sırasıyla Gurlular'ın, Harezmşahlar'ın, Moğollar'ın, Bâbürlülerin, Abdâliler'in, Safeviler'in ve daha başka küçük hanlıkların hâkimiyetinde kaldı. Bunların bazıları bugünkü Afganistan topraklarının sadece bir kısmına hâkim olabildiler.

Afgan kabilelerini birleştirerek ilk milli Afgan devletini kuran kişi Ahmed Şah Durrani'dir. Ahmed Şah Durrani, o zaman Afganistan'ı elinde tutan İran şahı Nâdir'in 1747'de öldürülmesinden sonra Kandehar'ı ele geçirdi ve zamanla hâkimiyet sınırlarını genişletti.

1839'da İngilizler Sihlerle işbirliği yaparak Afganistan'ı işgal ettiler. Ancak o zamanki Afgan hükümdarı Dost Muhammed İngilizleri ülkeden çıkardı. Bununla birlikte İngiliz işgali ülkedeki birliğin bozulmasına ve dağınıklığa yolaçtı. Bunu sonraki yıllarda iç karışıklıklar izledi. İngilizler Ruslar'la işbirliği yaparak 1878'de ülkeyi ikinci kez işgal ettiler. Bu ikinci işgal 1880'de sona erdi. Bu tarihte Abdurrahman Han, Afgan tahtına geçti. Abdurrahman Han sağlığının bozulması sebebiyle tahtını 1901'de oğlu Habibullah'a bıraktı. Habibullah'ın 19 Şubat 1919'da öldürülmesi üzerine yerine yenilik yanlısı oğlu Emanullah geçti. Emanullah Han'ın Ruslar'a yaklaşması İngilizlerle arasında savaş çıkmasına yol açtı ve bu savaş 8 Ağustos 1919'da Ravalpindi Anlaşması'yla sona erdirildi. Emanullah Han'ın reformları ülkede isyanlara yolaçtı ve bu isyanlar onu ülkesini terketmeye zorladı. Onun ülkesini terkettiği sırada Afganistan'ı İnayetullah Han yönetti. Bunun üzerine daha önce Emanullah Han'ın Fransa'ya sürgün ettiği eski ordu kumandanı Nadir Han Afganistan'a dönerek isyanı bastırdı ve ülkede yeniden birlik sağladı. Bu başarısıyla halkın desteğini kazanan Nadir Han 16 Ekim 1929'da Afganistan tahtına geçirildi. Nadir Han, halkın karşı çıktığı reformlardan uzak kalarak İslâm alimlerine da danışmak suretiyle ülkede İslâmi bir düzen kurmaya çalıştı. Onun 31 Ekim 1931'de yürürlüğe koyduğu anayasa bazı küçük ilavelerle 1964'e kadar yürürlükte kalmıştır. Nadir Şah 1933 Kasım'ında öldürülünce yerine oğlu Zahir Şah geçti. Zahir Şah, 1947'de kurulan ve kendisi için bir tehlike olarak gördüğü Pakistan'ın İngilizlerce desteklenmesi üzerine Sovyetler Birliği'ne yaklaştı. Sovyet yönetimi bunu çok iyi değerlendirerek Afganistan ordusu içinde kendine taraftar yetiştirdi. Bundan rahatsız olan Zahir Şah, Sovyet nüfuzunun daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla başbakanı Davud Han'ı görevden aldı. Ancak Davud Han, 1973'te Sovyetler'in desteğiyle bir darbe yaparak Zahir Şah'ı tahttan indirdi. Sovyetler hemen yetiştirmiş oldukları adamlarını Afganistan'ın önemli kilit noktalarına getirmeye başladılar. Bundan rahatsız olan Davud Han bazı marksistleri tutuklattı. Bunun üzerine ordudaki marksist subaylar 1978 Nisan'ında Davud Han'a karşı bir darbe gerçekleştirerek onu öldürdüler ve yerine hapse attığı marksist lider Nur Muhammed Teraki'yi geçirdiler. Nur Muhammed Teraki, sert bir marksist politika izlemeye başladı. Bu durum ülkede silahlı isyanlara yolaçtı. Teraki'nin politikasına karşı çıkan Hafizullah Emin Eylül 1979'da bir darbe gerçekleştirerek onu öldürdü. Sovyet yönetimi istemedikleri kişi olan Hafizullah Emin'i görevden almak ve ülkede hâkim kılınmaya çalışılan komünist rejime karşı başlamış olan isyanları bastırmak amacıyla 27 Aralık 1979'da Afganistan'a doğrudan askeri müdahalede bulundu. Sovyet güçleri müdahaleden sonra Hafizullah Emin'i görevden alarak yerine Babrak Karmal'ı geçirdiler. Ancak onların müdahaleleri isyanları bastırmaya yetmedi. Aksine İslâm'ın cihad ruhuyla her tarafa yayılan halk direnişi daha da şiddetlendi. Sovyet işgalinden sonra ülkedeki direniş bir iç savaşa dönüştü. Sovyet yönetimi İslâmi direniş karşısında başarısız kalan Babrak Karmal'ı 1987'de görevden alarak yerine Muhammed Necibullah'ı geçirdi. Sovyetler'in dağılmasıyla birlikte arkasındaki desteği tamamen kaybeden Necibullah, mücahidlerin karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayınca çareyi, Kabil'de mücahidlerle görüşmelerde bulunabilecek bir yönetim oluşturup kaçmakta buldu. Necibullah'ın kaçmasından sonra mücahitlerin Kabil'e girmeleri ve hakimiyeti ele almaları fazla zaman almadı. Bu gelişmelerin ardından 28 Nisan 1992 tarihinde Sıbğatullah Müceddidi'nin başkanlığındaki Geçici Konsey Afganistan'da yönetimi devraldı. Geçici Konsey'de başbakanlığa da Hizbi İslami'nin ileri gelenlerinden Abdussabur Ferid getirildi.

Ancak Afganistan'da İslâmi bir yönetimin işbaşına gelmesinden dolayı endişeye kapılan Batı basını derhal devreye girerek mücahitler arasında geçmişte ortaya çıkmış olan bazı ihtilafları kullanmaya başladı. Öte yandan Hizbi İslâmi'ye bağlı birliklerin Kabil'i sıkıştırdığı bir sırada Cemiyeti İslâmi'nin önde gelen komutanlarından Ahmedşah Mes'ud'un Kâbil yönetimiyle anlaşarak bazı şartlarla şehri tek taraflı teslim alması geçmişteki ihtilafların daha da kökleşmesine yolaçtı. Çünkü Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar, Kabil yönetiminin şartsız olarak teslim olmasını istiyordu. Daha sonra Geçici Konsey'in yapısı ve bu konseyden yönetimi devralacak hükümetin nasıl belirleneceği konusu üzerinde de ihtilaflar çıktı. Hikmetyar, Kabil yönetiminin önce Cemiyeti İslami, Hizbi İslami ve İttihadi İslami gibi Kabil çevresinde faaliyet gösteren mücahit birliklerinin komutanlarından oluşturulacak bir konseye devredilmesini ve ardından kısa sürede seçime gidilmesini istiyordu. Diğer mücahit grupları ise seçim için şartların elverişli olmadığını ileri sürerek buna yanaşmadılar. Bu ve benzeri ihtilaflar mücahit grupları arasında silahlı çatışmalara yolaçtı.

Geçici Konsey'in başkanı ve kurulan Afganistan İslâm Cumhuriyeti'nin geçici cumhurbaşkanı Sıbğatullah Müceddidi, belirlenen sürenin bitiminde 28 Haziran 1992'de görevi Cemiyeti İslami'nin lideri Burhaneddin Rabbani'ye devretti. Rabbani'nin cumhurbaşkanlığı devralmasından sonra muhalif mücahit grupları arasında da bir ateşkes anlaşması imzalandı. Ancak bir süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Hizbi İslami'nin tutumu dolayısıyla cumhurbaşkanı Rabbani de Hizbi İslami'nin ileri gelenlerinden olan başbakan Abdussabur Ferid'i görevden aldı. Bu olaylardan sonra çatışmalar daha da şiddetlendi. Çeşitli aracılıklar sonunda sağlanan ateşkesler ve geniş çaplı bir anlaşma sonunda Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar'ın başbakanlığa getirilmesiyle belli dönemlerde silahlı çatışmalar durduysa da kesin bir anlaşma sağlanamadı. Hikmetyar daha sonra can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Kâbil'den ayrıldı.

Dış problemleri: Afganistan için Rusya bir tehdit unsuru olmaya devam etmektedir. Tacikistan'daki Rus yanlısı rejime karşı mücadele eden gruplara Hizbi İslâmi başta olmak üzere Afganistan'daki bazı mücahit gruplarının destek vermesi ve Tacik muhaliflerin Afganistan topraklarını bir üs olarak kullanmaları Rusya'nın bu ülkeye karşı zaman zaman sert çıkışlarda bulunmasına ve topraklarına hava saldırıları düzenlemesine vesile oldu. Rusya Afganistan yönetiminin ve mücahit gruplarının Orta Asya'daki Müslüman halkları etkilemesinden de endişe ediyor. Dolayısıyla bu ülkeye karşı askeri tehdit gücünü kullanmaktan çekinmiyor.

İç problemleri: Afganistan'ın Sovyet işgalinden kurtarılmasına ve ülkedeki komünist rejime son verilmesine rağmen iç çatışmaların sona ermemesi ve mücahit grupları arasındaki anlaşmazlıkların devam etmesi ülkenin en önemli iç meselesidir. Bu durum ülkede belli bir siyasi düzenin oturtulmasına ve dış dünyayla bağlantıların kurulmasına da engel teşkil ediyor.

İslami Hareket: Afgan halkı İslâmi kimliğini korumaya oldukça özen göstermiş bir halktır. Emanullah Han'ın reformlarına sert bir şekilde tepki göstermesi de bu yüzdendi.

Afganistan'da İslâm'ı devlete hâkim kılmayı amaçlayan örgütlü çalışmalar ilk önce Kâbil Üniversitesi'nde başladı. Afganistan İslâmi hareketi Müslüman Kardeşler hareketinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Müslüman Kardeşler'in düşüncesini bu ülkeye taşıyan da Mısır'da eğitim gördükten sonra Kâbil'de Şeriat Fakültesi dekanlığı yapan Prof. Gulam Muhammed Niyazi olmuştur. Daha sonra aralarında Prof. Burhaneddin Rabbani ve Sıbğatullah Müceddidi'nin de bulunduğu bir grup öğretim görevlisi cemiyet kurarak İslâmi faaliyetleri hızlandırdılar. Davud Han'ın ülkede komünist düşünceyi yayma çabalarına karşı İslâmi kimlik sahibi öğrenciler ve aydın kesim de sistemli bir çalışma içine girdiler. Sovyetler'in askeri müdahalesinden önce Sovyet yanlısı yönetimle mücadele etmek için Müslüman halkın bir kısmını bünyesinde toplayan ilk mücahit grupları Gulbeddin Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizbi İslâmi'yle Prof. Burhaneddin Rabbani'nin liderliğindeki Cemiyeti İslâmi'dir. Hizbi İslâmi daha çok gençler ve üniversiteli kesim üzerinde etkili olmuştu. Bu iki örgüt Sovyet işgalinden sonra da cihadın başını çeken örgütler olmuştur. Her iki örgüt de cihad esnasında disiplinli ve askeri düzene göre hareket eden birlikler oluşturdu.

Sovyet işgalinden sonra cihad için halkı örgütlendiren daha başka gruplar da ortaya çıktı. Bunlar: Abdurabbiressul Seyyaf liderliğindeki İttihadi İslâmi, Mevlevi Yunus Halis liderliğindeki Hizbi İslâmiyi Halis, Mevlevi Muhammed Nebi liderliğindeki Hareketi İnkılabi İslâmi, Seyyid Ahmed Geylani liderliğindeki Mehazi Milli İslâmi, Sıbğatullah Müceddidi liderliğindeki Cepheyi Necâtı Milli'dir. Şii halkı örgütlemek için kurulmuş olan mücahit grupları da şunlardır: Ayetullah Muhsini liderliğindeki Hareketi İslâmi, Abdülkerim Halili liderliğindeki Sazmanı Nasr, Ekberi liderliğindeki Pasdaranı Cihadi İslâmi. Bunlar İran'ın desteklediği şii hareketleridir. Ayrıca İran tarafından tasvib edilmeyen Şurayi İnkılabi İttifaki İslâmi ve Afganistan Mustaz'af Mücahitler Örgütü adlı şii örgütleri kurulmuştur. Bu sayılanların dışında da bazı küçük mücahit grupları kuruldu. Afganistan'daki İslâmi harekette ve dini hayatta tasavvuf ve tarikatların da önemli etkinliği vardır. En yaygın olan tarikatlar Kübreviyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye, Şuttariyye, Çiştiye ve Nakşibendiyyedir.

Tanınmış İslâmi Hareket Önderleri:

Prof. Burhaneddin Rabbani: 1940 Bedehşan doğumlu. İlkokuldan sonra Kâbil Ebu Hanife medresesini ardından Kâbil Üniversitesi Şeriat Fakültesi'ni bitirdi. Daha sonra aynı fakülteye asistan olan Rabbani burada profesörlüğe kadar yükseldi. Rabbani, Afganistan'daki İslâmi şuurlanmaya önemli katkılarda bulunan bir ilim adamıdır.

Gulbeddin Hikmetyar: 1947 Kunduz doğumlu. İslâmi faaliyetlere lise çağlarında başladı. 1969'da 12 arkadaşıyla birlikte Hizbi İslâmi'yi kurdu. Zahir Şah zamanında, üniversite'deki çalışmalarından dolayı hapse atıldı ve 1.5 yıl hapiste kaldı. Hapisten çıktıktan sonra üniversite öğrenimini sürdürmesine engel olundu.

Prof. Abdurabbirresul Seyyaf: Davut Han'ın İslâmi hareket öncülerine karşı başlattığı tutuklama kampanyasında hapse atıldı ve 1973 - 79 yılları arasında hapiste kaldı. Teraki darbesinden sonra hakkında idam kararı verildi. Ancak, komünistler çok sayıda insan hakkında idam kararı çıkardıklarından bazı kimseler hakkında bu kararları yanlışlıkla infaz edemediler. Seyyaf'ın hayatta olduğu 1979'da rusların hapishaneleri boşaltmaları üzerine anlaşıldı. Seyyaf daha sonra evini terkederek fiilen cihada katıldı.

Ekonomi: Afganistan bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 53'tür. Çalışan nüfusun % 61'i tarım alanında iş görmektedir. Ülkenin önemli bir kısmı dağlık olmasına rağmen ırmaklardan en yüksek derecede yararlanılmaya çalışılmakta ve böylece sulu tarıma ağırlık verilmektedir. Bununla birlikte ekilebilen arazinin sadece yarısı sulanmaktadır. Sulanabilen arazilerde daha çok tahıl, sebze, haşhaş, meyve ve pamuk yetiştirilmektedir. 1992'de 2.5 milyon ton tahıl, 225 bin ton yer bitkileri, 40 bin ton baklagiller, 620 bin ton meyve, 500 bin ton sebze üretilmiştir. Nüfusun yaklaşık % 20'sini oluşturan göçebe ve yarı göçebe kitleler genellikle hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. 1992'de 1 milyon 650 bin baş sığır, 13.5 milyon baş koyun bulunuyordu.

Afganistan'ın demir, çinko, kurşun, petrol, berilyum ve yakut gibi çeşitli yeraltı kaynaklarına sahip olduğu bilinmekte ancak nakil zorluklarından dolayı yeterince işletilememektedir. Hindukuş dağlarının kuzey yamaçlarında kömür üretimi yapılmaktadır. Yine Kuzey Afganistan'da doğal gaz üretilmektedir. 1992'de 295 milyon m3 doğal gaz üretilmiştir. 1993'teki doğal gaz rezervi de 99 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu.

Orman ürünlerinden de önemli oranda yararlanılmaktadır. 1991'de 6 milyon 760 bin m3 tomruk üretilmiştir.

Para birimi: Afgani.

Gayri safi milli hasılası: 4 milyar 460 milyon dolar. (İç savaş şartlarında GSMH'da artış olmamıştır.)

Kişi başına düşen milli gelir: 220 dolar

Sanayisi: Sanayi yeni gelişmektedir. Dış ülkelerden sağlanan finans kaynaklarıyla tekstil, deri, ayakkabı, plastik, bisiklet, cam, şişe, çimento, şeker, çeşitli gıda maddeleri ve bazı askeri malzemeler üreten fabrikalar kurulmuştur. Sanayi sektöründen ve bütün yerel kaynaklardan elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 29'dur. Çalışan nüfusun % 13'ü sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden tesislerinde çalışanlar da dahildir.

Enerji: Afganistan'da 1991'de 1 milyar 15 milyon kw/saat elektrik üretilmiştir. Aynı yıldaki elektrik tüketimi de bu rakama eşittir. Elektrik enerjisinin % 32'si termik santrallerden, % 68'i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 57 kw/saattir.

Ulaşım: Kâbil'de uluslararası trafiğe açık, Bağlan, Herat ve Kandehar'da da iç ulaşımda kullanılan havaalanı mevcuttur. 2850 km.'si asfaltlanmış olmak üzere 18.970 km. karayoluna sahiptir. Dağlık olması bu ülkede demiryolu ağı kurulmasını zorlaştırmaktadır. Bu yüzden ulaşımda daha çok karayolları kullanılmaktadır. Afganistan'da ortalama 257 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.

Eğitim: Afganistan'da 560 ilkokul, 820 genel ve 35 mesleki ortaöğretim kurumu mevcuttur. İlkokul çağındaki çocukların % 20'si bu öğretimden yararlanabilmektedir. 5 yüksek öğretim kurumu mevcuttur. Okuma yazma bilenlerin oranı % 30'dur.

Kırsal alanda eğitim, öğretim çoğunlukla cami ve medreselerle tasavvufi tarikatlerin açtığı tekkelerde yürütülür. Bunların bazıları devlet denetiminde bazıları ise bağımsızdır. Cihad döneminde muhacir kamplarında kurulan okul ve medreselerde de eğitim faaliyetleri yürütülmüştür.Bu dönemde mücahitler kendilerine özel üniversite, harp akademileri, liseler, ortaokullar ve ilkokullar kurdular.

Sağlık: Afganistan'da bilinen en son rakamlara göre 70 hastane, 3000 doktor, 300 diş doktoru, 2200 hemşire mevcuttur. 6758 kişiye bir doktor düşmektedir. Bunlar devlet kuruluşlarıyla ilgili rakamlardır. Mücahit gruplarının oluşturdukları sağlık ve tedavi merkezleriyle ilgili rakamları kapsamamaktadır.