Afganistan Üzerine Hesaplar

Afganistan'daki mücahit güçlerinin ülkede kesin zafere ulaşmaları bütün dünyaya kuvvetle hakim olmak isteyen ve kurmak istedikleri kuvvete dayalı yapıyı "yeni dünya düzeni" olarak adlandırılan şer güçlerini endişe içine soktu. Tahmin edileceği üzere bu güçlerin Afganistan'daki zaferden endişe duymalarının tek sebebi bu ülkede İslam'ın devlete hakim kılınması için uygun zeminin oluşması değil. Bunun yanısıra Afganistan'ın bütün İslam dünyasındaki aynı amaçlı mücadelelere öncülük edeceğinden veya en azından bu mücadeleler için siyasi bir destek oluşturacağından endişe duyulmaktadır. İşte bu yüzden mücahit güçleri zayıflatmak suretiyle kendi çıkarlarını gözetecek adamlarını mücahitlerle birlikte yönetimde söz sahibi etmek ve zaman içerisinde de, kendi adamlarını daha etkili ve güçlü hale getirerek ülke yönetimini tümüyle kontrollerine almak istiyorlar. Afganistan'da komünist rejimin hakimiyetine tümüyle son verilmesinden sonraki bazı gelişmelerin dikkatlice incelenmesi ile sömürgeci güçlerin bu amaçlarını ortaya çıkarmak mümkündür.

Afganistan'ın gerçek anlamda bir İslam devleti olmasını istemeyen uluslararası güçler ilk iş olarak mücahitler arasında geçmişte ortaya çıkmış olan bazı ihtilafları kullanmak suretiyle mücahit birliklerini birbirlerine düşürme yolunda çaba harcamaya başladılar. Bu arada meydana gelen bazı olaylar da, sözkonusu güçlerin hizmetindeki basın-yayın organları vasıtasıyla mücahitler arası çatışmalar olarak dünyaya duyuruldu. Özellikle de Gulbeddin Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizbi İslami'ye karşı dünyadaki Müslüman kamuoyunda bir antipati uyandırmak amacıyla bu grubun bazı hareketleri Kabil'de yönetimi ele geçiren mücahit gruplarının merkezlerine yönelik saldırılar olarak takdim edildi. Oysa sözkonusu eylemler, Necibullah döneminden kalma milis güçlerinin merkezlerine yönelik saldırılardı. Hikmetyar ile Ahmedşah Mes'ud arasındaki son anlaşmazlığın temel noktasını da bu milis güçler meselesi oluşturuyordu. Hikmetyar, komünist rejime hizmet etmiş olan güçlere ve bunların liderlerine yeni yönetimde herhangibir yetki verilmemesini isterken, Ahmedşah Mes'ud bazı anlaşmaları dolayısıyla yeni yönetimde bunlara da bazı yetkiler verilmesini kabul etmişti. Mesela komünist zulüm döneminde Celalabad kolordu komutanlığı yapmış olan Asıf Dilaver'in genelkurmay başkanlığına getirilmesinin, Mes'ud'un sözkonusu anlaşmaları ile ilgisi vardı. Biz buna işaret ederken Ahmedşah Mes'ud'a taş atmak amacında değiliz. Mes'ud'un cihadın devam ettiği dönemde gösterdiği yararlılıklar ve hizmetler artık bütün dünyaca bilinmektedir. Ancak biz burada Mes'ud-Hikmetyar ihtilafının temel noktasına kısaca temas etmek istedik.

Burada şunu da belirtelim ki, Hikmetyar'ın tavizsiz tutumunu kendi çıkarları açısından tehlikeli gören uluslararası güçler onu davasında yalnız göstermek amacıyla ona destek veren diğer mücahid gruplarını gölgede bırakmaya da büyük bir özen gösterdiler. Yukarıda sözünü ettiğimiz Necib dönemi kalıntısı milis güçlerin ve komünist rejimin hizmetinde bulunmuş subayların tümünün yönetimin dışında bırakılması konusunda Abdurabbirresul Seyyaf ile Mevlevi Yunus Halis de Gulbeddin Hikmetyar'a destek vermektedir. Ancak Hikmetyar'ın davasında yalnız ve mücahid ittifakını bozan tek kişi olarak gösterilmesi amacıyla uluslararası güçlerin hizmetindeki basın-yayın organlarında, adı geçen mücahit liderlerinin desteklerinden hiç sözedilmedi. Çünkü ilk etapta Hikmetyar'ın safdışı edilmesi ve komünist dönem kalıntılarının yönetimde tutulabilmesi için gerekli bütün şartların oluşturulması amaçlanıyordu. Hikmetyar'ın safdışı edilmesinden ve sözkonusu şartların oluşturulmasından sonra diğer mücahit gruplarının safdışı edilmeleri o kadar zor olmayacaktı. Hikmetyar'a destek veren grupların tümüyle susturulmalarından sonra da tabii ki sıra Ahmedşah Mes'ud'a ve onun etrafında toplananlara gelecekti. Yani daha yakın tarihte Cezayir'de ve daha başka İslam beldelerinde oynanmış oyunun aynısının Afganistan'da oynanması isteniyordu.

Hikmetyar'ın safdışı edilmesi ve İslam dünyasında onun aleyhine bir kamuoyu oluşturulması amacıyla başvurulan yollardan birisi de onun Peştun milliyetçisi olarak gösterilmesi oldu. Aslında, Hikmetyar'ın geçmişteki mücadelesi ve izlediği politika onun bir milliyetçilik davası gütmediğini bütün açıklığı ile ortaya koyuyordu. Bunun yanısıra Hikmetyar'ın lideri olduğu Hizbi İslami'nin mensuplarının tümü peştunlardan meydana gelmiyordu. Hikmetyar'ın Sıbğatullah Müceddidi liderliğindeki geçiş hükümetine başbakan olarak görevlendirdiği adamı Üstad Ferid'in bir tacik olması onun bir peştun milliyetçisi olduğu iddiasının asılsızlığını ortaya koydu. Öte yandan Hizbi İslami'nin içerisinde çok sayıda tacik, özbek, vs. kökenli mücahitlerin bulunması da bu grubun peştun milliyetçiliği davası güttüğü yolundaki iddiaların doğru olmadığının göstergesi. Sömürgeci güçlerin, mücahit gruplarına böyle milliyetçilik kulbu takmalarının bir amacı da, Afganistan'ın Müslüman halkını birbirine düşürerek dünyaya sesini duyurabilecek bir güç oluşturmasını engellemek. Çünkü Afganistan toplumu çok değişik kavimlerden ve kabilelerden oluşmaktadır. Bu kavimlerin ve kabilelerin aralarında iktidar kavgasına düşmeleri büyük kargaşalara ve çok kan dökülmesine sebep olacaktır. Bu durum ise sömürgeci güçlerin işlerine gelecektir.

Sonuç itibariyle, bugün dünyada dizginleri ellerinde tutan güçler Afganistan'da İslam'ın devlete hakim olmasını ve bu ülkede çevredeki İslam beldelerine de örnek teşkil edecek bir yapının oluşmasını istememektedirler. Çünkü Afganistan'daki İslam zaferi bağımsızlığına yeni kavuşmuş Asya ülkelerini de etkileyebilecektir. Ayrıca henüz Batı güdümünde olan diğer Asya İslam ülkelerinde ortaya çıkmış olan İslami mücadelelerin de Afganistan'daki İslami yönetimle işbirliği içine girerek bu kıtada büyük İslami güç ortaya çıkarmaları mümkündür. Zaten komünizmin çöküşünden sonra sömürgeci Batı güçlerini en çok İslami mücadeleler düşündürmeye başlamıştır. İslam dünyasının üzerine bu derece yüklenilmesinin ve her tarafta Müslüman kanı akıtılmasının amacı da Batı çıkarlarını tehdid eden İslami mücadeleleri çok fazla tehlikeli bir konuma gelmeden ezmektir. Ancak biz İslam ümmetinin geleceğinin parlak olduğuna inanıyoruz. Çünkü baskıcı güçlerin bütün çabalarına rağmen İslami mücadele her tarafta büyümektedir.

Afganistan'daki son gelişmeler de, mücahit gruplarının sömürgeci güçlerin oyunlarını ortaya çıkardıklarını ve aralarındaki ihtilafları bu güçleri devreye sokmadan çözme yolunu tercih ettiklerini göstermektedir. Bizse, İslam dünyasında son asırda yaşanmış olan tecrübelerin Afganistan' daki mücahit liderleri için de ibret olacağını umuyoruz. Türkiye'deki Müslümanların da Afganistan'la ilgili haberleri değerlendirirken Yüce Allah'ın koymuş olduğu şu ölçüyü gözönünde bulundurmaları gerekir: "Ey iman edenler! Yoldan çıkmış (fasık) biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz". (Hucurat suresi: 49/6)