Afganistan Yeniden Sömürgecilerin Tuzağına Düşmesin

Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte arkasındaki desteği tamamen kaybeden Necibullah, Mücahidlerin karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayınca çareyi, Kabil'de Mücahidlerle görüşmelerde bulunabilecek bir yönetim oluşturup kaçmakta buldu. Afganistan'da kış şartlarının ağır olması sebebiyle Mücahid birlikleri Kabil'i ele geçirmeye yönelik saldırıları bahar aylarında gerçekleştirmeyi planlıyorlardı. Dolayısıyla bahar aylarının gelmesi ile Necibullah da sonunun yaklaştığını anladı ve önünde ülkeyi terketmek dışında bir yol olmadığını gördü. Afganistan'daki komünist rejimin, Sovyetler Birliği'nin dağıldığı yılın baharına kadar ayakta kalabilmesinin tek sebebi de, Sovyet yönetiminin daha önce gerçekleştirilen anlaşmalara, BM kararlarına ve Afganistan'daki bütün güçlerini geri çektiğini açıklamasına rağmen bu rejime askeri ve stratejik yönden destek vermesiydi.

Ancak Mücahidlerin Kabil'in eşiğine kadar geldikleri şu günlerde dünyanın hiç bir yerinde İslam'ın devlete hakim olmasını istemeyen sömürgeci güçler Afganistan'a yönelik yeni birtakım oyunlar çevirmeye başladılar. Bu güçler Afganistan'da kendi kontrolleri dışında kalacak olan İslami bir devletin kurulmasını önlemek amacıyla en başta Mücahid gruplarını birbirlerine düşürmek istiyorlar. Bu amaçla Afganistan'ın kuzey bölgesini elinde tutan ve önemli bir askeri güce sahip olan Cemiyeti İslami'ye bağlı Ahmedşah Mes'ud ile Mücahid birliklerinin en güçlülerinden olan Hizbi İslami'nin lideri Gulbeddin Hikmetyar arasında geçmişte ortaya çıkmış olan ihtilaflar da bir malzeme olarak kullanılıyor.

Geçmişte Hikmetyar'ın adamları ile Mes'ud'un adamları arasında bazı çarpışmaların meydana geldiği sıralarda başta Fransa olmak üzere çeşitli Batılı güçler, bu ihtilafı ileride kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmek düşüncesiyle Ahmedşah Mes'ud'a yaklaşmaya çalışarak ona destek vermek istemişlerdi. O dönemde yayınlanmış olan Fransızca periyodik yayın organlarının çoğunda Ahmedşah Mes'ud'la ilgili dosyalar hazırlandığı ve bu dosyaların çoğunun kapaktan duyurulduğu dikkat çekiyordu. Bugün Batılı güçler konuyu yeniden gündeme getirerek geçmişte ortaya çıkmış olan bu ihtilafı değerlendirme ve en güçlü iki mücahid grubunu karşı karşıya getirme çabası içindeler. Bu amaçla Batılı haber ajansları ve yayın organları sürekli şekilde sözkonusu iki mücahid grubuna bağlı birlikle arasında tartışmalar, kavgalar olduğu yolunda haberler yaymaya çalışıyorlar. Bu haberlerin çoğusu mücahid birliklerinin sözcüleri tarafından yalanlandığı halde sözkonusu ajanslar bu yönde haber üretmeye devam etmektedirler. Ümidimiz ve temennimiz mücahid liderlerinin ve onların emrindeki bütün mücahitlerin bu oyunların erken farkına varmaları ve bütün sömürgeci güçlerin hesaplarını boşa çıkarmaları!

Kabil'de, Necibullah'ın yerine bıraktığı yönetim kesin sonun çok yaklaştığını gördüğünden dolayı en azından ferdi olarak geleceklerini garantiye alma çabasının içine girmiş görünüyorlar. Bu yönetimde söz sahibi olanların Ahmedşah Mes'ud ile görüşmelere girerek, ondan kendilerinin öldürülmeyeceğine dair garanti istemelerinin sebebi bu. Haberlerde Ahmedşah Mes'ud'un Kabil'i fazla kan dökülmesine yolaçmadan teslim alabilmek amacıyla bu kişilerin canlarına dokunulmayacağı yönünde garanti verdiği ve görüşmeler devam ettiği sürece Kabil'e saldırı düzenlememe kararı aldığı bildirildi. Bunun yanısıra Hikmetyar'ın başını çektiği diğer mücahid gruplarına bağlı birlikler ise güneyden başkenti zorlamaya devam ediyorlar. Ayrıca haberlerde Hikmetyar'ın değişik mücahid gruplarından temsilcilerin katıldığı bir Devrim Konseyi oluşturduğu ve bu konseye sadece Mes'ud'un grubundan herhangibir temsilcinin katılmadığı bildiriliyor. Aslında bir yandan, Batılı güçler ve bunların emrindeki yayın kuruluşları mücahitleri birbirine düşürmeye çalışırken öte yandan Mes'ud ile Hikmetyar'ın ayrı ayrı hareket etmeleri ve birbirlerinden ayrı kararlar almaları endişe verici. Bunun yanısıra Mes'ud'un kendini Afganistan'ın geleceğinde en başta söz sahibi olacak kişi olarak görürcesine yalnız başına hareket etmesi Hikmetyar'ın da Mes'ud'u azınlıkların lideri olarak vasfetmesi ve kendilerinin yönetimi azınlık bir gruba teslim edemeyecekleri yönünde açıklamalarda bulunması da mücahitleri karşı karşıya getirmeyi amaçlayan güçlerin biraz işlerine yarıyor.

Afganistan'daki son gelişmelerle ve bu ülkenin geleceği ile ilgili olarak Birleşmiş Milletler teşkilatının da bazı hesapları var. Özellikle son zamanlarda aldığı bazı kararlarla bütün dünyaya hükmetme amacı taşıyan güçlere hizmet ettiği anlaşılan BM, Afganistan'da İslami bir yönetimin ortaya çıkmasına taraftar değil. BM böyle bir gelişmenin önüne geçmek amacıyla "geniş tabanlı bir hükümet" planı ile kendini gösteriyor. BM bu planını daha önce de gündeme getirmişti. Ama mücahidlerin karşı çıkmaları sebebi ile uygulama fırsatı bulamamıştı. Bu kez, mücahit gruplarının birbirlerine rakip konumda görünmeleri sebebiyle ileride mücahitler arasında kan dökülmesini önlemek amacıyla böyle bir planın uygulamaya konmasının en uygun yol olacağını ileri sürüyor. Mücahit liderleri içinde BM planına en sıcak bakan liderin Ahmedşah Mes'ud olduğu bildiriliyor. Bunda Mes'ud'un uluslararası bir destek arayışı içinde olmasının da etkisi olabilir.

Geçmişte Afganistan'daki cihada en büyük desteği vermiş olan Pakistan'ın son gelişmelerle birlikte tutumunda bazı değişikliklerin olduğu gözleniyor. Bunda Pakistan üzerindeki dış baskıların artmasının yanısıra, Afganistan'da İslam'ın devlete hakim olmasının Pakistan'daki rejimin geleceği açısından bir tehdit oluşturacağından endişe duyulmasının da etkisi olabilir.

İran yönetimi ile Hikmetyar arasında geçmişte ortaya çıkmış olan ihtilaflar bugün İran'ın Afganistan'daki gelişmelerle ilgili politikasını etkiliyor. Bazı gelişmeler İran'ın Ahmedşah Mes'ud - Hikmetyar ihtilafını Hikmetyar'ın aleyhine olaraktan kullanma çabası içinde olduğunu gösteriyor. Hatta bu yönde Afganistan'daki şiilerden de yararlanmaya çalıştığı anlaşılıyor.

Başta da belirttiğimiz üzere, Afganistan'da İslam'ın devlete hakim olmasını istemeyen uluslararası güçler bir yandan mücahitleri birbirine düşürmeye çabalarken bir yandan da Afganistan'a komşu ülkelerin, özellikle d Sovyetler'in dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşmuş olan Müslüman cumhuriyetlerin yönetimlerini korkutmaya çalışıyorlar. İşte Tacikistan yönetimi bu korkutmalar dolayısıyla, mücahit liderlerinden Afganistan'da yönetimi ele geçirmelerinden sonra kendi ülkelerine yönelik herhangibir saldırı hareketine girmeyecekleri yönünde garanti isteme ihtiyacı duydu.

Afganistan'daki cihada geçmişte oldukça yüzeysel bir destek vermiş olan İslam Konferansı Örgütü'nün bu günlerde temsil ettiği laik ve batıcı yönetimler adına bir endişeye kapıldığı hissediliyor. İKÖ'nün mücahit liderlerini BM'nin planlarını kabul etmeye çağırması işte bu endişesinden ileri gelmektedir.

Sonuç olarak, Afgan cihadı şu sıralarda en tehlikeli günlerini yaşıyor. Bugünlerde bütün dünya Müslümanlarının Afgan cihadına karşı sorumlu olduğu kadar, Afgan mücahitleri de bütün İslam dünyası karşı büyük bir sorumluluk altında bulunuyorlar. Mücahitler kendi aralarındaki yüzeysel görüş ayrılıklarını öne çıkararak ve liderlik kavgasına kapılarak dünya Müslümanlarının ümitlerini boşa çıkarmamalıdırlar. Eğer mücahitler bu girdabı aşabilirlerse İslam dünyasında sömürgeci güçlerin bekçiliğini yapan rejimlerin birbiri ardından tarihe karışma dönemi de başlamış olacaktır.